📝 Editoryal Not:
Basın bülteni, kekemeliğin nedenleri, belirtileri, gelişimsel seyri ve ailelerin destekleyici tutumları açısından kapsamlı bir içerik sunuyor. Metin; bilimsel terminoloji ve anlatım bütünlüğü güçlendirilerek, tekrarlanan ifadeler sadeleştirilerek ve okurun günlük yaşamda uygulayabileceği öneriler öne çıkarılarak yeniden düzenlendi. Bilimsel doğruluk açısından, gelişimsel kekemeliğin çok faktörlü yapısı ve psikolojik etkenlerin tek başına temel neden olarak değerlendirilmemesi vurgulandı. Ayrıca çocukluk döneminde kendiliğinden düzelme olasılığı bulunsa da hangi çocukta bunun gerçekleşeceğinin kesin olarak öngörülemeyeceği; yetişkinlikte aniden başlayan konuşma akıcılığı sorunlarının ise tıbbi değerlendirme gerektirebileceği belirtildi. ICH-GCP, klinik araştırma yürütümüne ilişkin bir standart olduğundan bu bilgilendirme amaçlı sağlık basın bültenine doğrudan uygulanabilir değildir.
Kekemelik genellikle 2–5 yaşları arasında ortaya çıkıyor. Uzmanlar, çocuğa sürekli “Yavaş konuş” veya “Önce nefes al” demek yerine sabırla dinlemenin ve anlatmak istediğine odaklanmanın önemine dikkat çekiyor.
Kekemelik yalnızca konuşma akıcılığını değil, bireyin özgüvenini, sosyal ilişkilerini ve iletişime katılımını da etkileyebiliyor. Toplumda yaygın olan inanışın aksine gelişimsel kekemelik, tek başına psikolojik travmayla açıklanamıyor. Genetik yatkınlık, nörolojik gelişim ve konuşmanın motor kontrolüyle ilişkili etkenlerin birlikte rol oynadığı çok faktörlü bir durum olarak değerlendiriliyor.
Bazı çocuklarda zaman içinde kendiliğinden azalma veya düzelme görülebilse de kekemeliğin nasıl seyredeceğini önceden kesin olarak belirlemek mümkün olmuyor. Bu nedenle belirtiler fark edildiğinde kendiliğinden geçmesini beklemek yerine bir dil ve konuşma terapistinden değerlendirme alınması öneriliyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, 22 Ekim Dünya Kekemelik Günü kapsamında kekemeliğin nedenleri, belirtileri ve farklı yaşlardaki seyri hakkında bilgi vererek erken değerlendirmenin, uygun terapi yaklaşımının ve aile desteğinin önemini anlattı.
Kekemelik, sosyal ilişkileri ve özgüveni de etkileyebiliyor
Kekemeliğin konuşma sırasında seslerin, hecelerin veya kelimelerin tekrarlanması, bazı seslerin uzatılması ya da konuşmanın istemsiz duraklamalarla kesintiye uğraması şeklinde görülebildiğini belirten Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, şu bilgileri verdi:
“Konuşma akıcılığındaki bu kesintilere bazı bireylerde artan fiziksel çaba, yüz ve vücut hareketleri, göz kırpma veya kas gerginliği gibi ikincil davranışlar eşlik edebilir.”
Kekemeliğin etkilerinin yalnızca konuşmayla sınırlı kalmayabileceğini vurgulayan Tahmincioğlu, bireyin iletişim kurma isteğinin, özgüveninin ve sosyal yaşama katılımının da bu süreçten etkilenebileceğini ifade etti. Özellikle konuşurken zorlanma kaygısı yaşayan kişiler, bazı ortamlarda söz almaktan veya kendilerini ifade etmekten kaçınabiliyor.
Kekemelik yalnızca psikolojik travmayla açıklanamıyor
Kekemeliğin çoğunlukla dil ve konuşma becerilerinin hızla geliştiği 2–5 yaş döneminde başladığını belirten Tahmincioğlu, bazı çocuklarda belirtilerin okul çağında fark edilebildiğini, gelişimsel kekemeliğin ilk kez ergenlik veya yetişkinlik döneminde ortaya çıkmasının ise daha nadir görüldüğünü söyledi.
Çocukluk döneminde başlayan kekemelik bazı bireylerde zamanla kendiliğinden azalabilirken bazılarında daha uzun süre devam edebiliyor. Tahmincioğlu, kekemeliğin nedenlerine ilişkin yanlış inanışlara dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Toplumda korku, stres veya psikolojik travmanın doğrudan kekemeliğe yol açtığı yönünde yaygın bir inanış bulunuyor. Ancak gelişimsel kekemelik tek başına psikolojik travmayla açıklanamaz. Günümüzde genetik yatkınlık, nörolojik gelişim ve konuşmanın motor kontrolüyle ilişkili etkenlerin bir arada rol oynadığı çok faktörlü bir durum olarak ele alınıyor.
“Bu, psikolojik ve duygusal etkenlerin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Kekemelik nedeniyle konuşma kaygısı yaşayan bireyler bazı iletişim ortamlarından uzaklaşabilir ve sosyal katılımları sınırlanabilir. Örneğin, sınıfta söz almaktan çekinen bir öğrencinin yaşadığı güçlük, konuşma akıcılığının ötesinde akademik, sosyal ve duygusal yaşamını da etkileyebilir.”
Yetişkinlikte aniden başlayan kekemelik araştırılmalı
Çocukluk döneminde başlayan kekemelik, bazı bireylerde zamanla azalsa veya belirginliğini kaybetse de ilerleyen yıllarda yeniden fark edilir hâle gelebiliyor. Kişinin konuşma güçlüklerini gizlemek ya da bastırmak için geliştirdiği yöntemler de stresli durumlarda yeterli olmayabiliyor.
Ancak yetişkinlikte aniden ortaya çıkan konuşma akıcılığı sorunları farklı nedenlerle ilişkili olabilir. Tahmincioğlu, kafa travması, inme, bazı nörolojik hastalıklar, beyin tümörleri, cerrahi girişimler veya ilaçların etkisiyle edinilmiş kekemelik gelişebileceğini belirterek şöyle konuştu:
“Özellikle yetişkinlik döneminde aniden başlayan konuşma akıcılığı sorunlarının nedenleri ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir. Konuşma bozukluğu aniden ortaya çıkmışsa ve yüzün bir tarafında güçsüzlük, kol veya bacakta uyuşma ya da güç kaybı, denge bozukluğu veya konuşulanları anlamada güçlük gibi belirtiler eşlik ediyorsa acil tıbbi yardım alınmalıdır.”
Kekemeliğin kendiliğinden geçmesini beklemek doğru olmayabilir
Gelişimsel kekemeliğin bazı çocuklarda başlangıcından sonraki aylarda veya yıllarda kendiliğinden düzelebileceğini belirten Tahmincioğlu, hangi çocukta bu durumun gerçekleşeceğinin kesin olarak öngörülemediğini vurguladı.
Kekemeliğin ne kadar süredir devam ettiği, başlangıç yaşı, ailede kekemelik öyküsü, eşlik eden dil ve konuşma güçlükleri ile çocuğun konuşma deneyimine yönelik duygusal tepkilerinin değerlendirmede dikkate alındığını ifade eden Tahmincioğlu, belirtiler fark edildiğinde dil ve konuşma terapistine başvurulmasını önerdi.
Erken değerlendirme, çocuğun ihtiyaçlarının belirlenmesine ve uygun yaklaşımın planlanmasına yardımcı olabiliyor. Terapi süreci ise çocuğun yaşına, özelliklerine, iletişim ihtiyaçlarına ve kekemeliğin günlük yaşam üzerindeki etkilerine göre bireyselleştiriliyor.
Çocuğun konuşmasına değil, anlatmak istediğine odaklanın
Ailelerin ve yakın çevrenin tutumları, çocuğun konuşma deneyimini ve iletişime katılımını etkileyebiliyor. Çocuğun sözünü tamamlamak, konuşmasını sürekli düzeltmek, hızlandırmaya çalışmak veya nasıl konuşması gerektiğini tekrar tekrar söylemek, konuşma üzerindeki baskıyı artırabiliyor.
Tahmincioğlu, “Yavaş konuş”, “Önce nefes al”, “Düşünerek konuş” veya “Dur ve tekrar söyle” gibi iyi niyetli uyarıların çocuğun dikkatini anlatmak istediği şeyden uzaklaştırarak konuşmasına aşırı odaklanmasına neden olabileceğini belirtti.
Ailelere önerilerde bulunan Tahmincioğlu, şöyle devam etti:
“Çocuğun nasıl konuştuğundan çok ne anlatmak istediğine odaklanmak, onu sabırla dinlemek ve sözünü tamamlaması için yeterli zaman tanımak önemlidir. Konuşurken acele ettirilmediğini ve dinlendiğini hissetmesi, çocuğun iletişim ortamında kendisini daha rahat ifade etmesine yardımcı olabilir.”
Ailelerin kendi konuşma hızlarını biraz yavaşlatmaları, doğal göz teması kurmaları ve konuşma sırasını paylaşmaları da destekleyici bir iletişim ortamının oluşmasına katkı sağlayabilir. Amaç, çocuğun konuşmasını sürekli denetlemek değil, kendisini rahatça ifade edebileceği bir ortam sunmaktır.
Kekemelik utanılacak veya gizlenecek bir durum değil
Kekemelik hakkında hiç konuşmamanın her zaman doğru yaklaşım olmadığını belirten Tahmincioğlu, çocuğun konuşmasındaki farklılığın farkında olması, soru sorması veya bu nedenle üzülmesi durumunda duygularının anlayışla karşılanması gerektiğini ifade etti.
Çocuğa, konuşurken zaman zaman zorlanmasının düşüncelerinin değerini azaltmadığı ve kekemeliğin utanılması gereken bir durum olmadığı yaşına uygun bir dille anlatılabilir. Böylece kekemelik, aile içinde konuşulması yasak bir konuya dönüşmeden kabul edici ve destekleyici bir iletişim ortamı oluşturulabilir.
Amaç, kekemelik yaşansa da özgürce iletişim kurabilmek
Kekemeliğin yalnızca ses veya hece tekrarlarından ibaret olmadığını vurgulayan Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kekemelik; konuşma akıcılığının yanı sıra davranışsal, duygusal ve sosyal boyutları da bulunan çok yönlü bir durumdur. Kekemeliğin ortaya çıkışı, bireyin veya ailesinin hatalı davranışlarının sonucu olarak değerlendirilmemelidir. Süreç bilimsel bilgiler doğrultusunda ele alınmalıdır.
“Erken değerlendirme, bireyselleştirilmiş terapi, aile katılımı ve destekleyici iletişim ortamları, kekemeliğin bireyin yaşamı üzerindeki etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Buradaki hedef yalnızca daha akıcı konuşmayı sağlamak değildir. Bireyin kekemelik yaşasa da düşüncelerini özgürce ifade edebilmesini, iletişimden kaçınmadan sosyal yaşama katılabilmesini ve kendisini etkili bir iletişimci olarak görebilmesini desteklemek de aynı derecede önemlidir.”
