📝 Editoryal Not:
Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türleri arasında yer alırken, hastalığın erken evrede saptanması tedavi seçenekleri ve klinik sonuçlar açısından önem taşıyor. Mamografi taramasına ilişkin radyasyon, meme dokusunun sıkıştırılması ve aile öyküsü gibi konularda toplumda yaygın olan yanlış inanışlar, tarama programlarına katılımı olumsuz etkileyebiliyor. Bu basın bülteni, mamografinin klinik önemini ve ultrasonografiyle arasındaki tamamlayıcı ilişkiyi ele alarak sağlık profesyonellerinin hasta bilgilendirme süreçlerine katkı sunmayı amaçlıyor. Bununla birlikte, tarama yaşının ve sıklığının bireysel risk profiline ve güncel klinik kılavuzlara göre belirlenmesi gerektiği özellikle vurgulanmalıdır.
Meme kanserinin erken tanısında önemli bir yere sahip olan mamografi, toplumda radyasyon, meme dokusunun sıkıştırılması ve aile öyküsü gibi konulardaki yanlış inanışlar nedeniyle zaman zaman ertelenebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, mamografinin ultrasonografiyle aynı işlevi görmediğine ve ailede meme kanseri öyküsü bulunmamasının tarama gereksinimini ortadan kaldırmadığına dikkat çekiyor. Uzmanlar, meme kanseri taramasının yalnızca aile öyküsüne göre değil; yaş, kişisel risk faktörleri ve güncel klinik öneriler doğrultusunda planlanması gerektiğini vurguluyor.
Meme kanserinde erken tanı, hastalığın yönetimi ve tedavi seçeneklerinin belirlenmesi açısından önemli avantajlar sağlayabiliyor. Bununla birlikte, mamografi taramasına ilişkin yanlış bilgiler kadınların düzenli kontrollerini ertelemesine neden olabiliyor.
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, mamografi hakkında toplumda sık karşılaşılan dört yanlış inanışı değerlendirerek doğru bilinenleri açıkladı.
1. Yanlış: Ailede meme kanseri öyküsü yoksa mamografi yaptırmaya gerek yok
Doğru: Aile öyküsünün bulunmaması meme kanseri riskini ortadan kaldırmaz.
Meme kanseri tanısı alan kişilerin önemli bir bölümünde hastalığa ilişkin aile öyküsü bulunmamaktadır. Bu nedenle yalnızca ailede meme kanseri görülüp görülmediğine bakılarak tarama gereksinimi belirlenmesi doğru değildir.
Aile öyküsü, özellikle birinci derece akrabalarda meme kanseri bulunması, önemli bir risk değerlendirme unsurudur. Bununla birlikte yaş, genetik yatkınlık, önceki meme biyopsilerinde saptanan yüksek riskli lezyonlar, meme yoğunluğu ve kişinin tıbbi öyküsü de değerlendirilmelidir.
Doç. Dr. Özgür Sarıca, aile öyküsü bulunmayan kişilerin de yaşlarına ve bireysel risk profillerine uygun meme kanseri taramalarını yaptırmaları gerektiğini belirtiyor.
2. Yanlış: Mamografide kullanılan radyasyon sağlığa zararlıdır; bu nedenle mümkün olduğunca kaçınılmalıdır
Doğru: Mamografide düşük doz X-ışını kullanılır. Tarama kararında radyasyon riski ile erken tanının sağlayabileceği yarar birlikte değerlendirilmelidir.
Mamografi, meme dokusunun X-ışınları kullanılarak görüntülenmesini sağlayan bir yöntemdir. Çekim sırasında iyonlaştırıcı radyasyon kullanılması bazı kişilerde endişeye neden olabilmektedir. Ancak modern dijital mamografi sistemlerinde kullanılan radyasyon dozu düşüktür.
Mamografiye bağlı radyasyon maruziyetinin oluşturabileceği risk; kişinin yaşı, tarama sıklığı ve toplam maruziyeti gibi faktörlerle ilişkilidir. Bu riskin değerlendirilmesinde, mamografi taramasının erken evre meme kanserinin saptanmasına sağlayabileceği katkı da dikkate alınmalıdır.
Doç. Dr. Özgür Sarıca, mamografide kullanılan düşük radyasyon dozunun uzun yıllara dayanan klinik deneyimle değerlendirildiğini ve radyasyon kaygısının gerekli taramaların ertelenmesine neden olmaması gerektiğini ifade ediyor.
Bununla birlikte, mamografi gereksiz yere tekrarlanmamalı; çekim sıklığı kişinin risk profili ve hekim değerlendirmesi doğrultusunda belirlenmelidir.
3. Yanlış: Mamografi sırasında memenin sıkıştırılması meme dokusuna zarar verir veya kansere neden olur
Doğru: Kontrollü meme kompresyonu, mamografinin teknik açıdan önemli bir parçasıdır ve kansere neden olduğuna ilişkin bilimsel kanıt bulunmamaktadır.
Mamografi çekimi sırasında meme dokusu iki plaka arasında kontrollü biçimde sıkıştırılır. Kompresyon olarak adlandırılan bu işlem, meme dokusunun daha homojen biçimde görüntülenmesini sağlar.
Memenin sıkıştırılması sayesinde doku üst üste binmesi azaltılır, görüntü kalitesi artırılır ve hareket artefaktları (görüntüde bulanıklığa neden olan hareket kaynaklı bozulmalar) sınırlandırılır. Ayrıca yeterli kompresyon, bazı durumlarda daha düşük radyasyon dozu kullanılmasına da katkıda bulunabilir.
Çekim sırasında kısa süreli baskı veya rahatsızlık hissedilmesi mümkündür. Ancak uygun teknikle ve kontrollü biçimde gerçekleştirilen meme kompresyonunun meme kanserine neden olduğuna ilişkin bilimsel bir kanıt bulunmamaktadır.
Doç. Dr. Özgür Sarıca, uygulanan basıncın kontrollü olduğunu ve işlem sırasında hissedilebilen geçici rahatsızlığın meme kanserine yol açtığı yönündeki inanışın doğru olmadığını belirtiyor.
4. Yanlış: Meme ultrasonografisi yaptırılıyorsa mamografiye gerek yok
Doğru: Mamografi ve ultrasonografi farklı bulguları ortaya koyabilen, birbirini tamamlayan görüntüleme yöntemleridir.
Mamografi ve meme ultrasonografisi, meme dokusunun değerlendirilmesinde kullanılan ancak farklı teknik özelliklere sahip iki görüntüleme yöntemidir.
Mamografi, özellikle mikrokalsifikasyonların (meme dokusundaki küçük kalsiyum birikimlerinin) ve yapısal bozulmaların saptanmasında önemli bir role sahiptir. Ultrasonografi ise özellikle kistik ve solid lezyonların ayrımında, ele gelen kitlelerin değerlendirilmesinde ve yoğun meme dokusunda ek inceleme yapılmasında yarar sağlar.
Bu nedenle ultrasonografi, rutin meme kanseri taramasında mamografinin doğrudan alternatifi olarak değerlendirilmemelidir. İki yöntemin birlikte kullanılması gerekliliği ise kişinin meme yoğunluğuna, klinik bulgularına ve risk durumuna göre belirlenmelidir.
Doç. Dr. Özgür Sarıca, yalnızca ultrasonografiyle yapılan değerlendirmenin bazı meme kanserlerinin saptanmasında yetersiz kalabileceğine dikkat çekerek mamografinin taramadaki önemini vurguluyor.
Meme kanseri taramasında kişisel risk değerlendirmesi önemli
Meme kanseri taramasında tek bir yaklaşımın bütün kadınlar için geçerli olmadığını belirten uzmanlar, tarama başlangıç yaşı ve sıklığının bireysel risk faktörleri dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini ifade ediyor.
Türkiye’de Sağlık Bakanlığı Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamında 40-69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografi taraması önerilmektedir. Bununla birlikte, yüksek risk grubundaki kişilerde daha erken yaşta taramaya başlanması, farklı görüntüleme yöntemlerinin kullanılması veya daha sık takip yapılması gerekebilir.
Mamografiye ilişkin yanlış inanışların giderilmesi, kadınların tarama programlarına katılımını desteklemek ve meme kanserinin erken evrede saptanmasına katkıda bulunmak açısından önem taşıyor.
