📝 Editoryal Not:

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 ölüm istatistikleri, kalp ve damar hastalıklarının ülkemizde önlenebilir ölümler açısından en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Bu haber, yalnızca ölüm nedenlerine ilişkin verileri aktarmakla kalmıyor; aynı zamanda kardiyovasküler risk faktörlerinin erken tanınması, koruyucu kardiyoloji uygulamaları ve yaşam tarzı değişikliklerinin önemini bilimsel kanıtlar ışığında değerlendiriyor. Sağlık profesyonelleri açısından haber, primer korunma stratejilerinin güçlendirilmesi ve toplumun sağlık okuryazarlığının artırılması gerekliliğine dikkat çekmesi bakımından önem taşıyor.

Kalp ve damar hastalıkları ilk sıradaki yerini koruyor

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı ölüm istatistiklerine göre, dolaşım sistemi hastalıkları Türkiye’de en sık ölüm nedeni olmayı sürdürüyor. Verilere göre ölümlerin yüzde 34,7’si bu hastalık grubundan kaynaklanıyor.

Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, söz konusu tablonun yaşlanan nüfusun yanı sıra hipertansiyon, diyabet, obezite, dislipidemi (özellikle yüksek LDL kolesterol), sigara kullanımı ve fiziksel hareketsizlik gibi değiştirilebilir kardiyovasküler risk faktörlerinin toplumda yaygınlığını yansıttığını belirtti.

“Bu veriler, dolaşım sistemi hastalıklarının ülkemiz için önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini düşündürüyor. Ancak sevindirici olan nokta, bu ölümlerin önemli bir bölümünün uygun koruyucu yaklaşımlarla önlenebilir olmasıdır.”

Koruyucu kardiyoloji ölümleri azaltmada kritik rol oynuyor

Prof. Dr. Koylan, kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde risk faktörlerinin erken tanınmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, koruyucu kardiyoloji uygulamalarının yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.

Sigarayla mücadele, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının desteklenmesi, düzenli fiziksel aktivitenin artırılması ile hipertansiyon ve yüksek LDL kolesterolün erken tanı ve etkin tedavisinin, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümleri azaltabilecek temel stratejiler arasında yer aldığını ifade etti.

Ayrıca toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasının, bireylerin risk faktörlerini erken fark etmesi ve sağlık hizmetlerine zamanında başvurması açısından önemli olduğunu belirtti.

Değiştirilebilir risk faktörleri hâlâ yaygın

Kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm oranlarının yüksek seyretmesinde en önemli nedenlerden birinin değiştirilebilir risk faktörlerinin toplumda yaygın olması olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Koylan, şu değerlendirmeyi yaptı:

  • Hipertansiyon
  • Yüksek LDL kolesterol
  • Diyabet
  • Obezite
  • Sigara kullanımı
  • Fiziksel inaktivite
  • Sağlıksız beslenme alışkanlıkları

Bu faktörlere ek olarak nüfusun yaşlanması, kronik hastalık yükünün artması ve bireylerin risk faktörlerini yeterince erken dönemde kontrol altına alamaması da kardiyovasküler mortaliteyi artıran önemli etkenler arasında yer alıyor.

Bilimsel çalışmalar, bu risk faktörlerinin etkin yönetimiyle miyokard enfarktüsü (kalp krizi) ve inme gibi ciddi kardiyovasküler olayların önemli ölçüde önlenebildiğini göstermektedir.

Kalp ve damar hastalıklarının büyük bölümü önlenebilir

Prof. Dr. Koylan, güncel bilimsel verilerin kalp ve damar hastalıklarının önemli ölçüde önlenebilir olduğunu ortaya koyduğunu belirtti.

Hipertansiyonun etkin kontrolü, LDL kolesterolün düşürülmesi, sigaranın bırakılması, diyabet yönetiminin optimize edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme ve ideal vücut ağırlığının korunması; kardiyovasküler hastalık yükünü ve buna bağlı ölümleri anlamlı düzeyde azaltabiliyor.

Koylan, uluslararası verileri değerlendirerek şu bilgileri paylaştı:

“Cleveland Clinic verileri, kalp hastalıklarının yaklaşık yüzde 90’ının sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla önlenebileceğini gösteriyor. Amerikan Kalp Derneği ise inmelerin yaklaşık yüzde 80’inin yaşam tarzı değişiklikleri ve risk faktörlerinin etkin kontrolüyle önlenebileceğini bildiriyor.”

40 Yaş Sonrası Kardiyovasküler Risk Değerlendirmesi İhmal Edilmemeli

Prof. Dr. Koylan, 40 yaşından sonra belirgin bir yakınma olmasa bile bireylerin kardiyovasküler risk açısından değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

Temel değerlendirmede;

  • Kan basıncı ölçümü,
  • Açlık plazma glukozu veya HbA1c,
  • Lipid profili (özellikle LDL kolesterol),
  • Bel çevresi ve vücut kitle indeksi,
  • Sigara kullanımı,
  • Ailede erken yaşta kardiyovasküler hastalık öyküsü

gibi risk faktörlerinin değerlendirilmesi öneriliyor.

Dinlenim EKG’si başlangıç değerlendirmesinde yararlı olabilirken; ekokardiyografi, efor testi, Holter monitörizasyonu veya koroner görüntüleme yöntemleri ise tüm bireylere rutin olarak uygulanmamalı, hastanın klinik özellikleri, semptomları ve kardiyovasküler risk düzeyine göre planlanmalıdır.

Uzmanlar, düzenli kardiyolojik kontrollerin risk faktörlerinin erken saptanmasını sağlayarak kalp krizi, inme ve diğer ciddi kardiyovasküler olayların önlenmesine önemli katkı sunduğunu vurguluyor.