📝 Editoryal Not:
Viral hepatitler, özellikle Hepatit B ve C, uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilmeleri ve tanı konulmadığında siroz ile karaciğer kanseri gibi ciddi komplikasyonlara neden olabilmeleri açısından önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sarılığın her zaman bulaşıcı bir hastalığın göstergesi olmadığını, hepatit enfeksiyonlarının ise sarılık gelişmeden de seyredebildiğini ortaya koyan bu haber, erken tanı ve taramanın önemine dikkat çekiyor. Özellikle Hepatit C’nin günümüzde yüksek başarı oranlarıyla tedavi edilebilmesi ve Hepatit B için etkili aşıların bulunması, erken tanının hasta yönetimine katkısını daha da önemli hâle getiriyor.
Sarılık her zaman bulaşıcı bir hastalığın belirtisi olmayabilir. Öte yandan Hepatit B ve C enfeksiyonları, uzun yıllar belirgin semptomlara neden olmadan ilerleyerek karaciğerde hasara yol açabilir. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, viral hepatitlerin bulaşma yolları, erken tanının önemi ve kronik karaciğer hastalığına ilişkin riskler hakkında bilgi verdi.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, sarılığın nedenleri, viral hepatitlerin bulaşma yolları ve özellikle Hepatit B ile C enfeksiyonlarının belirti vermeden ilerleyebilen klinik seyri hakkında açıklamalarda bulundu.
Sarılık, bilirubin metabolizmasındaki bozukluklardan kaynaklanıyor
Sarılığın, kanda bilirubin düzeyinin yükselmesi sonucunda deri ve göz aklarının sarı renk almasıyla ortaya çıktığını belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, sarılığın tek başına viral hepatit göstergesi olmadığını vurguladı.
Bilirubinin, alyuvarların yıkımı sonucunda ortaya çıkan ve karaciğer aracılığıyla vücuttan uzaklaştırılan bir madde olduğunu ifade eden Dr. Mamçu, şu bilgileri paylaştı:
“Tüm sarılıkların nedeni aynı değildir. Bilirubinin karaciğerde işlenmesi, suda çözünebilir hâle getirilmesi ve safra yoluyla bağırsaklara taşınması süreçlerinin herhangi bir aşamasında sorun yaşanması sarılığa neden olabilir.”
Sarılık; alyuvar yıkımının artması, karaciğer hücrelerinin hasarlanması veya safra yollarında tıkanıklık gibi farklı mekanizmalarla gelişebilir. Bu nedenle sarılık görülen kişilerde altta yatan nedenin belirlenmesi için tıbbi değerlendirme yapılması gerekir.
Her sarılık bulaşıcı değildir
Sarılığın farklı hastalıklara bağlı gelişebileceğine dikkat çeken Dr. Mamçu, yalnızca enfeksiyona bağlı bazı sarılık tablolarının bulaşıcı olduğunu belirtti.
“Viral hepatit, karaciğerin hepatit virüsleri nedeniyle iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir hastalık grubudur. Hepatit A, B, C, D ve E virüsleri insanlarda enfeksiyona neden olabilir. Ancak sarılık gelişmesi, kişinin mutlaka bulaşıcı bir hastalık taşıdığı anlamına gelmez.”
Sarılığın nedeni belirlenmeden bulaşıcı olduğu varsayımıyla hareket etmek yerine, uygun tıbbi değerlendirme yapılması gerektiğini belirten Dr. Mamçu, hepatit türlerinin birbirinden farklı bulaşma yollarına ve klinik özelliklere sahip olduğunu ifade etti.
Hepatit enfeksiyonu sarılık olmadan da geçirilebilir
Viral hepatitlerin belirgin belirtiler ortaya çıkmadan da seyredebildiğini belirten Dr. Mamçu, özellikle çocuklarda ve Hepatit B ile C enfeksiyonlarında belirtilerin silik olabileceğine dikkat çekti.
Hepatit enfeksiyonlarında görülebilecek belirtiler arasında şunlar yer alıyor:
- Halsizlik ve yorgunluk
- İştahsızlık
- Bulantı ve kusma
- Karın sağ üst bölgesinde ağrı veya rahatsızlık
- Ateş
- Deride ve göz aklarında sararma
- İdrar renginde koyulaşma
- Dışkı renginde açılma
Ancak bu belirtilerin tamamının görülmesi gerekmiyor. Özellikle Hepatit B ve C enfeksiyonları uzun süre belirti vermeden ilerleyebiliyor. Bu nedenle kişinin kendisini sağlıklı hissetmesi, hepatit enfeksiyonu bulunmadığını göstermiyor.
Hepatit A ve E genellikle kirli su ve gıdalarla bulaşıyor
Hepatit virüslerinin bulaşma yollarının birbirinden farklı olduğunu belirten Dr. Mamçu, Hepatit A ve E’nin çoğunlukla fekal-oral yolla, yani enfekte dışkıyla kirlenmiş su ve gıdaların tüketilmesi sonucunda bulaştığını ifade etti.
Bu virüslerin bulaşmasında hijyen koşulları, güvenli içme suyuna erişim ve gıda güvenliği önemli rol oynuyor. Enfekte kişilerin dışkısıyla kirlenmiş yüzeylere temas edilmesi ve yeterli el hijyeninin sağlanmaması da bulaşma riskini artırabiliyor.
Hepatit A enfeksiyonu çoğunlukla akut seyrediyor ve kronikleşmiyor. Hepatit E de genellikle kendiliğinden iyileşmekle birlikte özellikle gebelerde ağır seyredebilmesi nedeniyle dikkat gerektiriyor. Bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde nadiren kronik enfeksiyon da gelişebiliyor.
Hepatit B ve C kan yoluyla bulaşabiliyor
Hepatit B ve C virüslerinin bulaşma yollarının A ve E virüslerinden farklı olduğunu belirten Dr. Mamçu, kan ve kanla kontamine olmuş malzemelerle temasın önemli bir risk faktörü olduğunu vurguladı.
Hepatit B; enfekte kan ve vücut sıvılarıyla temas, korunmasız cinsel ilişki ve enfekte anneden bebeğe doğum sırasında geçiş yoluyla bulaşabiliyor.
Hepatit C ise ağırlıklı olarak enfekte kanla temas sonucunda yayılıyor. Steril olmayan tıbbi veya kozmetik işlemler, ortak enjektör kullanımı ve uygun şekilde sterilize edilmemiş kesici-delici aletler bulaşma açısından risk oluşturabiliyor. Cinsel yolla ve anneden bebeğe bulaşma da mümkün olmakla birlikte Hepatit C’de temel bulaşma yolu kan temasıdır.
Ortak jilet ve diş fırçası kullanımı, üzerinde kan bulunması durumunda bulaşma riski oluşturabilir. Bununla birlikte sarılma, tokalaşma, aynı ortamda bulunma veya ortak yemek yeme gibi gündelik temaslarla Hepatit B ve C bulaşmaz.
Hepatit B, kronikleşerek siroz ve karaciğer kanserine yol açabilir
Hepatit B enfeksiyonunun akut veya kronik seyredebildiğini belirten Dr. Mamçu, özellikle belirti vermeden devam eden kronik enfeksiyonların uzun vadede ciddi karaciğer hastalıklarına neden olabileceğini ifade etti.
Kronik Hepatit B enfeksiyonunda virüsün karaciğerde oluşturduğu hasar kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Bazı kişilerde uzun süre belirgin karaciğer hasarı gelişmezken, bazılarında kronik inflamasyon, fibrozis ve ilerleyen süreçte siroz ortaya çıkabiliyor.
Kronik Hepatit B, hepatoselüler karsinom (karaciğerin en sık görülen primer kanser türü) gelişimi açısından da önemli bir risk faktörü.
Dr. Mamçu, Hepatit B enfeksiyonunda erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çekerek, kişinin virüs taşıyıp taşımadığının yalnızca klinik belirtilere bakılarak anlaşılamayacağını vurguladı.
Klinik açıdan önemli bilgi: Hepatit B enfeksiyonuna karşı etkili ve güvenli aşılar bulunuyor. Kronik Hepatit B enfeksiyonunda ise uygun hastalarda antiviral tedaviyle viral çoğalma baskılanabiliyor, karaciğer hasarının ilerlemesi ve komplikasyon gelişme riski azaltılabiliyor.
Hepatit C artık yüksek başarı oranlarıyla tedavi edilebiliyor
Hepatit C enfeksiyonunun önemli özelliklerinden birinin kronikleşme potansiyeli olduğunu belirten Dr. Mamçu, hastalığın uzun süre belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade etti.
Kronik Hepatit C enfeksiyonu tedavi edilmediğinde karaciğer fibrozisi, siroz ve karaciğer kanseri riskini artırabiliyor. Bununla birlikte günümüzde doğrudan etkili antiviral ilaçlar (DAA) sayesinde Hepatit C enfeksiyonlarının yüzde 95’inden fazlası tedavi edilebiliyor.
Bu gelişme, Hepatit C’de erken tanının önemini artırıyor. Tanı konulduktan sonra virüsün aktif olarak bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve karaciğer hasarının değerlendirilmesi, tedavi planlamasının temel aşamalarını oluşturuyor.
Hepatit C için henüz yaygın kullanıma sunulmuş etkili bir aşı bulunmuyor. Bu nedenle enfeksiyondan korunmada kan yoluyla bulaşmanın önlenmesi ve riskli temasların azaltılması önem taşıyor.
Hepatit E, gebelerde daha ağır seyredebilir
Viral hepatitlerin gebelik dönemindeki etkilerinin virüs türüne göre değiştiğini belirten Dr. Mamçu, özellikle Hepatit E enfeksiyonunun gebelerde ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğine dikkat çekti.
Hepatit E enfeksiyonu, özellikle gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde akut karaciğer yetmezliği ve anne açısından yaşamı tehdit eden komplikasyon riskini artırabiliyor. Bu nedenle gebelik döneminde hepatit belirtilerinin ortaya çıkması durumunda gecikmeden tıbbi değerlendirme yapılması gerekiyor.
Hepatit B ve C taşıyıcılığı kan testleriyle tespit edilebiliyor
Hepatit B ve C enfeksiyonlarının uzun süre belirti vermeden ilerleyebileceğini vurgulayan Dr. Mamçu, erken tanı için kan testlerinin önemini şu sözlerle ifade etti:
“B ve C virüsü taşıyıcılarının mutlaka hasta olmaları gerekmez. Bu kişilerin büyük bölümü belirti vermeden yaşamını sürdürebilir. Ancak bazı kişilerde virüs karaciğerde sessizce hasara neden olarak siroz gelişimine zemin hazırlayabilir. Kişinin Hepatit B veya C virüsüyle enfekte olup olmadığının anlaşılması için uygun kan testlerinin yapılması gerekir.”
Hepatit B taramasında HBsAg, anti-HBs ve total anti-HBc testleri kişinin mevcut enfeksiyonunu, geçirilmiş enfeksiyonunu veya aşıya bağlı bağışıklık durumunu değerlendirmeye yardımcı oluyor.
Hepatit C taramasında ise öncelikle anti-HCV antikor testi kullanılıyor. Testin pozitif olması durumunda aktif enfeksiyonun doğrulanması için HCV RNA testi yapılması gerekiyor. Çünkü anti-HCV pozitifliği tek başına kişinin hâlen aktif enfeksiyon taşıdığını göstermiyor.
Erken tanı, düzenli takip ve uygun tedaviyle viral hepatitlere bağlı karaciğer hasarının önlenmesi veya ilerlemesinin yavaşlatılması mümkün olabiliyor.
