📝 Editoryal Not:
Glokom, dünya genelinde geri dönüşü olmayan görme kaybının önde gelen nedenleri arasında yer almakta ve çoğu zaman asemptomatik seyretmesi nedeniyle erken tanı açısından önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturmaktadır. Bu basın bülteni, glokomun yalnızca göz içi basıncı yüksekliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, güncel klinik yaklaşım doğrultusunda görme siniri değerlendirmesi ve görme alanı analizlerinin önemine dikkat çekmektedir. Ayrıca, hastaların tedavi uyumu, düzenli takip ve risk faktörleri konusunda bilinçlendirilmesine katkı sağlayabilecek pratik bilgiler sunmaktadır.
Toplumda “göz tansiyonu” olarak bilinen glokom, optik sinirde (görme siniri) ilerleyici hasara yol açabilen ve dünya genelinde geri dönüşü olmayan görme kaybının başlıca nedenlerinden biri olarak kabul edilen kronik bir göz hastalığıdır. Hastalığın en önemli özelliklerinden biri, erken evrelerde çoğu zaman belirgin semptom vermeden ilerleyebilmesidir. Bu nedenle birçok hastada görme siniri hasarı, rutin göz muayeneleri sırasında saptanabilmektedir.
Batıgöz Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, glokom tanısı ve tedavisine ilişkin toplumda yaygın olarak bilinen bazı yanlış inanışlara dikkat çekerek önemli değerlendirmelerde bulundu.
Glokom Tanısında Sadece Göz İçi Basıncı Yeterli Değildir
Göz içi basıncı (GİB), glokom tanısında önemli bir parametre olmakla birlikte tek başına belirleyici değildir. Klinik değerlendirmede optik sinir başı muayenesi, optik koherens tomografi (OCT) gibi görüntüleme yöntemleri ve görme alanı testleri de büyük önem taşımaktadır.
Doç. Dr. Uğur Ünsal, bazı bireylerde göz içi basıncı normal sınırlar içerisinde olmasına rağmen optik sinir hasarı gelişebildiğini belirterek şu bilgileri paylaştı:
“Normal basınçlı glokom olarak tanımlanan bu tabloda, yalnızca göz tansiyonu ölçümüne odaklanılması tanının gecikmesine neden olabilir. Bu nedenle kapsamlı göz muayeneleri, glokomun erken dönemde saptanmasında kritik öneme sahiptir.”
Hastalık Uzun Süre Belirti Vermeden İlerleyebilir
Glokomun erken dönemlerinde ağrı, kızarıklık veya belirgin görme azalması çoğu zaman görülmez. Görme kaybı genellikle periferik (çevresel) görme alanında başlar ve merkezi görme uzun süre korunabilir.
Beynin görme alanındaki eksiklikleri belirli ölçüde telafi edebilmesi nedeniyle hastalar, hastalığın ilerleyen evrelerine kadar herhangi bir şikâyet fark etmeyebilir. Bu nedenle özellikle aşağıdaki risk gruplarında düzenli göz muayeneleri önerilmektedir:
- 40 yaş ve üzerindeki bireyler
- Ailesinde glokom öyküsü bulunan kişiler
- Diyabet hastaları
- Hipertansiyon hastaları
- Uzun süreli kortikosteroid kullanan bireyler
- Yüksek miyopisi bulunan kişiler
Glokomda Oluşan Görme Kaybı Geri Döndürülebilir mi?
Mevcut bilimsel verilere göre glokoma bağlı gelişen optik sinir hasarı ve buna bağlı görme alanı kayıpları büyük ölçüde geri döndürülemez niteliktedir. Bu nedenle tedavinin temel amacı, mevcut görme fonksiyonunu korumak ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaktır.
Doç. Dr. Ünsal, erken tanı ve düzenli takip sayesinde birçok hastada hastalık progresyonunun etkin şekilde kontrol altına alınabildiğini vurguladı.
Tedavi Başarısında Düzenli Damla Kullanımı Büyük Önem Taşıyor
Glokom tedavisinde en sık başvurulan yöntemlerden biri göz içi basıncını düşürücü damla tedavisidir. Tedavinin etkinliği, hastanın ilaçlarını önerildiği şekilde ve düzenli kullanmasına doğrudan bağlıdır.
Düzenli ilaç kullanımı, göz içi basıncının kontrol altında tutulmasına ve optik sinirin korunmasına katkı sağlayabilir. Tedaviye uyumsuzluk ise hastalığın ilerleme riskini artırabilir.
Glokomun kronik bir hastalık olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Ünsal, tedavi planının her hasta için bireysel olarak değerlendirildiğini ve ilaçların hekim önerisi olmaksızın kesilmemesi gerektiğini belirtti.
Selektif Lazer Trabeküloplasti (SLT) Her Hasta İçin Uygun mu?
Glokom tedavisinde kullanılan Selektif Lazer Trabeküloplasti (SLT), uygun hastalarda göz içi basıncının düşürülmesine yardımcı olabilen etkili tedavi seçeneklerinden biridir. Ancak tedavi başarısı; glokom tipi, hastalığın evresi ve bireysel hasta özelliklerine göre değişiklik gösterebilir.
Bu nedenle lazer tedavisi kararı, ayrıntılı oftalmolojik değerlendirme sonrasında verilmelidir.
Karanlıkta Telefon Kullanımı ve Glokom İlişkisi
Son dönemde sosyal medyada gündeme gelen “karanlıkta telefon kullanmanın körlüğe neden olduğu” yönündeki iddialara da değinen Doç. Dr. Ünsal, bu görüşün bilimsel açıdan doğru olmadığını ifade etti.
“Karanlık ortamda uzun süre parlak ekranlara bakmak göz yorgunluğu, göz kuruluğu ve geçici görsel rahatsızlıklara yol açabilir. Ancak doğrudan kalıcı körlüğe neden olduğuna dair bilimsel kanıt bulunmamaktadır.”
Bununla birlikte, anatomik olarak dar ön kamara açısına sahip bireylerde karanlık ortamda pupilla (göz bebeği) genişlemesine bağlı olarak akut açı kapanması glokomu atağı tetiklenebilir. Bu durum ani göz içi basıncı yükselmesiyle seyreden ve acil müdahale gerektiren bir göz hastalığıdır.
Düzenli Göz Muayenesi Glokomla Mücadelede En Güçlü Araç
Doç. Dr. Uğur Ünsal, glokomun yalnızca göz içi basıncı yüksekliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:
“Glokom tanısında göz içi basıncı önemli olmakla birlikte tek kriter değildir. Bazı hastalarda normal göz içi basıncı değerlerine rağmen optik sinir hasarı gelişebilir. Bu nedenle rutin göz muayenelerinde görme siniri değerlendirmesi, görüntüleme yöntemleri ve görme alanı analizleri ihmal edilmemelidir. Erken tanı sayesinde mevcut görmenin korunması ve hastaların yaşam kalitesinin sürdürülmesi mümkün olabilmektedir.”
