📝 Editoryal Not:

Bu basın bülteni genel olarak MS (Multipl Skleroz) hakkında doğru bilgiler içermekle birlikte bazı ifadelerin güncel bilimsel literatür ve kanıta dayalı tıp yaklaşımı doğrultusunda revize edilmesi gerekmektedir. Özellikle “kortizon atakların kutsal ilacıdır” gibi ifadeler bilimsel ve kurumsal iletişim dili açısından uygun değildir. Ayrıca Epstein-Barr virüsü (EBV) ile MS arasındaki ilişki son yıllarda güçlenen bilimsel kanıtlarla desteklenmiş olsa da nedensellik konusunda halen araştırmalar sürmektedir. MS’in prevalansına ilişkin bazı rakamlar ve coğrafi dağılım verileri güncel epidemiyolojik çalışmalarla farklılık gösterebilmektedir. Tamamlayıcı yaklaşımlar (diyet, yoga vb.) destekleyici uygulamalar olarak tanımlanmalı, hastalığın seyrini değiştiren tedavilerin yerine geçmediği açıkça belirtilmelidir. Metin, sağlık profesyonellerine ve medya kullanımına uygun olacak şekilde bilimsel dil ve akış açısından yeniden düzenlenmiştir.

Multipl Skleroz (MS), merkezi sinir sistemini etkileyen kronik, inflamatuvar ve bağışıklık sistemi aracılı bir hastalık olarak dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkiliyor. Hastalığın en sık görülen belirtileri arasında uyuşma ve karıncalanma gibi duyusal şikâyetler, kas güçsüzlüğü ve görme bozuklukları yer alıyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında yaptığı açıklamada, MS’in nedenleri, risk faktörleri, belirtileri ve güncel tedavi yaklaşımlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

MS Bağışıklık Sisteminin Merkezi Sinir Sistemine Yönelik Hatalı Yanıtıyla Ortaya Çıkıyor

Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MS’in bağışıklık sisteminin beyin ve omuriliğe yönelik anormal bir yanıt geliştirmesi sonucu ortaya çıktığını belirterek, bu süreçte sinir liflerini çevreleyen miyelin kılıfın zarar gördüğünü ifade etti.

Merkezi sinir sisteminde oluşan hasarın yerine göre belirtilerin değişebildiğini aktaran Tarlacı, hastalığın başlangıç döneminde en sık duyusal belirtilerin görüldüğünü söyledi. Uyuşma, karıncalanma, yanma hissi, elektrik çarpması benzeri yakınmalar ve his değişiklikleri, MS’in erken dönem belirtileri arasında yer alabiliyor.

En Sık Belirtiler Duyusal Şikâyetler, Kas Güçsüzlüğü ve Görme Bozuklukları

Duyusal belirtilerin ardından kas gücü kaybı ve hareket fonksiyonlarında bozulmaların görülebildiğini belirten Prof. Dr. Tarlacı, bazı hastalarda kol veya bacaklarda güçsüzlük, ağırlık hissi, sertlik veya hareket kısıtlılığı gelişebildiğini ifade etti.

Görme bozukluklarının da önemli bir başlangıç bulgusu olduğuna dikkat çeken Tarlacı, bulanık görme, görme kaybı veya göz hareketleriyle ilişkili ağrının bazı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabileceğini söyledi.

MS Genellikle Genç Erişkinlik Döneminde Başlıyor

MS’in en sık 20’li ve 30’lu yaşlarda ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Tarlacı, çok sayıda çalışmada ortalama başlangıç yaşının 29-32 yaş arasında bildirildiğini ifade etti.

Kadınlarda hastalığın erkeklere kıyasla daha sık görüldüğünü kaydeden Tarlacı, bağışıklık sistemiyle ilişkili birçok hastalıkta olduğu gibi MS’in de kadınlarda yaklaşık iki kat daha fazla görüldüğünü belirtti.

Virüsler ve Çevresel Faktörler Hastalık Riskinde Rol Oynayabilir

MS’in kesin nedeni henüz tam olarak açıklanamamış olmakla birlikte, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülüyor.

Prof. Dr. Tarlacı, özellikle Epstein-Barr virüsü başta olmak üzere bazı enfeksiyonların hastalık riskini artırabileceğine yönelik bilimsel verilerin bulunduğunu ancak tek başına herhangi bir enfeksiyonun doğrudan MS’e neden olduğunun kesin olarak gösterilemediğini ifade etti.

Sigara kullanımının da risk faktörleri arasında yer aldığını belirten Tarlacı, özellikle erken yaşta sigara kullanımının MS gelişme riskini artırabileceğini söyledi.

Genetik Yatkınlık Önemli Ancak Tek Başına Yeterli Değil

MS gelişiminde genetik faktörlerin etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Tarlacı, tek yumurta ikizlerinde hastalığın görülme oranının çift yumurta ikizlerine göre belirgin şekilde daha yüksek olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte MS’in yalnızca genetik geçişli bir hastalık olmadığını vurgulayan Tarlacı, çevresel faktörlerin ve bağışıklık sistemiyle ilişkili mekanizmaların da hastalık gelişiminde önemli rol oynadığını söyledi.

Coğrafi Dağılım Hastalık Riskini Etkileyebiliyor

MS sıklığının dünya genelinde bölgelere göre farklılık gösterdiğini belirten Tarlacı, Kuzey Avrupa, Kuzey Amerika ve Kanada gibi bölgelerde hastalığın daha sık görüldüğünü, birçok Asya ve Afrika ülkesinde ise daha düşük oranlarda izlendiğini aktardı.

Bu farklılığın genetik özellikler, güneş ışığına maruziyet, D vitamini düzeyleri ve çevresel faktörlerle ilişkili olabileceği düşünülüyor.

Günümüzde MS Tedavisinde Çok Sayıda Etkin Seçenek Bulunuyor

MS tedavisinde temel hedefin atakların kontrol altına alınması, hastalık aktivitesinin azaltılması ve uzun dönem sakatlık gelişiminin önlenmesi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarlacı, akut atak dönemlerinde yüksek doz kortikosteroid tedavisinin yaygın olarak kullanıldığını söyledi.

Son 30 yılda geliştirilen hastalık modifiye edici tedavilerin (DMT’ler), atak sıklığını azaltabildiğini ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiğini belirten Tarlacı, uygun tedavi seçiminin hasta bazında uzman hekim tarafından yapılması gerektiğini vurguladı.

Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, düzenli egzersiz, yeterli uyku ve dengeli beslenmenin yaşam kalitesine katkı sağlayabileceğini ifade eden Tarlacı, bu uygulamaların tıbbi tedavilerin yerine geçmediğini ancak bütüncül hasta yönetiminin önemli parçaları arasında yer aldığını sözlerine ekledi.