📝 Editoryal Not:

İşitme sağlığı, yalnızca yüksek sesli ortamlarda değil, günlük kulaklık kullanımından kulak temizleme alışkanlıklarına kadar pek çok etkenle ilişkilidir. Gürültünün şiddeti kadar maruziyet süresi ve tekrarlanma sıklığının da önem taşıması, işitme kaybının önlenmesinde bireysel alışkanlıkları öne çıkarıyor. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı’nın açıklamaları, işitme güçlüğünün erken belirtilerini tanımaya ve korunma yollarını günlük yaşama uyarlamaya yardımcı oluyor. Metinde, standart işitme testi normal olsa bile gürültülü ortamlarda konuşmayı anlamada güçlük yaşanabileceği ve bu şikâyetin profesyonel değerlendirme gerektirdiği vurgulanıyor. Güvenli dinleme önerileri de Dünya Sağlık Örgütü’nün ses düzeyi ve maruziyet süresini birlikte değerlendiren yaklaşımıyla uyumlu biçimde ele alınıyor.

Kulaklık kullanım süresi, gürültülü ortamlara maruz kalma ve yanlış kulak temizleme alışkanlıkları işitme sağlığını etkileyebiliyor. Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, standart işitme testi normal olsa bile kalabalık ortamlarda konuşmaları anlamakta güçlük yaşanabileceğine dikkat çekerek erken değerlendirme ve doğru korunma alışkanlıklarının önemini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yeter Saçlı, 10 Ekim Dünya Odyologlar Günü dolayısıyla işitme sağlığını etkileyebilen günlük alışkanlıklar, gözden kaçabilen belirtiler ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

İşitmenin iletişim kurmanın yanı sıra günlük yaşamı güvenli ve bağımsız sürdürebilmek açısından da önemli olduğunu belirten Saçlı, gürültü maruziyeti, kulaklık kullanımı, bazı ilaçlar ve sağlık sorunlarının işitme sistemini etkileyebildiğini ifade etti. İşitme sağlığını korumak için yalnızca yüksek sesten uzak durmanın yeterli olmadığını kaydeden Saçlı, günlük alışkanlıkların da gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Sesin şiddeti kadar maruziyet süresi de önemli

İşitme kaybı denildiğinde çoğunlukla yaşlanma ve yüksek sesin akla geldiğini belirten Saçlı, gürültülü çalışma ortamlarının ve uzun süre yüksek sesle kulaklık kullanmanın işitme sağlığı açısından önemli riskler arasında bulunduğunu söyledi.

Sesin işitme üzerindeki etkisinin; şiddeti, maruz kalınan süre, tekrarlanma sıklığı ve ses kaynağına olan uzaklık gibi etkenlere bağlı olduğunu vurgulayan Saçlı, şu değerlendirmede bulundu:

“Yalnızca sesin yüksekliği değil, bu sese ne kadar süreyle ve ne sıklıkta maruz kalındığı da önemlidir. Yüksek seslere uzun süre veya tekrarlayan biçimde maruz kalmak, iç kulaktaki duyusal hücrelere zarar vererek kalıcı işitme kaybına neden olabilir. Çok şiddetli bir sese kısa süreli maruziyet de işitme sistemine zarar verebilir.”

Kulaklığı gürültülü ortamlarda kullanırken dış sesi bastırmak için ses düzeyini artırmanın maruziyeti yükseltebileceğine dikkat çeken Saçlı, uzun süreli ve yüksek sesli dinleme alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti.

Gürültüyü bastırmak için kulaklığın sesini yükseltmeyin

Güvenli dinleme alışkanlıklarının işitme kaybı riskini azaltmada önemli rol oynadığını ifade eden Saçlı, kulaklık sesini cihazın maksimum seviyesinin yüzde 60’ının altında tutmanın pratik bir başlangıç noktası olabileceğini söyledi. Ancak cihazların ses çıkış düzeyleri değişebildiğinden bu oranın tek başına güvenli dinlemeyi garanti etmediğini de vurguladı.

Saçlı, “Gürültülü ortamlarda sesi artırmak yerine dış sesi azaltmaya yardımcı olan, kulağa uygun şekilde yerleşen gürültü engelleyici kulaklıklar tercih edilebilir. Dinleme süresini sınırlamak, düzenli molalar vermek ve cihazların ses maruziyetini izleyen özelliklerinden yararlanmak da korunmaya katkı sağlayabilir.” dedi. Dünya Sağlık Örgütü de güvenli dinleme önerilerinde ses düzeyiyle birlikte maruziyet süresinin azaltılmasını ve gürültülü ortamlarda uygun işitme koruyucuların kullanılmasını öneriyor.

Günlük hayatta karşılaşılan her sesin işitmeye zarar verecek düzeyde olmadığını belirten Saçlı, sesin şiddeti ve maruziyet koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gürültülü bir ortamda karşıdaki kişiyle konuşabilmek için sesini yükseltmek zorunda kalmanın, ses düzeyinin yüksek olabileceğine ilişkin pratik bir işaret olduğunu belirtti.

Gürültülü ortamdan çıktıktan sonra kulakta çınlama, uğultu veya seslerin boğuk duyulması gibi belirtilerin ortaya çıkmasının da dikkate alınması gerektiğini ifade eden Saçlı, bu yakınmaların tekrarlaması veya devam etmesi halinde işitme değerlendirmesi yapılmasını önerdi.

Bazı ilaçlar ve sağlık sorunları da işitmeyi etkileyebilir

İşitme sağlığını etkileyen risklerin yalnızca gürültüyle sınırlı olmadığını belirten Saçlı, bazı ilaçların, kimyasal maddelerin, baş bölgesine alınan darbelerin ve çeşitli hastalıkların işitme veya denge sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini kaydetti.

Bazı ilaçların işitme sistemi üzerinde zararlı etki oluşturabildiğini belirten Saçlı, bu tür ilaçların hekim kontrolünde kullanılması ve olası yan etkiler konusunda sağlık profesyonellerinden bilgi alınması gerektiğini söyledi. İşitme üzerinde etkili olabilecek bir ilaç kullanılıyorsa, hekim önerisi olmadan ilacın bırakılmaması gerektiğini de hatırlattı.

Diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi bazı kronik sağlık sorunlarının da işitme kaybıyla ilişkili olabildiğini belirten Saçlı, işitme sağlığının genel sağlık durumundan bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Bu ilişkilerin her bireyde aynı sonucu doğurmadığını, kişinin risklerinin ve belirtilerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Standart işitme testi normal olsa da konuşmaları anlamak zorlaşabilir

Özellikle restoran, toplantı ve kalabalık ortamlarda konuşmaları takip etmekte zorlanan kişilerin bu durumu yalnızca dikkat dağınıklığına veya yaşlanmaya bağlamaması gerektiğini belirten Saçlı, standart işitme testleri normal sonuçlansa bile bazı kişilerin gürültü içinde konuşmaları anlamakta güçlük yaşayabildiğini söyledi.

Saçlı, “Kişi sesleri duyduğu hâlde konuşulanları ayırt etmekte zorlanabilir. ‘Duyuyorum ama anlayamıyorum’ şeklindeki bir şikâyet, işitme değerlendirmesi açısından önemli bir ipucudur. Böyle bir durumda yalnızca sesleri duyma eşiğine bakmak yeterli olmayabilir; kişinin yakınmaları doğrultusunda ek değerlendirmeler gerekebilir.” dedi.

Gürültülü ortamlarda konuşmaları anlamada güçlük yaşanması tek başına belirli bir işitme bozukluğunun tanısını koydurmaz. Bu nedenle değerlendirme, kişinin öyküsü ve ihtiyaçları doğrultusunda odyoloji ve gerektiğinde kulak burun boğaz uzmanlığı kapsamında planlanmalıdır.

Kulağı fazla temizlemeye çalışmak zarar verebilir

Kulak hijyeninde sık yapılan hatalardan birinin kulak kanalını gereğinden fazla temizlemeye çalışmak olduğunu belirten Saçlı, kulak kirinin dış kulak kanalını korumaya yardımcı olan doğal bir salgı olduğunu hatırlattı.

Pamuklu çubuk veya başka cisimlerle kulak kanalının içine müdahale etmenin kiri daha derine itebileceğini, tahrişe ve yaralanmaya neden olabileceğini belirten Saçlı, bu tür müdahalelerin kulak zarına zarar verme riski de taşıdığını söyledi.

Saçlı, “Herhangi bir şikâyet yoksa kulak kanalının içini düzenli olarak temizlemek çoğu zaman gerekli değildir. İşitmede azalma, kulakta dolgunluk, ağrı, akıntı veya çınlama varsa bunun nedeninin kulak kiri olduğu varsayılmamalıdır. Uygun yaklaşım, şikâyetin nedeninin bir sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmesidir.” ifadelerini kullandı.

Kulak damlası kullanımı veya kulak yıkama işleminin herkes için uygun olmayabileceğine dikkat çeken Saçlı, özellikle kulak zarıyla ilgili bir sorun ya da kulak ameliyatı öyküsü bulunan kişilerin hekime danışmadan bu tür uygulamalara başvurmaması gerektiğini belirtti.

İşitme güçlüğü dinleme yorgunluğuna ve sosyal yaşamda zorlanmaya yol açabilir

İşitme kaybının etkilerinin sesleri daha az duymakla sınırlı kalmadığını vurgulayan Saçlı, konuşmaları anlamak için sürekli daha fazla çaba harcamanın özellikle gürültülü ortamlarda dinleme yorgunluğuna neden olabileceğini söyledi. İletişim kurarken yaşanan güçlüklerin zamanla sosyal etkinliklerden uzaklaşmaya ve yalnızlık hissine katkıda bulunabileceğini de belirtti.

İşitme kaybı ile bilişsel işlevlerdeki değişiklikler ve demans riski arasında bilimsel araştırmalarda ilişki bildirildiğini aktaran Saçlı, bu bulguların doğrudan neden-sonuç ilişkisi şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurguladı.

“İşitme kaybı ile bilişsel sağlık arasındaki ilişki, farklı biyolojik ve sosyal etkenlerin de rol oynayabildiği karmaşık bir konudur. Bununla birlikte, işitme güçlüğünün erken fark edilmesi ve uygun şekilde yönetilmesi iletişimin, sosyal katılımın ve yaşam kalitesinin korunması açısından önemlidir.” dedi.

İşitme kaybını beklemeden riskleri azaltmak gerekiyor

Odyologların işitmenin değerlendirilmesi, işitme kaybının etkilerinin belirlenmesi ve uygun rehabilitasyon süreçlerinin planlanmasında önemli rol üstlendiğini belirten Saçlı, işitme sağlığının korunması için günlük yaşamda alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:

  • Kulaklık sesini düşük düzeyde tutmak ve uzun süre kesintisiz dinlemekten kaçınmak.
  • Gürültülü ortamlarda sesi artırmak yerine uygun gürültü engelleyici kulaklıklar veya işitme koruyucular kullanmak.
  • Yüksek sesli ortamlarda geçirilen süreyi sınırlamak ve ses kaynağından uzaklaşmak.
  • Kulak kanalına pamuklu çubuk veya başka cisimlerle müdahale etmemek.
  • Tekrarlayan çınlama, işitme güçlüğü veya konuşmaları anlamada zorlanma durumunda profesyonel değerlendirme almak.

Saçlı, sözlerini şöyle tamamladı:

“İşitme kaybını beklemek yerine riskleri azaltmak önemlidir. Gürültüden korunmak, kulaklık kullanımında ses düzeyine ve süreye dikkat etmek, kulağa gelişigüzel müdahale etmemek ve işitmeyle ilgili şüpheli belirtilerde değerlendirme almak, yaşam boyu işitme sağlığının korunmasına katkıda bulunabilir.”

Önemli sağlık uyarısı: İşitmede aniden gelişen azalma, özellikle tek kulakta ortaya çıkıyorsa, acil tıbbi değerlendirme gerektirir; kişinin kendiliğinden düzelmesini beklemeden aynı gün sağlık kuruluşuna başvurması önemlidir.