📝 Editoryal Not:
Bu basın bülteni, toplumda yaygın olarak doğru kabul edilen ancak bilimsel karşılığı olmayan sağlık inanışlarını ele alarak, sinüzit ve yüz felci gibi sık karşılaşılan klinik durumlar hakkında kanıta dayalı bilgi sunmaktadır. Özellikle yanlış inanışların hastaların geç başvurusuna yol açabileceği göz önüne alındığında, bu içerik hem sağlık profesyonelleri hem de toplum için bilgilendirici ve farkındalık artırıcı nitelik taşımaktadır.

Toplumda nesilden nesile aktarılan birçok sağlık inanışı, çoğu zaman bilimsel temeli sorgulanmadan doğru kabul edilmektedir. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, bu tür inanışların önemli bir kısmının bilimsel verilerle örtüşmediğini belirterek, sinüzit ve yüz felci örnekleri üzerinden doğru bilinen yanlışlara dikkat çekmektedir.

Geleneksel İnanışlar Bilimsel Gerçeklerle Örtüşmeyebilir

Günlük yaşamda sıkça dile getirilen bazı söylemlerin özellikle enfeksiyon hastalıkları ve sinir sistemiyle ilişkilendirildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Dondurma yersen bademcik iltihabı olursun, çıplak ayakla dolaşırsan böbreklerin üşür, taşa oturmak bağırsakları üşütür veya ıslak saçla uyumak sinüzite yol açar gibi ifadelerin hiçbirinin tıpta kanıtlanmış bir karşılığı yoktur” dedi.

Sinüzit Islak Saçla Değil, Enfeksiyonlarla Gelişir

Sinüzitin, çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında virüslerin sinüs boşluklarında iltihaplanmaya yol açmasıyla ortaya çıktığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, saçın ıslak kalmasıyla sinüzit arasında ilişki olduğunu gösteren herhangi bir bilimsel çalışma bulunmadığını vurguladı.

Saç derisi ile burun iç yüzeyini kaplayan nazal mukozanın anatomik olarak birbirinden uzak bölgeler olduğunu hatırlatan Rahimi, bağışıklık sistemi üzerinde de doğrudan bir etkileşim olmadığını ifade etti. Bununla birlikte, konfor ve genel hijyen açısından ıslak saçla uyumamanın tercih edilebileceğini, ancak bunun sinüzit gelişimini önlediğine dair bilimsel kanıt olmadığını belirtti.

Yüz Felci Sinir İletim Bozukluğuna Bağlıdır

Yüz felcinin de toplumda sık yanlış yorumlanan klinik tablolardan biri olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, yüz felcinin yüz kaslarını uyaran fasiyal sinirin iletiminin bozulması sonucu ortaya çıktığını söyledi.

Fasiyal sinirin, beyinden çıktıktan sonra temporal kemik içinde dar bir kemik kanalından geçtiğini belirten Rahimi, bu bölgede gelişen ödemin sinir iletimini engelleyerek mimik kaslarında hareket kaybına yol açabildiğini ifade etti. Ayrıca tükürük bezi ameliyatları, kafa travmaları veya cerrahi girişimler sırasında sinirin hasar görmesinin de yüz felcine neden olabileceğini ekledi.

Yüz Felcinde Erken Başvuru Kritik Öneme Sahip

Yüz felçleri içinde en sık karşılaşılan tablonun, kemik kanal içindeki ödemle ilişkili olan Bell’s palsi olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, bu olguların büyük bir kısmının kendiliğinden iyileşebildiğini söyledi. Ancak az sayıda hastada kalıcı yüz felci gelişebileceğine dikkat çekerek, erken tanı ve tedavinin önemini vurguladı.

Yüz felciyle karşılaşıldığında öncelikle felcin santral (beyin kaynaklı) mı yoksa periferik (sinir trasesi boyunca) mi olduğunun ayırt edilmesi gerektiğini belirten Rahimi, bu ayrımın tedavi yaklaşımını doğrudan etkilediğini ifade etti.

Erken Tedavi Başarıyı Artırır

Yüz felcinde göz kapağını kapatan kasların da etkilenebileceğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, gözün kapanamamasının kuruluk ve enfeksiyon riskini artırdığını söyledi. Tedaviye mümkün olan en erken dönemde başlanmasının başarı oranını yükselttiğini vurgulayan Rahimi, ilaç tedavisi, fizik tedavi uygulamaları ve destekleyici yöntemlerin birlikte kullanılabileceğini belirtti.

Bazı durumlarda herpes zoster virüsüne bağlı yüz felcinin daha ağır seyredebildiğini ve kalıcı hasar riskinin arttığını ifade eden Rahimi, bu hastalarda daha yoğun tedavi yaklaşımlarının gerekebileceğini sözlerine ekledi.