📝 Editoryal Not:
Baş-boyun kanserleri; ağız boşluğu, yutak, gırtlak, burun ve sinüsler gibi farklı anatomik bölgelerde gelişebilen heterojen bir kanser grubudur. Tütün kullanımı ve alkol tüketimi başlıca risk faktörleri arasında yer alırken, özellikle HPV-16 enfeksiyonu orofarenks kanserleriyle güçlü biçimde ilişkilidir. Ağız sağlığı ve periodontal hastalıklarla baş-boyun kanserleri arasında da ilişki bildiren çalışmalar bulunmaktadır; ancak bu ilişkinin tütün, alkol ve diğer eşlik eden faktörlerden bağımsız nedensel bir ilişki olarak yorumlanması doğru değildir. Bu haber, korunma, erken uyarı belirtileri ve tanısal görüntüleme yöntemleri konusunda toplum farkındalığı sağlamayı amaçlamaktadır.
Tütün kullanımı, alkol tüketimi ve HPV enfeksiyonu baş-boyun kanserlerinde önemli risk faktörleri arasında yer alırken, ağız ve diş sağlığı da araştırmalarda dikkat çeken unsurlar arasında bulunuyor. Uzun süre iyileşmeyen ağız yaraları, yutma güçlüğü, ses kısıklığı veya boyunda açıklanamayan kitle gibi belirtilerin iki-üç haftadan uzun sürmesi halinde KBB değerlendirmesi önem taşıyor.
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi KBB Uzmanı Prof. Dr. Emre Üstündağ, baş-boyun kanserlerinde risk faktörleri, korunma yolları, dikkat edilmesi gereken belirtiler ve güncel tanı yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Baş-boyun kanserlerinde hangi faktörler rol oynuyor?
Baş-boyun kanserleri; ağız boşluğu, dudak, dil, yutak, gırtlak, burun ve sinüsler gibi farklı bölgelerde ortaya çıkabilen bir kanser grubunu ifade ediyor. Bu kanserlerin önemli bir bölümü, bu bölgelerin iç yüzeyini döşeyen skuamöz hücrelerden kaynaklanıyor.
Tütün kullanımı baş-boyun kanserleri açısından en önemli önlenebilir risk faktörlerinden biri. Sigara, puro, pipo ve dumansız tütün ürünleri özellikle ağız boşluğu, yutak ve gırtlak kanserleriyle ilişkilendiriliyor. Tütün kullanımının süresi ve miktarı arttıkça risk de yükseliyor.
Alkol tüketimi de özellikle tütün kullanımıyla birlikte olduğunda baş-boyun kanseri riskini artırabiliyor.
Bir diğer önemli etken ise insan papilloma virüsü (HPV) enfeksiyonu. Özellikle HPV-16, bademcik ve dil kökü bölgesini içeren orofarenks kanserlerinin önemli bir bölümüyle ilişkilendiriliyor.
Prof. Dr. Emre Üstündağ, “Baş-boyun kanserlerinde tek bir nedenden söz etmek mümkün değil. Tütün ve alkol kullanımı önemli risk faktörleri arasında yer alırken, özellikle HPV-16 enfeksiyonu orofarenks kanserlerinin gelişiminde önemli bir rol oynuyor. HPV ile ilişkili orofarenks kanserleri, tütün ve alkol ilişkili kanserlerden farklı özellikler gösterebildiği için hastaların risk değerlendirmesinde tüm bu faktörlerin birlikte ele alınması gerekiyor” dedi.
Ağız sağlığı neden önem taşıyor?
Ağız ve diş sağlığı ile baş-boyun kanserleri arasındaki ilişki son yıllarda çeşitli araştırmalarda inceleniyor. Periodontal hastalıklar, diş kayıpları ve kötü ağız hijyeni ile baş-boyun kanserleri arasında ilişki bildiren gözlemsel çalışmalar bulunuyor.
Ancak bu bulgular, kötü ağız hijyeninin tek başına baş-boyun kanserine neden olduğunu göstermiyor. Tütün ve alkol kullanımı gibi güçlü risk faktörleri ve diğer yaşam tarzı özellikleri de sonuçları etkileyebiliyor.
Bununla birlikte iyi ağız hijyeninin korunması, düzenli diş hekimi kontrollerinin yapılması, diş ve diş eti hastalıklarının tedavi edilmesi genel ağız sağlığı açısından önem taşıyor.
Prof. Dr. Üstündağ, “Ağız ve diş sağlığına özen göstermek baş-boyun kanserlerinden korunmanın tek başına garantisi değildir. Ancak ağız hijyeninin sağlanması, diş ve diş eti hastalıklarının tedavisi ve düzenli kontroller ağız sağlığının korunması açısından önemlidir. Kanserden korunmada ise özellikle tütün kullanımından uzak durulması ve alkol tüketiminin sınırlandırılması daha güçlü kanıtlara dayanan yaklaşımlardır” ifadelerini kullandı.
Belirtiler iki-üç haftadan uzun sürüyorsa değerlendirme önemli
Baş-boyun kanserleri, tümörün bulunduğu bölgeye göre farklı belirtilerle ortaya çıkabiliyor.
Dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında;
- İki-üç haftadan uzun süren ve iyileşmeyen ağız yarası,
- Ağız içinde beyaz veya kırmızı renkli kalıcı lezyonlar,
- Dil veya ağız tabanında sertlik ya da kitle,
- Yutma güçlüğü veya ağrılı yutkunma,
- Boğazda takılma ya da yabancı cisim hissi,
- Uzun süren veya açıklanamayan ses kısıklığı,
- Boyunda giderek büyüyen veya açıklanamayan kitle,
- Tek taraflı ve kalıcı burun tıkanıklığı,
- Tekrarlayan veya açıklanamayan burun kanamaları,
- Yüzde uyuşma veya şişlik
bulunuyor.
Erişkinlerde kulak muayenesinde belirgin bir neden saptanmamasına rağmen devam eden, özellikle tek taraflı ve açıklanamayan kulak ağrısı da baş-boyun bölgesindeki hastalıkların bir belirtisi olabilir.
Bu belirtiler her zaman kanser anlamına gelmez. Ancak iki-üç haftadan uzun sürmeleri, tekrarlamaları veya giderek belirginleşmeleri halinde KBB uzmanı tarafından değerlendirilmesi önem taşıyor.
Görüntüleme yöntemleri tanı ve evrelemede önemli rol oynuyor
Baş-boyun kanserlerinde tanı süreci hastalığın bulunduğu bölge ve klinik şüpheye göre planlanıyor.
Bilgisayarlı tomografi (BT), tümörün boyutunun, çevre dokularla ilişkisinin ve özellikle kemik yapılarla olası tutulumunun değerlendirilmesine yardımcı olabilir.
Manyetik rezonans görüntüleme (MR) ise özellikle dil, ağız tabanı, nazofarenks ve kafa tabanı gibi yumuşak doku yapılarının değerlendirilmesinde önemli bilgiler sağlayabilir.
PET-BT, özellikle uygun hastalarda hastalığın yayılımının, lenf nodlarının ve uzak metastazların değerlendirilmesinde kullanılabilir.
Ultrasonografi ise özellikle boyundaki lenf nodlarının değerlendirilmesinde ve uygun lezyonlardan iğne biyopsisi alınmasına rehberlik etmede kullanılabilir.
Bununla birlikte görüntüleme yöntemleri tek başına kesin kanser tanısı koydurmaz. Kesin tanı çoğu durumda şüpheli dokunun patolojik incelemesiyle konulur.
Kesin tanıda biyopsi belirleyici
Şüpheli lezyonun bulunduğu bölgeye ve klinik duruma göre farklı biyopsi yöntemleri kullanılabilir.
Boyundaki şüpheli lenf nodlarının değerlendirilmesinde çoğunlukla ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) veya gerektiğinde core needle biyopsi gibi yöntemlerden yararlanılabilir. Primer tümörün bulunduğu bölgeye göre endoskopik veya cerrahi biyopsi de uygulanabilir.
Patolojik incelemede tümörün hücresel özelliklerinin yanı sıra, uygun hastalarda tedavi planlamasına katkı sağlayabilecek HPV/p16 gibi biyobelirteçlerin değerlendirilmesi de gündeme gelebilir.
Prof. Dr. Üstündağ, “Baş-boyun kanserlerinde görüntüleme yöntemleri hastalığın yaygınlığının ve anatomik özelliklerinin belirlenmesine önemli katkı sağlıyor. Ancak görüntüleme ile şüpheli bir alanın görülmesi tek başına kanser tanısı anlamına gelmez. Kesin tanı için uygun bölgeden alınan doku veya hücre örneğinin patolojik olarak değerlendirilmesi gerekir” dedi.
Yapay zekâ tanı süreçlerine nasıl katkı sağlayabilir?
Yapay zekâ ve makine öğrenmesi teknolojileri, baş-boyun kanserleri de dahil olmak üzere tıbbın farklı alanlarında araştırılıyor.
Dijital patoloji ve görüntüleme alanındaki yapay zekâ uygulamaları; görüntülerin analizine, şüpheli alanların belirlenmesine, tümör özelliklerinin değerlendirilmesine ve bazı durumlarda prognostik özelliklerin araştırılmasına yardımcı olabilecek potansiyel araçlar olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu teknolojiler henüz tüm baş-boyun kanserlerinde standart tanı yöntemlerinin yerini almış değil. Klinik kullanımdaki yapay zekâ uygulamalarının doğruluğu ve klinik faydası, kullanılan teknolojiye ve uygulama alanına göre değişiyor.
Prof. Dr. Üstündağ, “Yapay zekâ özellikle dijital patoloji ve görüntüleme alanında hızlı bir gelişim gösteriyor. Gelecekte tümörlerin biyolojik özelliklerinin daha ayrıntılı değerlendirilmesine ve kişiselleştirilmiş tedavi kararlarına katkı sağlayabilir. Ancak bugün için yapay zekâyı hekimin, patologun veya radyoloğun yerine geçen bağımsız bir tanı yöntemi olarak değerlendirmemek gerekiyor” dedi.
Baş-boyun kanserlerinden korunmada hangi adımlar önemli?
Baş-boyun kanserleri açısından riskin azaltılmasında en önemli adımlardan biri tütün ürünlerinden uzak durmak.
Bunun yanında alkol tüketiminin sınırlandırılması, HPV enfeksiyonundan korunmaya yönelik önlemler, uygun kişilerde HPV aşılaması ve genel ağız sağlığının korunması da önem taşıyor.
Düzenli diş hekimi kontrolleri; diş çürükleri, periodontal hastalıklar ve ağız içindeki diğer sorunların erken fark edilmesini ve tedavi edilmesini sağlayabilir.
