📝 Editoryal Not:
Bu bülten, TÜİK 2024 verilerine göre 489.361 ölümün %36’sı dolaşım sistemi hastalıklarına bağlıdır. WHO’ya göre kardiyovasküler hastalıklar 2022’de yaklaşık 19,8 milyon ölüme, küresel ölümlerin %32’sine neden olmuştur. Hipertansiyon verileri de güncel WHO kaynaklarına göre düzenlenmiştir. Türkiye’de kalp krizi yaşının Avrupa’ya göre daha düşük olduğuna ilişkin literatür bulunmakla birlikte, doğrulanamayan spesifik oranlara yer verilmemiştir. Ayrıca “40 yaşından itibaren herkes taranmalı” yerine, bireysel kardiyovasküler risk ve risk faktörlerine göre kişiselleştirilmiş değerlendirme yaklaşımı benimsenmiştir. ICH-GCP’nin ise bu basın bülteniyle doğrudan ilişkili bir klinik araştırma standardı olmadığı dikkate alınmıştır.
Kardiyovasküler hastalıklar dünya genelinde önde gelen ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre 2022 yılında yaklaşık 19,8 milyon kişi kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdi ve bu hastalıklar küresel ölümlerin yaklaşık %32’sini oluşturdu. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ise 2024 yılında kaydedilen 489 bin 361 ölümün %36’sı dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı olarak gerçekleşti. Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerin %42,9’unu iskemik kalp hastalıkları oluşturdu.
Kardiyovasküler hastalıkların ortaya çıkmasında tütün kullanımı, fiziksel hareketsizlik, sağlıksız beslenme, obezite, yüksek kan basıncı, kan şekeri ve kan lipidlerindeki bozukluklar gibi çok sayıda risk faktörü rol oynuyor. Bu faktörlerin önemli bir bölümü yaşam tarzı değişiklikleri ve gerektiğinde uygun tıbbi tedaviyle kontrol altına alınabiliyor. Bu nedenle koruyucu kardiyoloji yaklaşımının yalnızca ileri yaşlarda değil, daha erken dönemde başlaması önem taşıyor.
Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. R. Emre Altekin, 29 Eylül Dünya Kalp Günü nedeniyle kalp-damar sağlığını korumaya yönelik alınabilecek önlemler hakkında bilgi verdi.
Türkiye’de Kalp Krizi Daha Genç Yaşlarda Görülebiliyor
Türkiye’de kardiyovasküler hastalıkların önemli bir bölümünü oluşturan koroner arter hastalığı açısından erken yaşta olay görülmesi dikkat çekiyor. Türkiye’den yayımlanan bir koruyucu kardiyoloji derlemesinde, ülkenin Avrupa’daki bazı popülasyonlara kıyasla daha genç yaşta miyokard enfarktüsü görülen ülkeler arasında olduğu ve indeks koroner olay yaşının yaklaşık 10 yıl daha düşük bildirildiği aktarılıyor. Ayrıca Türkiye’nin 50 yaş altındaki erken miyokard enfarktüsü açısından Avrupa’da yüksek oranlara sahip olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle kardiyovasküler risk değerlendirmesini yalnızca “40 yaşından sonra” başlatmak doğru bir yaklaşım değil. Özellikle sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet, dislipidemi, obezite veya ailede erken yaşta kardiyovasküler hastalık öyküsü bulunan kişilerde risk faktörlerinin daha erken dönemde değerlendirilmesi önem taşıyor.
ESC’nin güncel koruyucu kardiyoloji yaklaşımında, bilinen kardiyovasküler hastalığı bulunmayan kişilerde risk değerlendirmesi yaş, kan basıncı, kolesterol düzeyleri ve sigara kullanımı gibi temel değişkenler üzerinden yapılırken; diyabet, kronik böbrek hastalığı ve diğer risk artırıcı özellikler de değerlendirmeye dahil ediliyor. SCORE2 ve SCORE2-OP gibi risk hesaplama araçları, uygun hastalarda 10 yıllık kardiyovasküler riskin değerlendirilmesine yardımcı oluyor.
Kalp Hastalıklarında Değiştirilebilir Risk Faktörleri Önemli
Prof. Dr. R. Emre Altekin, koruyucu kardiyolojinin temel amacının risk faktörlerini mümkün olduğunca erken belirlemek ve yönetmek olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Kalp ve damar hastalıkları açısından ileri yaş önemli bir risk faktörü olmakla birlikte, hastalığın ortaya çıkmasını yalnızca yaş üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Tütün kullanımı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, diyabet, fiziksel hareketsizlik ve fazla kilo gibi değiştirilebilir faktörlerin kontrolü, yaşam boyu kardiyovasküler riskin azaltılmasında temel bir role sahiptir.”
Ailede erken yaşta koroner arter hastalığı veya ani kardiyak ölüm öyküsü bulunması gibi değiştirilemeyen risk faktörleri de kişinin değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır. Bu nedenle risk değerlendirmesi yaş, cinsiyet, bireysel risk faktörleri ve eşlik eden hastalıkların birlikte ele alındığı kişiselleştirilmiş bir süreç olmalıdır.
Hipertansiyon Sessiz İlerleyebilir
Hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar açısından başlıca değiştirilebilir risk faktörlerinden biridir. WHO’nun 2024 verilerine göre 30-79 yaş arasındaki yaklaşık 1,4 milyar yetişkin hipertansiyonla yaşıyor. Bu kişilerin yaklaşık 320 milyonu, yani %23’ü, kan basıncını kontrol altında tutabiliyor. Hipertansiyon çoğu kişide belirgin bir belirtiye yol açmayabildiği için düzenli ölçüm ve gerektiğinde tedavi önem taşıyor.
Bu nedenle özellikle risk faktörleri bulunan bireylerde kan basıncının düzenli olarak değerlendirilmesi, tanı konulması halinde yaşam tarzı düzenlemeleri ve hekim tarafından planlanan tedavinin sürdürülmesi kardiyovasküler korunmanın temel bileşenleri arasında yer alıyor.
Kalp Sağlığını Korumak İçin Günlük Yaşamda Nelere Dikkat Edilmeli?
1. Tütün ve tütün ürünlerinden uzak durun
Sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı kalp ve damar hastalıkları için önemli bir risk faktörüdür. WHO, tüm tütün kullanım biçimlerinin zararlı olduğunu ve güvenli bir maruziyet düzeyi bulunmadığını belirtiyor. Tütün kullanımının bırakılması, kardiyovasküler riskin azaltılması açısından önemli bir koruyucu adımdır.
2. Beslenme düzenini kardiyovasküler risk açısından değerlendirin
Sebze ve meyveler, tam tahıllar, baklagiller, balık ve uygun miktarlarda kuruyemiş gibi besinlerin yer aldığı dengeli bir beslenme düzeni tercih edilmelidir. Fazla tuz, doymuş yağ ve yüksek oranda işlenmiş gıdaların tüketiminin azaltılması; eklenmiş şeker tüketiminin sınırlandırılması da kalp-damar sağlığı açısından önem taşır. WHO, sağlıksız beslenme ve yüksek tuz tüketimini kardiyovasküler hastalık riskini artıran temel davranışsal faktörler arasında sayıyor.
3. Düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamın parçası haline getirin
Yetişkinler için haftada en az 150-300 dakika orta yoğunlukta aerobik fiziksel aktivite veya 75-150 dakika yüksek yoğunlukta aktivite öneriliyor. Buna ek olarak, büyük kas gruplarını çalıştıran kas güçlendirme egzersizlerinin haftada en az iki gün yapılması öneriliyor. Fiziksel aktivite miktarının kişinin sağlık durumu ve fiziksel kapasitesine göre düzenlenmesi gerekiyor.
4. Kan basıncı, kolesterol ve kan şekerini takip edin
Hipertansiyon, dislipidemi ve diyabetin erken saptanması ve uygun şekilde yönetilmesi, kardiyovasküler riskin azaltılmasında kritik öneme sahip. Özellikle LDL-kolesterol hedefleri kişinin toplam kardiyovasküler riskine göre belirlenmeli; tek bir LDL değerinin bütün bireyler için aynı hedef olarak kabul edilmemesi gerekiyor. ESC’nin 2025 dislipidemi güncellemesi de risk değerlendirmesinde SCORE2 ve SCORE2-OP modellerinin kullanımını sürdürüyor.
5. Vücut ağırlığını ve metabolik sağlığı birlikte değerlendirin
Fazla kilo ve obezite; hipertansiyon, tip 2 diyabet ve lipid bozuklukları gibi kardiyovasküler risk faktörleriyle ilişkilidir. Bu nedenle yalnızca tartıdaki kilo değil, kişinin beslenme düzeni, fiziksel aktivite düzeyi, kan basıncı, kan şekeri ve lipid profili birlikte değerlendirilmelidir.
Herkese Aynı Kardiyolojik Tarama Uygulanmaz
Kardiyovasküler risk değerlendirmesi, her bireye aynı testlerin uygulanması anlamına gelmiyor. Bilinen kardiyovasküler hastalığı olmayan kişilerde klinik öykü, fizik muayene ve temel risk faktörleri değerlendirmesi ilk basamakta yer alırken, ileri tetkiklerin gerekliliği kişinin risk düzeyine göre belirlenmelidir. ESC kaynaklarında bazı görüntüleme veya fonksiyonel testlerin, özellikle seçilmiş orta riskli asemptomatik kişilerde risk sınıflamasına yardımcı olabileceği belirtiliyor.
Bu nedenle asemptomatik her bireyin rutin olarak ileri kardiyak görüntüleme veya stres testlerinden geçirilmesi yerine, test seçiminin klinik gereksinime göre yapılması daha uygun bir yaklaşımdır.
Kalp Sağlığında Bireysel ve Toplumsal Koruma Birlikte Ele Alınmalı
Kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi yalnızca bireysel yaşam tarzı değişikliklerinden oluşmuyor. Tütün kontrolü, sağlıklı gıdaya erişimin artırılması, tuz ve trans yağ tüketiminin azaltılmasına yönelik politikalar, fiziksel aktiviteyi destekleyen çevresel düzenlemeler ve hipertansiyon ile diyabet gibi kronik hastalıkların etkin yönetimi toplum düzeyinde de önem taşıyor. WHO, kardiyovasküler hastalıkların büyük bölümünün davranışsal ve çevresel risk faktörlerinin ele alınmasıyla önlenebileceğini belirtiyor.
Prof. Dr. R. Emre Altekin, “Kalp sağlığı açısından koruyucu yaklaşımın belirli bir yaşa ertelenmemesi gerekir. Özellikle tütün kullanımı, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği, diyabet, obezite veya ailede erken yaşta kalp-damar hastalığı öyküsü bulunan kişilerde risk faktörlerinin erken dönemde değerlendirilmesi önemlidir. Amaç yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek değil, mümkün olduğunca erken dönemde riskleri belirleyerek kalp-damar sağlığını korumaktır” dedi.
