📝 Editoryal Not:
Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de başlıca ölüm nedenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle hastalıkların yalnızca klasik belirtilerle değil, günlük yaşamda ortaya çıkan performans değişiklikleri ve hafif semptomlarla da kendini gösterebileceğinin vurgulanması önem taşımaktadır. Bu bülten, toplumda farkındalığı artırmayı amaçlamakla birlikte, belirtilerin özgül olmadığı ve kesin tanının ancak klinik değerlendirme ile konulabileceği gerçeğini de göz önünde bulundurarak okunmalıdır. Risk faktörlerinin erken tanınması ve uygun kardiyolojik değerlendirme, hastalık yükünün azaltılmasında önemli rol oynamaktadır.
Kalp ve damar hastalıkları her zaman ani gelişen göğüs ağrısı veya belirgin nefes darlığı ile ortaya çıkmayabilir. Bazı kardiyovasküler hastalıklar uzun süre asemptomatik (belirti vermeden) ilerleyebilir veya günlük yaşamda fark edilmesi güç, hafif semptomlarla kendini gösterebilir. Bu nedenle kişinin egzersiz kapasitesindeki değişiklikler ve günlük aktivitelerini sürdürme performansındaki azalma dikkatle değerlendirilmelidir.
Memorial Bahçelievler Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Burak Onan, belirti vermeden ilerleyebilen kalp hastalıkları ve erken dönemde fark edilmesi gereken klinik bulgular hakkında değerlendirmelerde bulundu.
“Gizli kalp hastalığı” tıbbi bir tanı değildir
Toplumda sık kullanılan “gizli kalp hastalığı” ifadesi, tıpta tanımlanmış tek bir hastalığı ifade etmez. Bu kavram; belirgin semptom oluşturmadan ilerleyen veya hafif belirtileri nedeniyle geç tanı alan kardiyovasküler hastalıkları tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır.
Koroner arter hastalığı, bazı kalp kapak hastalıkları, kardiyak ritim bozuklukları ve torasik aort anevrizmaları uzun süre klinik belirti vermeden seyredebilir. Bu hastalıklar bazen rutin fizik muayene sırasında duyulan üfürüm, hipertansiyon değerlendirmesi, preoperatif incelemeler veya farklı nedenlerle yapılan görüntüleme yöntemleri sırasında tesadüfen saptanabilmektedir. Dolayısıyla semptom olmaması, kardiyovasküler hastalığın bulunmadığını göstermez.
Günlük performanstaki değişiklikler önemli bir klinik ipucu olabilir
Kalp hastalıklarının erken dönem bulguları çoğu zaman özgül değildir. Daha önce rahatlıkla gerçekleştirilen fiziksel aktivitelerde çabuk yorulma, merdiven çıkarken gelişen nefes darlığı, efor sırasında göğüste baskı veya rahatsızlık hissi, aralıklı çarpıntı, baş dönmesi ve egzersiz toleransında azalma önemli klinik ipuçları arasında yer alabilir.
Bu belirtiler yaşlanma, stres, uyku düzensizliği veya kondisyon kaybına bağlanabilse de, özellikle yeni başlaması, giderek artması veya tekrarlaması durumunda kardiyolojik değerlendirme gerektirir. Bununla birlikte bu semptomların tek başına kalp hastalığını göstermediği, ayırıcı tanıda pulmoner, metabolik ve diğer sistemik hastalıkların da göz önünde bulundurulması gerektiği unutulmamalıdır.
Her kardiyovasküler hastalık farklı klinik tabloyla seyredebilir
Koroner arter hastalığı bazı hastalarda tipik göğüs ağrısı yerine yalnızca efor kapasitesinde azalma ile kendini gösterebilir. Kalp kapak hastalıkları ilerleyici nefes darlığı ve fiziksel aktivitede kısıtlanmaya neden olabilirken, ritim bozuklukları aralıklı çarpıntı, baş dönmesi veya senkop (bayılma) ile ortaya çıkabilir. Torasik aort anevrizmaları ise çoğunlukla asemptomatik seyrederek görüntüleme tetkikleri sırasında tesadüfen saptanmaktadır.
Bu nedenle tanısal yaklaşım yalnızca semptomlara değil, bireyin risk profiline, fizik muayene bulgularına ve gerekli görülen tanısal testlere dayanmalıdır.
Kardiyovasküler risk faktörlerinin belirlenmesi kritik önem taşır
Aşağıdaki risk faktörlerine sahip bireylerde düzenli kardiyovasküler değerlendirme önerilmektedir:
- Ailede erken yaşta kardiyovasküler hastalık öyküsü
- Hipertansiyon
- Diyabetes mellitus
- Dislipidemi
- Sigara kullanımı
- Obezite
- Sedanter yaşam tarzı
- İleri yaş
- Kontrolsüz kronik hastalıklar
Ayrıca daha önce koroner arter hastalığı, kalp kapağı hastalığı tanısı almış, stent uygulanmış veya kalp cerrahisi geçirmiş bireylerin semptomları olmasa dahi önerilen takip programlarını aksatmaması önemlidir. Tedavi zamanlaması birçok hastada yalnızca şikâyetlere değil, ekokardiyografik ve fonksiyonel değerlendirme sonuçlarına göre planlanmaktadır.
Kardiyolojik değerlendirme bireyselleştirilmelidir
Kalp kontrolleri tüm bireyler için aynı tetkiklerin uygulandığı standart bir tarama yaklaşımı değildir. Değerlendirme; yaş, semptomlar, aile öyküsü ve bireysel risk faktörlerine göre planlanmalıdır.
İlk değerlendirmede ayrıntılı anamnez, fizik muayene, kan basıncı ölçümü ve gerekli laboratuvar testleri yol göstericidir. Klinik gereklilik halinde;
- Elektrokardiyografi (EKG)
- Ekokardiyografi
- Egzersiz stres testi
- Holter ritim monitörizasyonu
- Koroner BT anjiyografi veya diğer ileri görüntüleme yöntemleri
uygulanabilir.
Uluslararası kardiyoloji kılavuzları doğrultusunda, semptomsuz ve düşük riskli bireylerde gereksiz görüntüleme ve ileri tetkiklerden kaçınılması önerilmektedir. Amaç, doğru hastada doğru zamanda uygun tanısal yöntemin kullanılmasıdır.
Erken değerlendirme prognozu olumlu etkileyebilir
Kalp hastalıklarında erken dönemde saptanan yapısal veya fonksiyonel değişiklikler, uygun tedavinin zamanında planlanmasına ve komplikasyonların önlenmesine katkı sağlayabilir. Özellikle risk faktörü bulunan bireylerin hekimleri tarafından önerilen takip aralıklarına uymaları önemlidir.
Yeni başlayan veya giderek artan efor dispnesi, göğüs rahatsızlığı, çarpıntı, senkop ya da alt ekstremite ödemi gibi bulgular gecikmeden değerlendirilmelidir.
Ani başlayan, şiddetli göğüs ağrısı; istirahatte gelişen nefes darlığı; bayılma veya soğuk terleme ile birlikte görülen göğüs rahatsızlığı ise akut koroner sendrom başta olmak üzere yaşamı tehdit edebilecek kardiyovasküler tablolar açısından acil tıbbi değerlendirme gerektirir.
