📝 Editoryal Not:
Metin, çocukluk çağında işitme kaybının erken fark edilmesinin dil, konuşma, iletişim ve eğitimsel gelişim açısından önemini vurgulaması bakımından değerli. Bilimsel doğruluk açısından özellikle “işitme kaybı olan çocuk konuşamaz”, “her çocuk doğar doğmaz BERA ile taranır” ve “hiçbir çocuk işitme engelli olmak zorunda değil” gibi kesin ifadeler daha dikkatli biçimde ele alındı. Güncel çocukluk çağı işitme rehberleri, yenidoğan taramasında otomatik işitsel beyin sapı yanıtı (AABR) ve/veya otoakustik emisyon gibi yöntemlerin kullanılabildiğini; yenidoğan taramasının ise sonraki dönemde gelişebilecek veya ilerleyebilecek işitme kayıplarını dışlamadığını belirtiyor. Bu nedenle erken tanı, düzenli izlem, uygun işitme rehabilitasyonu ve gerektiğinde işitme cihazı veya koklear implant gibi seçeneklerin bireysel değerlendirme temelinde ele alınması öne çıkarıldı

Konuşma ve dil gelişimi işitmeye erişimle yakından ilişkili

Çocuklarda işitme kaybının erken dönemde tespit edilmesi; dil, konuşma, iletişim ve eğitimsel gelişimin desteklenmesi açısından büyük önem taşıyor. Yenidoğan döneminde yapılan işitme taramaları, işitme kaybının erken fark edilmesini sağlarken, çocukluk döneminde ortaya çıkabilecek veya ilerleyebilecek işitme kayıpları nedeniyle gelişim boyunca işitsel ve iletişimsel izlemin sürdürülmesi gerekiyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, çocuklarda işitme kaybının erken tanılanması, dil ve konuşma gelişimine etkisi ve işitme cihazı, koklear implant ile konuşma terapisinin rolü hakkında açıklamalarda bulundu.

İşitme kaybında erken tanı ve müdahale büyük önem taşıyor

Çocuklarda işitme kaybının mümkün olduğunca erken belirlenmesinin dil ve iletişim gelişimi açısından önemli olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, yenidoğan işitme taramalarının bu süreçte önemli bir ilk basamak olduğunu söyledi.

Rahimi, “Yenidoğan döneminde işitme taraması yapılması, doğuştan işitme kayıplarının erken fark edilmesine yardımcı oluyor. Ancak taramadan geçmek, çocuğun ilerleyen dönemde işitme kaybı yaşamayacağı anlamına gelmiyor. Bu nedenle ailelerin ve sağlık profesyonellerinin çocuğun işitsel ve iletişimsel gelişimini takip etmesi önemli” dedi.

Güncel çocukluk çağı işitme rehberlerinde de yenidoğan taramasının yanı sıra okul öncesi ve okul çağında yaşa uygun işitme değerlendirmelerinin yapılabileceği belirtiliyor. Bazı işitme kayıpları doğumdan sonra ortaya çıkabildiği veya ilerleyebildiği için risk faktörü bulunan çocuklarda daha yakın takip gerekebiliyor.

İşitme, dil ve konuşma gelişiminin önemli bileşenlerinden biri

İşitmenin, çocukların konuşma ve dili öğrenme süreçlerinde önemli bir rol oynadığını ifade eden Rahimi, işitme kaybının derecesi, başlangıç yaşı ve uygulanan müdahalenin zamanlamasının çocuğun gelişimsel sonuçlarını etkileyebileceğini söyledi.

“Çocuklar çevrelerindeki konuşma seslerine erişerek dili öğreniyor. İşitme kaybı olduğunda konuşma seslerine erişim sınırlanabiliyor. Özellikle ileri ve çok ileri derecede işitme kayıplarında, uygun müdahale yapılmadığında dil ve konuşma gelişimi bundan etkilenebiliyor” diyen Rahimi, işitme kaybının yalnızca konuşmayı değil, iletişim ve akademik becerileri de etkileyebileceğine dikkat çekti.

Erken tanı ve uygun müdahale ile çocukların dil ve iletişim gelişiminin desteklenebildiğini belirten Rahimi, işitme kaybının derecesi ve türüne uygun işitme teknolojilerinin yanı sıra işitsel rehabilitasyon ve dil-konuşma desteğinin de sürecin önemli parçaları olduğunu ifade etti. JCIH de erken tanı ve müdahalenin temel hedeflerinden birinin çocukların dil, iletişim ve öğrenme gelişimini en üst düzeyde desteklemek olduğunu belirtiyor.

Okul başarısı açısından da işitme değerlendirmesi önemli

Çocukluk döneminde işitme kaybının farklı nedenlerle ortaya çıkabileceğini belirten Rahimi, doğuştan işitme kayıplarının yanı sıra enfeksiyonlar, bazı ilaçların ototoksik etkileri, orta kulak hastalıkları, travmalar ve bazı genetik durumların da işitme kaybıyla ilişkili olabileceğini söyledi.

“Bir çocuk işitmekte zorlanıyorsa bunu her zaman doğrudan ifade etmeyebilir. Televizyonun sesini sürekli yükseltme, televizyona veya konuşan kişiye çok yaklaşma, söylenenleri sık sık tekrarlatma, sınıfta yönergeleri takip etmekte zorlanma veya akademik performansta değişiklik gibi durumlar aileler ve öğretmenler tarafından fark edilebilir” diyen Rahimi, bu tür belirtilerde işitme değerlendirmesi yapılmasının önemine işaret etti.

Çocukluk döneminde işitme kaybının erken saptanması, uygun tıbbi ve eğitimsel desteğin zamanında planlanmasına yardımcı olabilir. Türkiye’de de yenidoğan ve okul çağı işitme taramalarına yönelik programlar uygulanıyor.

Her yaşta, çocuğun gelişim düzeyine uygun işitme testi yapılabiliyor

İşitme değerlendirmesinde çocuğun yaşı, gelişimsel düzeyi ve teste verebileceği yanıtın dikkate alındığını belirten Rahimi, farklı yaş gruplarında farklı yöntemlerin kullanılabildiğini söyledi.

Daha büyük çocuklarda davranışsal ve saf ses odyometrisi uygulanabilirken, okul öncesi dönemde oyun odyometrisi gibi çocuğun gelişim düzeyine uygun yöntemlerden yararlanılabiliyor. Bebeklerde ise otomatik işitsel beyin sapı yanıtı (AABR) ve otoakustik emisyon gibi fizyolojik testler kullanılabiliyor.

Rahimi, “Önemli olan tek bir test sonucundan ziyade çocuğun öyküsü, gelişimsel özellikleri, kulak muayenesi ve uygun odyolojik testlerin birlikte değerlendirilmesidir” dedi.

İşitme kaybının türüne göre farklı tedavi seçenekleri bulunuyor

İşitme kaybının türü ve derecesine göre tedavi yaklaşımının değiştiğini ifade eden Rahimi, orta kulak kaynaklı iletim tipi işitme kayıplarında nedenin tedavi edilmesi, bazı durumlarda ise tüp gibi cerrahi seçeneklerin gündeme gelebileceğini söyledi.

Sensörinöral işitme kaybında ise işitme cihazları ve uygun hastalarda koklear implant gibi işitsel teknolojilerin değerlendirilebildiğini belirten Rahimi, kararın çocuğun işitme kaybının özellikleri ve gelişimsel ihtiyaçları doğrultusunda multidisipliner bir ekip tarafından verilmesinin önemine dikkat çekti.

“Teknolojideki gelişmeler, ileri ve çok ileri derecede işitme kaybı olan çocuklara işitsel erişim sağlanması konusunda önemli olanaklar sunuyor. Ancak burada kritik nokta geç kalmadan doğru değerlendirme ve uygun müdahalenin planlanmasıdır” diye konuştu.

Koklear implant sonrasında işitsel ve dil-konuşma rehabilitasyonu önemli

Koklear implant uygulamasının işitsel rehabilitasyon sürecinin sonu değil, önemli bir başlangıç noktası olduğunu belirten Rahimi, çocuğun implant aracılığıyla aldığı sesleri anlamlandırmayı ve bu sesleri dil içinde kullanmayı öğrenmesi gerektiğini söyledi.

Rahimi, “Koklear implant sonrasında çocuk yalnızca sesi duymaya başlamıyor; aynı zamanda duyduğu sesleri anlamlandırmayı, kelimelerle ilişkilendirmeyi ve iletişimde kullanmayı öğreniyor. Bu nedenle işitsel rehabilitasyon ve dil-konuşma terapisi sürecin önemli bileşenleri arasında yer alıyor” dedi.

“İşitme kaybı şüphesinde değerlendirmeyi geciktirmeyin”

Ailelerin çocuklarının işitmesiyle ilgili herhangi bir şüphe duyması halinde değerlendirmeyi ertelememesi gerektiğini vurgulayan Rahimi, yenidoğan taramasından geçmiş olmanın ilerleyen yaşlarda işitme kaybı gelişmeyeceğini garanti etmediğini hatırlattı.

Rahimi, sözlerini şöyle tamamladı:

“Çocuğunuzun seslere verdiği yanıtlarda, konuşma ve dil gelişiminde veya okul performansında bir değişiklik fark ediyorsanız bunu göz ardı etmeyin. Erken değerlendirme, işitme kaybı varsa uygun müdahalenin zamanında planlanmasına yardımcı olur. İşitme cihazı, koklear implant, işitsel rehabilitasyon ve dil-konuşma terapisi gibi seçenekler çocuğun bireysel durumuna göre değerlendirilmelidir.”