📝 Editoryal Not:
Bu basın bülteni, travmatik anıların beyinde nasıl işlendiğini ve günlük yaşam üzerindeki etkilerini, güncel psikiyatrik bilgi ve klinik gözlemler ışığında ele alması açısından önem taşımaktadır. Travmatik belleğin ruh sağlığı, kişilerarası ilişkiler ve işlevsellik üzerindeki etkilerinin anlaşılması; hem sağlık profesyonelleri hem de toplum açısından farkındalık yaratıcı ve hasta bakımını destekleyici niteliktedir.
Travmatik yaşantıların bazıları, beyinde “geçmişte kalmış” olarak kodlanamaz ve uygun şekilde işlenemez. Bu durum, bireyin tetikleyici bir uyaranla karşılaştığında travmatik olayı sanki yeniden yaşıyormuş gibi deneyimlemesine yol açabilir. Uzmanlar, bu mekanizmanın ruh sağlığı, ilişkiler ve günlük işlevsellik üzerinde ciddi sonuçlar doğurabildiğine dikkat çekiyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, travmatik anıların bellek üzerindeki etkilerini değerlendirirken, özellikle yüksek duygu yükü taşıyan olayların hipokampüste (beynin zaman ve bellek organizasyonundan sorumlu yapısı) yeterince işlenemediğini belirtiyor. Prof. Dr. Eryılmaz, “Hipokampüs normal koşullarda anılara zaman damgası vurur. Ancak travmatik olaylarda bu süreç aksar ve anılar örtük bellekte kalır. Bu nedenle kişi, tetikleyici bir durumla karşılaştığında olayı hatırlamaktan ziyade yeniden yaşar.” ifadelerini kullanıyor.
Travmatik belleğin klinik yansımaları oldukça geniş bir yelpazede görülebiliyor. Aşırı irkilme, sese karşı duyarlılık, nedensiz anksiyete atakları, bedensel yakınmalar, nedeni açıklanamayan ağrılar, dikkat ve bellek sorunları ile ilişkisel zorluklar bu belirtiler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Eryılmaz, bu belirtilerin kişinin hem kendisiyle hem de çevresiyle kurduğu ilişkiyi olumsuz etkileyerek günlük yaşam işlevselliğinde belirgin bozulmalara yol açabileceğini vurguluyor.
Travmatik belleğin, posttravmatik stres bozukluğu (PTSD) başta olmak üzere birçok psikiyatrik tabloda önemli bir rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Eryılmaz, tedavi sürecinde travmaya özgü psikoterapilerin önemine dikkat çekiyor. EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) gibi kanıta dayalı psikoterapi yöntemleri ve gerekli durumlarda farmakolojik tedavilerle travmatik belleğin etkilerinin azaltılabildiğini belirtiyor.
Özellikle çocukluk çağında yaşanan travmaların, ilerleyen yaşlarda “aşırı duygusallık” olarak tanımlanan tepkisel örüntülere zemin hazırlayabileceğini ifade eden Prof. Dr. Eryılmaz, “Kişinin kendini yalnızca duygularıyla hareket eden biri olarak tanımlaması, altta yatan travmatik belleğin bir yansıması olabilir.” diyerek erken tanı ve uygun tedavinin önemini vurguluyor.
