📝 Editoryal Not:
Vitiligo, toplumda yaygın görülmesine rağmen bulaşıcılığına ilişkin yanlış inanışlar nedeniyle hastaların psikososyal yaşamını olumsuz etkileyebilen kronik bir deri hastalığıdır. Dünya Vitiligo Günü kapsamında hazırlanan bu içerik, hastalığın otoimmün yapısını, erken tanının önemini ve son yıllarda tedavi alanında yaşanan bilimsel gelişmeleri sağlık profesyonelleri ve kamuoyu açısından anlaşılır şekilde ortaya koymaktadır. Özellikle JAK inhibitörleri ve hücresel tedavi yaklaşımları gibi yeni nesil seçenekler, vitiligo yönetiminde umut verici gelişmeler arasında yer almaktadır.
Dünya Vitiligo Günü’nde Uzmanlardan Farkındalık Çağrısı
DoktorTakvimi uzmanlarından Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Engin Sezer, 25 Haziran Dünya Vitiligo Günü kapsamında vitiligo hakkında önemli bilgiler paylaştı. Toplumda yaklaşık yüzde 1 oranında görülen vitiligonun bulaşıcı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sezer, erken tanının önemine ve tedavi alanında son yıllarda yaşanan gelişmelere dikkat çekti.
Vitiligo Nedir?
Vitiligo, deriye rengini veren melanosit adı verilen pigment hücrelerinin kaybı veya işlev bozukluğu sonucu ortaya çıkan kronik, otoimmün bir deri hastalığıdır.
Hastalığın mekanizmasını açıklayan Prof. Dr. Engin Sezer, “Vitiligo, bağışıklık sisteminin melanositlere karşı gelişen anormal yanıtı sonucu oluşan otoimmün bir hastalıktır. Melanositlerin azalması veya kaybı nedeniyle ciltte sınırları belirgin beyaz lekeler ortaya çıkar” dedi.
Toplumda Yaklaşık Yüzde 1 Oranında Görülüyor
Vitiligonun dünya genelinde ve Türkiye’de yaklaşık yüzde 1 oranında görüldüğünü belirten Prof. Dr. Sezer, hastalığın her yaş grubunda ortaya çıkabileceğini ifade etti.
“Hastalık bebeklik döneminden ileri yaşlara kadar görülebilir. Vakaların yaklaşık yarısında başlangıç 20 yaş öncesinde gerçekleşir. Hastaların yaklaşık yüzde 20’sinde aile öyküsü bulunmaktadır. Bununla birlikte vitiligo herhangi bir iç organ hastalığının doğrudan sonucu değildir ve birçok hastanın genel sağlık durumu iyidir.”
Genetik ve Çevresel Faktörler Birlikte Rol Oynuyor
Vitiligonun ortaya çıkmasında tek bir neden bulunmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sezer, genetik yatkınlığın yanı sıra çeşitli çevresel faktörlerin de hastalığı tetikleyebildiğini belirtti.
“Güneş yanıkları, fiziksel travmalar, ciltte tekrarlayan sürtünmeler ve yoğun psikolojik stres gibi faktörler, genetik yatkınlığı olan bireylerde hastalığın ortaya çıkmasını veya ilerlemesini etkileyebilir.”
İlk Belirtiler Yüz, El ve Genital Bölgede Görülebiliyor
Vitiligo çoğunlukla yüz, eller, ağız çevresi ve genital bölgede gelişen beyaz lekelerle kendini gösteriyor. Uzmanlar, erken dönemde dermatoloji değerlendirmesi yapılmasının tedavi başarısını artırabileceğine dikkat çekiyor.
Prof. Dr. Sezer, “Beyaz lekelerin fark edilmesi durumunda dermatoloji uzmanına başvurulması önemlidir. Erken dönemde başlanan tedavilerle daha hızlı ve etkili sonuçlar elde etmek mümkün olabilmektedir” diye konuştu.
Doğru Tanı Tedavi Başarısının Temelini Oluşturuyor
Vitiligo, bazı deri hastalıklarıyla benzer görünümler oluşturabileceği için doğru tanı büyük önem taşıyor.
Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Sezer, “Egzama sonrası gelişen pigment kayıpları, mantar enfeksiyonları, bazı inflamatuvar hastalıklar ve nadir görülen bazı deri lenfomaları vitiligoyu taklit edebilir. Klinik değerlendirme, Wood ışığı incelemesi ve gerekli durumlarda biyopsi ile histopatolojik inceleme tanının doğrulanmasına yardımcı olur. Doğru tedavi ancak doğru tanı ile mümkündür” dedi.
Vitiligo Bulaşıcı Değildir
Vitiligo hakkında toplumda yaygın olan yanlış inanışlardan biri de hastalığın bulaşıcı olduğu düşüncesidir.
Bu yanlış algıya dikkat çeken Prof. Dr. Sezer, “Vitiligo enfeksiyöz bir hastalık değildir ve kişiden kişiye temas yoluyla bulaşmaz. Hastaların sosyal yaşamdan dışlanmasına neden olabilecek bu yanlış inanışın düzeltilmesi büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.
Tedavide Yeni Nesil Yaklaşımlar Dikkat Çekiyor
Vitiligo tedavisinde son yıllarda önemli bilimsel gelişmeler yaşandığını belirten Prof. Dr. Sezer, tedavi seçeneklerinin giderek çeşitlendiğini söyledi.
“Günümüzde topikal tedaviler ve fototerapi uygulamalarının yanı sıra excimer lazer/ışık tedavileri, melanosit transferine dayalı hücresel tedaviler ve JAK inhibitörleri gibi yenilikçi yaklaşımlar kullanılabilmektedir. Uygun hasta seçimiyle bu yöntemler tek başına veya kombine şekilde uygulanabilmektedir.”
Çocuklarda Tedaviye Yanıt Daha Hızlı Olabiliyor
Çocukluk çağında başlayan vitiligonun bazı durumlarda tedaviye daha hızlı yanıt verebildiğini belirten Prof. Dr. Sezer, hastalığın alt tiplerinin tedavi planlamasında önemli olduğunu ifade etti.
“Çocukluk çağında görülen vitiligo sıklıkla daha iyi tedavi yanıtı gösterebilir. Ancak segmental (tek taraflı) vitiligo gibi bazı özel alt tiplerde hücresel nakil yöntemleri gibi ileri tedavi seçeneklerine ihtiyaç duyulabilir.”
Güneş Koruyucu Kullanımı İhmal Edilmemeli
Yaz aylarında güneş maruziyetinin vitiligo lezyonlarının daha belirgin hale gelmesine ve güneş yanığı riskinin artmasına neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Sezer, güneş korumasının önemine dikkat çekti.
“Özellikle yüz, boyun, el ve kollar gibi güneşe açık bölgelerde geniş spektrumlu güneş koruyucuların düzenli kullanılması önerilmektedir. Güneşten korunma, vitiligo yönetiminin önemli bir parçasıdır.”
