📝 Editoryal Not:

Bu basın bülteni, hızlı kilo kaybı sonrasında ortaya çıkabilen yüz ve periorbital (göz çevresi) hacim değişiklikleri ile gerçek görme fonksiyonundaki değişikliklerin birbirinden ayrılması açısından klinik olarak anlamlıdır. Bilimsel gözden geçirmede özellikle “Ozempic face” ifadesinin tıbbi bir tanı olmadığı, yüz görünümündeki değişikliklerin büyük ölçüde kilo kaybına bağlı yumuşak doku ve yağ dokusu azalmasıyla ilişkilendirildiği vurgulanmıştır. Bununla birlikte, orijinal metindeki “göz çevresindeki değişikliklerin görme fonksiyonuyla ilişkisi yoktur” şeklinde anlaşılabilecek kesin ifade yumuşatılmıştır. Çünkü semaglutid kullanımı ile bazı göz hastalıkları ve görme sorunları arasındaki ilişkiyi araştıran güncel gözlemsel çalışmalar bulunmaktadır; sonuçlar ise henüz tutarlı değildir. Ayrıca semaglutidin diyabetik retinopati komplikasyonları açısından mevcut resmi ürün bilgilerinde yer alan uyarılar dikkate alınmalıdır.

“Ozempic face” tıbbi bir tanı değil; hızlı ve belirgin kilo kaybı sonrasında yüzde ve göz çevresinde ortaya çıkabilen hacim değişikliklerini tanımlamak için kullanılan popüler bir ifade. Uzmanlar, göz çevresindeki görünüm değişikliği ile görme fonksiyonundaki yeni belirtilerin birbirinden ayrılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Son yıllarda sosyal medyada özellikle semaglutid gibi GLP-1 reseptör agonistleriyle ilişkilendirilerek kullanılan “Ozempic face” ifadesi, hızlı veya belirgin kilo kaybı sonrasında yüzde meydana gelebilen hacim kaybını tanımlamak amacıyla yaygınlaşmıştır. Ancak bu ifade bir hastalık ya da resmi tıbbi tanı değildir.

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İsmail Diri, kilo kaybı sonrasında göz çevresinde meydana gelebilen yapısal değişikliklerin değerlendirilmesinde görünüm ile görme fonksiyonunun birbirinden ayrılması gerektiğini belirtiyor.

Yüzdeki Hacim Kaybı Göz Çevresini Nasıl Etkiliyor?

Belirgin kilo kaybı, yüz bölgesindeki deri altı yağ dokusu ve diğer yumuşak dokuların hacminde azalmaya yol açabilir. Bu durum yanakların daha çökük görünmesine, göz altı oluğunun belirginleşmesine ve göz çevresindeki anatomik yapıların daha görünür hale gelmesine neden olabilir.

Göz çevresindeki değişikliklerin önemli bir bölümü doğrudan göz küresinden değil; periorbital yumuşak dokulardan, deri altı yağ dokusundan ve destekleyici anatomik yapılardan kaynaklanır. Bu nedenle kilo kaybı sonrasında gözlerin daha çukur görünmesi veya mevcut göz altı torbalarının daha belirgin hale gelmesi, tek başına gözün görme işlevinde bozulma olduğu anlamına gelmez.

Güncel literatürde GLP-1 reseptör agonistleriyle ilişkili yüz ve periorbital değişiklikler üzerine yayınlar bulunmakla birlikte, bu değişikliklerin mekanizması ve ilacın doğrudan etkisi ile kilo kaybının etkisinin birbirinden ne ölçüde ayrılabileceği konusunda daha ileri ve prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

“Ozempic Face” Bir Göz Hastalığı Tanısı Değil

Op. Dr. İsmail Diri, sosyal medyada kullanılan popüler ifadelerin klinik tanılarla karıştırılmaması gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor:

“Kilo kaybıyla birlikte yüz bölgesindeki cilt altı yağ dokusunun azalması; yanakların daha çökük görünmesine, göz çevresindeki anatomik yapıların belirginleşmesine ve yüz ifadesinin daha yorgun algılanmasına neden olabilir. Özellikle belirgin kilo kaybının ardından göz altı oluğu ve mevcut torbalanmalar daha görünür hale gelebilir. Bu görünüm tek başına retina, göz merceği veya görme sinirinde hasar bulunduğunu göstermez.”

Yaşlanmaya bağlı cilt ve bağ dokusu değişiklikleri de bu görünümü artırabileceğinden, göz çevresindeki değişikliklerin değerlendirilmesinde kişinin yaşı, başlangıçtaki yüz anatomisi, kilo kaybının miktarı ve süresi gibi faktörlerin birlikte ele alınması önem taşıyor.

Görme Şikâyetleri Ayrı Değerlendirilmeli

Göz çevresindeki hacim kaybı ile görme fonksiyonundaki değişiklik aynı klinik durum değildir. Bununla birlikte, yeni başlayan görme yakınmaları yalnızca kilo kaybına veya yüzdeki görünüm değişikliğine bağlanmamalıdır.

Bulanık görme, görme keskinliğinde belirgin azalma, görme alanında değişiklik, yeni başlayan ışık çakmaları veya özellikle ani görme kaybı gibi belirtiler ortaya çıktığında göz hastalıkları açısından değerlendirme yapılması gerekir.

Semaglutid ve diğer GLP-1 temelli tedaviler ile bazı göz hastalıkları arasındaki olası ilişkiler de son dönemde araştırılmaktadır. Özellikle non-arteritik anterior iskemik optik nöropati (NAİON) konusunda farklı sonuçlara ulaşan gözlemsel çalışmalar yayımlanmıştır. Bazı çalışmalarda ilişki bildirilirken, bazı geniş analizlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişki gösterilememiştir. Bu nedenle mevcut veriler, nedensel bir ilişki konusunda kesin bir sonuca ulaşmak için yeterli değildir.

Öte yandan semaglutidin güncel ürün bilgilerinde, özellikle tip 2 diyabetli hastalarda diyabetik retinopati komplikasyonları konusunda uyarılar yer almaktadır. Hızlı glisemik düzelmenin diyabetik retinopatide geçici kötüleşmeyle ilişkili olabileceği ve retinopati öyküsü bulunan hastaların izlenmesi gerektiği belirtilmektedir.

Bu nedenle “göz çevresinde çökme” ile “görme değişikliği” aynı belirti grubu olarak değerlendirilmemelidir.

Göz Çevresindeki Hacim Kaybında Tedavi Nasıl Planlanıyor?

Kilo kaybı sonrasında göz çevresinde oluşan hacim kaybının tedavisi, kişinin anatomik özelliklerine ve mevcut doku değişikliğinin derecesine göre planlanmalıdır.

Hafif hacim kaybı ve göz altı oluğunun belirginleştiği bazı olgularda hyalüronik asit bazlı dermal dolgu gibi medikal estetik uygulamalar değerlendirilebilir. Ancak bu uygulamalar her hasta için uygun değildir ve göz çevresi, damar anatomisi ve olası komplikasyonlar nedeniyle deneyimli hekim değerlendirmesi gerektiren hassas bir bölgedir.

Belirgin deri fazlalığı, alt göz kapağı torbalanması veya sarkma bulunan hastalarda ise alt blefaroplasti gibi cerrahi seçenekler gündeme gelebilir. Bazı hastalarda otolog yağ enjeksiyonu da hacim restorasyonu amacıyla değerlendirilebilir.

Op. Dr. Diri, tedavi planlamasında kilo değişiminin devam edip etmediğinin de dikkate alınması gerektiğini belirtiyor:

“Kişinin kilo kaybı devam ederken kalıcı bir yüz veya göz çevresi estetik işlemi planlamak, sonuçların ilerleyen dönemde değişmesine neden olabilir. Bu nedenle özellikle belirgin kilo kaybı sonrasında estetik veya cerrahi müdahalenin zamanlaması kişisel olarak değerlendirilmelidir.”

Burada “kilonun tamamen sabitlenmesi” her hasta için aynı süreyi ifade eden kesin bir tıbbi kriter olarak değerlendirilmemeli; işlemin zamanlaması, kişinin kilo seyri ve klinik durumu doğrultusunda hekim tarafından belirlenmelidir.

Klinik Değerlendirmede Görünüm ve Fonksiyon Birlikte Ama Ayrı Ele Alınmalı

Hızlı kilo kaybı sonrasında aynada fark edilen göz altı çökmesi, torbalanma veya yüz hacminde azalma çoğunlukla yüzün yumuşak dokularındaki hacim değişiklikleriyle ilişkilidir. Buna karşılık görme fonksiyonundaki yeni bir değişiklik farklı nedenlere bağlı olabilir.

Bu ayrım, hem gereksiz endişenin önlenmesi hem de gerçek bir göz hastalığının gözden kaçırılmaması açısından önem taşır.

Op. Dr. İsmail Diri sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Göz çevresindeki çökme veya torbalanma ile görme fonksiyonundaki değişiklik birbirinden farklı klinik bulgulardır. Ancak yeni başlayan bulanık görme, görme düzeyinde belirgin azalma, görme alanında değişiklik veya ani görme kaybı gibi belirtiler ortaya çıktığında bunların yalnızca kilo kaybına bağlanmaması gerekir. Bu tür yakınmaların göz hastalıkları açısından değerlendirilmesi önemlidir.”