📝 Editoryal Not:
Şizofrenide ilk psikoz atağının ardından elde edilen iyileşmenin korunması, hastalığın yineleme riskinin azaltılması ve kişinin eğitim, iş ve sosyal yaşamına katılımının desteklenmesi açısından tedavi sürekliliği önem taşır. Prof. Dr. Nesrin Dilbaz’ın Avrupa Nöropsikofarmakoloji Koleji (ECNP) 39. Kongresi’nde ele aldığı konular, tedaviye devam etmeyi zorlaştıran etkenlere ve uzun etkili antipsikotik seçeneklerin uygun hastalarda erken dönemde değerlendirilmesine dikkat çekiyor. Haber, ilaç tedavisini psikoeğitim, aile iş birliği ve psikososyal destekle birlikte ele alan bütüncül bakım yaklaşımını öne çıkarıyor.
ECNP Kongresi’nde şizofreni tedavisinde erken müdahale ve sürdürülebilir bakım ele alındı
Avrupa Nöropsikofarmakoloji Koleji’nin (ECNP) 39. Kongresi, 10-13 Ekim 2026 tarihlerinde Almanya’nın Münih kentinde düzenlendi. Kongrede konuşan Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, şizofreni tedavisinde ilk psikoz atağından itibaren tedavi sürekliliğinin planlanmasının, hastalık belirtilerinin yeniden ortaya çıkma riskinin azaltılmasının ve kişinin günlük yaşama katılımının desteklenmesinin önemine dikkat çekti.
İlk atak sonrasında belirtilerin azalmasının tedavi ihtiyacının ortadan kalktığı anlamına gelmediğini vurgulayan Prof. Dr. Dilbaz, tedavi planının yalnızca akut belirtileri kontrol etmeyi değil, elde edilen iyilik hâlini korumayı ve kişinin uzun vadeli yaşam hedeflerini desteklemeyi de kapsaması gerektiğini belirtti.
İlk atak sonrasında iyileşmeyi korumak hedefleniyor
Şizofreni tedavisinde erken müdahale, belirtilerin kontrol altına alınmasının yanı sıra hastalığın yineleme riskini azaltmayı ve işlevselliği korumayı hedefliyor. İlk psikoz atağının ardından sağlanan iyileşmenin sürdürülmesi; kişinin eğitimine, işine, ilişkilerine ve sosyal yaşamına devam edebilmesi açısından önem taşıyor.
Prof. Dr. Dilbaz, belirtilerin azalmasının ardından antipsikotik tedavinin hekim önerisi olmadan kesilmesinin veya düzensiz kullanılmasının hastalık belirtilerinin yeniden alevlenmesi riskini artırabileceğini ifade ederek şöyle konuştu:
“İlk atak sonrasında elde edilen iyileşmenin korunması, uzun vadeli tedavi hedeflerinin önemli bir parçasıdır. Tedaviye devam etmekte yaşanan güçlükleri yalnızca hastanın davranışlarıyla açıklamak doğru değildir. İlaç yan etkileri, unutkanlık, hastalığa ilişkin farkındalık güçlükleri, damgalanma kaygısı ve sağlık hizmetlerine erişim sorunları tedavi sürekliliğini etkileyebilir. Bu nedenle tedavi planı, kişinin ihtiyaçları ve yaşam koşulları dikkate alınarak oluşturulmalıdır.”
Tedavi sürekliliğinin desteklenmesinde hasta ile sağlık profesyonelleri arasındaki iş birliği, düzenli takip ve tedaviyi zorlaştıran etkenlerin erken belirlenmesi önem taşıyor.
Uzun etkili antipsikotik tedaviler erken dönemde değerlendirilebilir
Kongrede ele alınan başlıklardan biri de belirli aralıklarla enjeksiyon yoluyla uygulanan uzun etkili antipsikotik tedaviler oldu. Bu tedaviler, günlük ilaç kullanımını sürdürmekte güçlük yaşayan veya tedavi tercihleri doğrultusunda bu seçeneği değerlendirmek isteyen bazı hastalarda tedavi sürekliliğini destekleyebilir.
Prof. Dr. Dilbaz, uzun etkili enjeksiyonların yalnızca hastalık belirtileri yeniden ortaya çıktıktan ya da tedaviye uyum sorunları belirginleştikten sonra gündeme alınması gereken seçenekler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Uygun hastalarda bu tedavilerin erken dönemde de görüşülebileceğini ifade eden Dilbaz, karar sürecinde hastanın tercihleri, önceki tedavi deneyimleri, ilacın etkinliği, olası yan etkiler ve yaşam koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Bir yıllık araştırmada yineleme oranları karşılaştırıldı
Prof. Dr. Dilbaz, konuşmasında ilk psikoz atağından sonraki dönemde uzun etkili ve ağızdan kullanılan risperidon tedavilerini karşılaştıran randomize bir klinik araştırmaya da değindi. JAMA Psychiatry dergisinde 2015 yılında yayımlanan ve 12 ay süren çalışmada, uzun etkili enjeksiyonla risperidon kullanan grupta psikoz belirtilerinde alevlenme veya yineleme oranı yüzde 5, aynı ilacın ağızdan kullanıldığı grupta ise yüzde 33 olarak bildirildi. Analizde enjeksiyon grubunda 40, ağızdan tedavi grubunda 43 hasta yer aldı.
Bu bulgular, belirli bir hasta grubunda ve belirli bir antipsikotik ilaç için elde edildiğinden, tüm uzun etkili enjeksiyonlara veya bütün hastalara doğrudan genellenmemelidir. Araştırma, tedavi uygulama biçiminin ve tedavi sürekliliğinin klinik sonuçlarla ilişkisini değerlendirmek açısından önem taşıyor.
Prof. Dr. Dilbaz, sonuçların tedavi seçimine tek başına yön vermemesi gerektiğini belirterek, “Uzun etkili tedaviler uygun hastalarda erken dönemde seçenekler arasında konuşulmalı. Ancak karar, yalnızca hastalığın yineleme riski üzerinden değil; hastanın beklentileri, tedaviye ilişkin tercihleri, ilacın yararları ve olası yan etkileri birlikte değerlendirilerek verilmelidir.” dedi.
Tedavi seçimi hastanın tercihleriyle birlikte yapılmalı
Uzun etkili antipsikotik enjeksiyonlar her hasta için aynı ölçüde uygun olmayabilir. İlacın etkinliği ve tolere edilebilirliği, uygulama aralığı, kişinin günlük yaşamı ve tedaviye ilişkin tercihleri karar sürecinde dikkate alınmalıdır.
Daha uzun uygulama aralıkları, uygun hastalarda günlük ilaç alma yükünü azaltabilir ve tedavinin düzenli sürdürülmesini kolaylaştırabilir. Bununla birlikte, enjeksiyon aralığının uzun olması klinik kontrollerin, belirtilerin izlenmesinin veya psikososyal desteğin azaltılabileceği anlamına gelmez.
Tedavi planının hasta ile birlikte oluşturulması; yararların, risklerin ve alternatif seçeneklerin açık biçimde konuşulması, tedavi sürecine katılımı destekleyebilir. İlaç değişikliği veya tedavinin kesilmesi ise hekim değerlendirmesiyle planlanmalıdır.
Amaç, günlük yaşama katılımı da destekleyen bütüncül bakım
Şizofrenide sürdürülebilir bakım, yalnızca ilaç tedavisinden ibaret değildir. Psikoeğitim, aileyle iş birliği, psikolojik destek ve kişinin eğitim ya da çalışma yaşamına dönüşünün planlanması, kapsamlı bakım yaklaşımının önemli bileşenleri arasında yer alır.
Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, tedavi başarısının değerlendirilmesinde belirtilerin kontrol altına alınmasının yanı sıra kişinin sosyal ilişkilerini sürdürebilmesi, bağımsız yaşam becerilerini geliştirebilmesi ve kendi hedefleri doğrultusunda ilerleyebilmesinin de dikkate alınması gerektiğini vurguladı.
“İlk ataktan itibaren kişiye uygun, sürdürülebilir ve bütüncül bir bakım planı oluşturulmalı. Hastanın ihtiyaçları doğrultusunda ilaç tedavisi, psikososyal destek ve günlük yaşama katılım hedefleri birlikte ele alınmalı.” diyen Prof. Dr. Dilbaz, tedavi sürecinde hasta, yakınları ve sağlık profesyonelleri arasındaki iş birliğinin önemini vurguladı.
Kongrede Almanya’dan Prof. Dr. Alkomiet Hasan oturum başkanı olarak görev yaparken, İtalya’dan Dr. Vassilis Martiadis de konuşmacı olarak yer aldı.
