📝 Editoryal Not
“Kan testleri dönemi” başlığı korunabilir; ancak kan testlerinin tek başına Alzheimer tanısı koyduğu izleniminden kaçınılmalıdır. p-tau217 güçlü biyobelirteçlerden biri olmakla birlikte sonuçlar klinik ve bilişsel değerlendirmeyle birlikte yorumlanmalıdır. Bu testler herkese yönelik tarama değil, bilişsel yakınması veya objektif bozukluğu olan uygun hastalarda kullanılmalıdır. Lecanemab ve donanemab hastalığı ortadan kaldırmaz; uygun erken evre hastalarda bilişsel ve işlevsel gerilemeyi mütevazı ölçüde yavaşlatmayı hedefler. Tedavi öncesinde amiloid doğrulaması, süreçte ise MR izlemi ve ARIA/kanama risklerinin değerlendirilmesi önemlidir. Son olarak, 2024 Lancet Komisyonu’nun 14 değiştirilebilir risk faktörünün demans vakalarının yaklaşık %45’iyle ilişkili olduğu tahmini, vakaların %45’inin kesin olarak önlenebileceği şeklinde sunulmamalıdır.
Alzheimer hastalığında tanı ve tedavi yaklaşımları son yıllarda önemli bir dönüşüm geçiriyor. Beyindeki Alzheimer hastalığı biyolojisiyle ilişkili bazı biyobelirteçlerin kanda ölçülebilmesi, özellikle bilişsel yakınmaları olan kişilerde tanı sürecini destekleyen yeni olanaklar sunuyor. Bununla birlikte kan testleri, herkes için uygulanabilecek bir Alzheimer taraması olarak değerlendirilmemeli; sonuçlar klinik değerlendirme ve gerektiğinde diğer biyobelirteçlerle birlikte yorumlanmalıdır. Erken evredeki uygun hastalarda kullanılan yeni anti-amiloid tedaviler ise hastalığın ilerlemesini mütevazı ölçüde yavaşlatmayı hedefliyor. Ancak bu tedaviler her Alzheimer hastası için uygun olmayabiliyor.
Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer, “21 Eylül Dünya Alzheimer Günü” kapsamında Alzheimer hastalığının nedenleri, belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.
Tanıdık bir yerde kaybolmak Alzheimer belirtisi olabilir mi?
Demans; hafıza, dil, dikkat, yön bulma ve karar verme gibi bilişsel işlevlerdeki gerilemenin kişinin günlük yaşamını etkileyecek düzeye ulaşmasıyla ortaya çıkan klinik bir tablodur. Alzheimer hastalığı, demansın en sık nedenidir.
Yaşla birlikte zaman zaman bir ismi hatırlayamamak veya bir eşyanın nereye konulduğunu unutmak tek başına demans anlamına gelmez. Ancak unutkanlığın giderek artması ve günlük yaşamı etkilemeye başlaması değerlendirme gerektirir.
Aynı soruyu kısa aralıklarla tekrar etmek, yakın zamanda yaşanan olayları unutmak, tanıdık bir yerde kaybolmak, para veya ilaç yönetiminde zorlanmak, belirgin kelime bulma güçlüğü yaşamak ya da kişilik ve davranış değişiklikleri geliştirmek bilişsel değerlendirme gerektiren bulgular arasında yer alabilir.
Buna karşılık ani başlayan bilinç bulanıklığı, demanstan farklı olarak acil değerlendirme gerektirebilecek bir tablo olabilir. Enfeksiyonlar, ilaç yan etkileri, metabolik bozukluklar veya inme gibi farklı nedenlerle ortaya çıkabilir.
Tanıda kan biyobelirteçleri yeni bir dönem başlatıyor
Demans veya bilişsel bozukluk şüphesinde tanı süreci ayrıntılı hasta öyküsü, kişinin yakınlarından alınan bilgiler, nörolojik muayene ve bilişsel değerlendirmeyle başlar. Gerektiğinde kan testleri ve beyin MR’ı gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır. Bu değerlendirmelerin temel amaçlarından biri, Alzheimer hastalığının yanı sıra bilişsel belirtilere yol açabilecek diğer nedenleri de ortaya koymaktır.
Son yıllarda Alzheimer hastalığıyla ilişkili biyobelirteçlerin kanda ölçülebilmesi tanı sürecinde önemli bir gelişme sağlamıştır. Özellikle fosforile tau proteinlerinden p-tau217, beyindeki Alzheimer patolojisiyle güçlü biçimde ilişkili biyobelirteçlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Güncel klinik uygulama kılavuzları, uygun hastalarda kan biyobelirteçlerinin tanısal değerlendirmede kullanılmasını desteklemektedir.
Bununla birlikte her kan testinin doğruluğu aynı değildir. Kan biyobelirteçleri, belirti göstermeyen kişilerde rutin Alzheimer taraması amacıyla kullanılmamalıdır. Testlerin bilişsel değerlendirme yapılmadan istenmemesi ve sonuçların hastanın klinik bulguları ile birlikte yorumlanması önerilmektedir. Bazı durumlarda kan testinin sonucunu doğrulamak veya tanıyı daha ayrıntılı değerlendirmek amacıyla amiloid PET veya beyin-omurilik sıvısı incelemesi gibi yöntemlere başvurulabilir.
Yeni Alzheimer tedavileri hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı hedefliyor
Alzheimer hastalığının tedavisinde uzun süredir kullanılan semptomatik ilaçlar, uygun hastalarda bilişsel belirtilerin ve günlük yaşam işlevlerinin desteklenmesine yardımcı olabilir.
Bunun yanında hastalığın biyolojik süreçlerinden birini hedefleyen anti-amiloid tedaviler de uygun hastalarda kullanılmaya başlanmıştır. Lecanemab ve donanemab gibi tedaviler beyindeki amiloid beta birikimini hedefleyerek hastalığın klinik ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlar. Klinik çalışmalarda bu tedavilerin bilişsel ve işlevsel gerileme üzerinde mütevazı ancak ölçülebilir bir yavaşlama sağladığı gösterilmiştir. Bu ilaçlar hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz veya kaybedilmiş belleği geri getirmez.
Anti-amiloid tedaviler özellikle Alzheimer hastalığına bağlı hafif bilişsel bozukluk veya hafif demans evresindeki, Alzheimer patolojisi doğrulanmış uygun hastalarda değerlendirilir. Tedavi öncesinde amiloid patolojisinin doğrulanması ve tedavinin yarar-risk dengesinin değerlendirilmesi gerekir. Tedavi koşulları ve ruhsatlandırma kriterleri ülkelere göre değişebilir.
Bu tedavilerin önemli güvenlilik konularından biri, ARIA olarak adlandırılan ve beyinde ödem veya mikrokanamalar gibi değişikliklerle seyredebililen amiloidle ilişkili görüntüleme anormallikleridir. Bu nedenle tedavi öncesinde ve tedavi sırasında belirlenen zamanlarda beyin MR’ı ile takip yapılır. Kanama riskini artırabilecek durumlar, bazı kan sulandırıcı ilaçların kullanımı ve uygun hastalarda ApoE ε4 genotipi gibi faktörler de tedavi öncesinde değerlendirilir.
Baş ağrısı, bilinç değişikliği, görme bozukluğu, nöbet veya yeni ortaya çıkan nörolojik belirtiler gibi bulgular geliştiğinde hızlı tıbbi değerlendirme gerekir.
Alzheimer ve demans riskini azaltmak için beyin ve damar sağlığına dikkat edin
Demans riskini tamamen ortadan kaldıran tek bir yöntem bulunmamaktadır. Bununla birlikte yaşam boyunca değiştirilebilir bazı risk faktörlerinin kontrol edilmesi, bilişsel sağlığın korunmasına katkı sağlayabilir.
Hipertansiyon, yüksek LDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite ve fiziksel hareketsizlik gibi damar ve metabolik risklerin kontrol altında tutulması önemlidir. İşitme ve görme kaybının tedavi edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, sosyal olarak aktif bir yaşam ve bilişsel açıdan uyarıcı faaliyetlerin sürdürülmesi de beyin sağlığı açısından dikkate alınması gereken faktörler arasındadır.
2024 Lancet Demans Komisyonu, düşük eğitim düzeyi, işitme kaybı, travmatik beyin hasarı, hipertansiyon, yüksek LDL kolesterol, obezite, diyabet, sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, depresyon, fiziksel hareketsizlik, görme kaybı, sosyal izolasyon ve hava kirliliği olmak üzere 14 değiştirilebilir risk faktörünün dünya genelindeki demans vakalarının yaklaşık yüzde 45’iyle ilişkili olabileceğini bildirdi. Bu oran, tek tek bireylerde hastalığın kesin olarak önlenebileceği anlamına gelmemekle birlikte, değiştirilebilir risk faktörlerine yönelik müdahalelerin toplum düzeyinde önemli bir potansiyel taşıdığına işaret ediyor.
Bu nedenle beyni koruyan tek bir vitamin veya takviye aramak yerine; tansiyon, kolesterol ve kan şekeri gibi damar sağlığı göstergelerini kontrol altında tutmak, düzenli hareket etmek, sigaradan uzak durmak, sağlıklı bir vücut ağırlığını korumak, işitme ve görme sorunlarını ihmal etmemek ve sosyal yaşamı sürdürmek daha kanıta dayalı bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.
Alzheimer hastalığında erken ve doğru değerlendirme yalnızca hastalığa daha erken bir isim koymak anlamına gelmiyor. Unutkanlığın diğer nedenlerini ayırt etmek, Alzheimer hastalığı biyolojisini gerektiğinde doğrulamak ve uygun hastalarda tedavi seçeneklerini güvenli biçimde değerlendirmek açısından önem taşıyor. Kan biyobelirteçlerindeki gelişmeler ve hastalığın biyolojisini hedefleyen yeni tedaviler, Alzheimer hastalığının tanı ve tedavisinde yeni olanaklar sunuyor.
