📝 Editoryal Not:
Baş ve boyun kanserleri, erken tanı konulduğunda yüksek oranda tedavi edilebilen; ancak gecikildiğinde konuşma, yutma ve solunum gibi temel fonksiyonları ciddi biçimde etkileyebilen kanser gruplarıdır. Bu basın bülteni, özellikle iki haftadan uzun süren ses kısıklığı, ağız içi yaralar ve boyunda kitle gibi belirtilerin klinik önemini vurgulayarak sağlık profesyonelleri ve toplum için farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Ayrıca transoral lazer cerrahisi ve robotik cerrahi gibi minimal invaziv yaklaşımların fonksiyon koruyucu katkılarını öne çıkarması açısından değerlidir.

Baş ve boyun kanserleri; ağız boşluğu, yutak (farinks), gırtlak (larinks), burun ve sinüsler, tükürük bezleri ve tiroit gibi bölgelerden kaynaklanabilen heterojen bir malignite grubudur. Dünya genelinde giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak dikkat çeken bu kanserler, erken evrede tanı aldığında hem sağkalım hem de fonksiyonel sonuçlar açısından yüksek başarı oranlarına ulaşabilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 650 bin yeni baş ve boyun kanseri vakası görülmekte ve yaklaşık 330 bin kişi bu hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Türkiye’de ayrıntılı epidemiyolojik veriler sınırlı olmakla birlikte, ulusal ve uluslararası veri tabanlarında gırtlak (larinks) kanseri için yılda 4 binin üzerinde yeni vaka bildirildiğine yönelik bilgiler bulunmaktadır.

Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, erken tanının baş ve boyun kanserlerinde kritik önemde olduğunu belirterek şunları söylüyor:
“Erken evrede yakalandığında baş ve boyun kanserlerinde tedavi başarısı yüzde 90’lara ulaşabilmektedir. Bu sayede hastaların konuşma, yutma ve solunum gibi temel fonksiyonları büyük ölçüde korunabilmektedir. Ancak hastalar sıklıkla ses kısıklığı veya ağız içi yaraları enfeksiyonlara bağlayarak hekime geç başvurmakta; bu durum hastalığın daha ileri evrede tanınmasına ve tedavinin zorlaşmasına yol açmaktadır.”

Türkiye’de En Sık Görülen Tipler: Erkeklerde Larinks, Kadınlarda Tiroit Kanseri

Baş ve boyun kanserleri içinde, tiroit kanseri daha genç yaşlarda görülebilmesi nedeniyle ayrı bir klinik değerlendirme grubu olarak ele alınmaktadır. Tiroit dışı baş ve boyun kanserleri ise genellikle ileri yaşlarda daha sık ortaya çıkmakta ve çevresel risk faktörleriyle güçlü ilişki göstermektedir.

Türkiye’de baş ve boyun kanserleri arasında erkeklerde gırtlak (larinks) kanseri, kadınlarda ise tiroit kanseri daha yaygın görülmektedir.

Erken Tanıda Kritik Eşik: 2 Haftadan Uzun Süren Şikayetler

Baş ve boyun kanserlerinde toplum temelli standardize bir tarama programı bulunmadığından, erken tanıda en önemli yaklaşım klinik şüphe ve semptom farkındalığıdır. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, özellikle iki haftadan uzun süren şikayetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor.

Başlıca uyarı belirtileri şunlardır:

Gırtlak ve Ağız İçi Kanserlerinde Sık Görülen Bulgular
  • Ses kısıklığı (özellikle 2 haftadan uzun sürmesi durumunda klinik açıdan önemlidir)
  • Ağız içinde iyileşmeyen yaralar (aft benzeri görünümde olabilir)
  • Dil, ağız tabanı, damak, diş eti ve yanak mukozasında persistan lezyonlar
Burun ve Paranazal Sinüs Tümörlerinde Daha Nadir Görülen Bulgular
  • Tek taraflı burun tıkanıklığı
  • Tekrarlayan burun kanamaları
  • Yüz ağrısı
  • Ağız ve yüzde kronik ağrı veya yara oluşumu
Diğer Önemli Bulgular
  • Boyunda şişlik veya kitle (lenf nodu metastazı açısından değerlendirilmelidir)
  • Yutma güçlüğü (disfaji)
  • Boğazda takılma hissi
  • Nefes darlığı (ileri evre larinks tümörlerinde görülebilir)

Prof. Dr. Evren Erkul, bu şikayetlerin 2 haftadan uzun sürmesi halinde mutlaka Kulak Burun Boğaz veya ilgili uzmanlık alanına başvurulması gerektiğini belirtiyor.

En Önemli Risk Faktörü: Tütün Kullanımı

Baş ve boyun kanserlerinde en güçlü risk faktörleri arasında tütün ürünleri ve alkol kullanımı yer almaktadır. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, baş ve boyun kanseri tanısı alan hastaların %90’ından fazlasında sigara kullanımının etkili olduğunu vurguluyor.

“Sigara; özellikle larinks, ağız içi, geniz, yutak ve yemek borusunun üst segment tümörlerinde önemli bir risk faktörüdür. Sigara ve alkol birlikte kullanıldığında risk belirgin şekilde artar. Bu nedenle tütün ürünlerinden uzak durmak, primer korunmada en etkili yaklaşımdır.”

Bilimsel not: Literatürde sigara ve alkol kombinasyonunun riski katlayarak artırdığı bilinmekte olup, bu etki sinerjistik olarak tanımlanmaktadır. Metindeki “1.5–2 kat” ifadesi bazı çalışmalara uyumlu olsa da risk artışı hasta popülasyonuna göre daha yüksek değerlere ulaşabilmektedir.

HPV Enfeksiyonu ve Viral Etkenler: Orofarenks Kanserlerinde Artan Rol

Son yıllarda yapılan epidemiyolojik çalışmalar, HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonlarının özellikle orofarenks kanserleri (dil kökü ve bademcik) gelişiminde önemli bir etken olduğunu göstermektedir. HPV pozitif orofarenks kanserleri, bazı hasta gruplarında daha iyi prognoz ile ilişkili olabilmektedir.

Bunun yanı sıra Epstein-Barr Virüsü (EBV) enfeksiyonu ile ilişkili nazofarenks (geniz) kanserleri de belirli coğrafi bölgelerde klinik olarak önem taşımaktadır.

Baş ve boyun kanserlerinin riskini artırabilen diğer faktörler arasında ise şunlar yer almaktadır:

  • Hava kirliliği ve mesleki toksik maruziyet
  • Kötü ağız hijyeni
  • Kronik irritasyon ve kronik yaralar
  • Sağlıksız beslenme alışkanlıkları
  • Genetik yatkınlık ve edinilmiş genetik bozukluklar
Tedavide Fonksiyon Koruyucu Yaklaşım: Lazer ve Robot Destekli Cerrahi Ön Planda

Baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde cerrahi önemli bir yer tutmakta; hastalığın evresine, yerleşimine ve histopatolojik özelliklerine göre radyoterapi, kemoterapi ve immünoterapi gibi multimodal yaklaşımlar uygulanabilmektedir.

Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, son yıllarda minimal invaziv yöntemlerin giderek daha yaygın kullanıldığını belirterek şöyle konuşuyor:
“Lazer cerrahisi ve robot destekli cerrahi, uygun hastalarda komplikasyon riskini azaltabilmekte ve hastanede yatış süresini kısaltabilmektedir. Bu yöntemlerin en önemli avantajı, fonksiyon koruyucu olmaları ve anatomik bütünlüğü daha az bozmalarıdır.”

Boyunda Kesi Yapılmadan Cerrahi: Transoral Yaklaşımlar

Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, bazı gırtlak ve yutak tümörlerinde tümörün uygun lokalizasyonda olması halinde cerrahinin ağız içinden (transoral) gerçekleştirilebildiğini vurguluyor.

Transoral Lazer Mikrocerrahi (TLM)

Özellikle gırtlak tümörlerinde lazer yöntemiyle, boyunda kesi yapılmadan cerrahi uygulanabilmektedir. Bu yaklaşımda:

  • Daha az doku hasarı
  • Daha hızlı iyileşme
  • Fonksiyonel korunma (ses ve yutma fonksiyonları)
    gibi avantajlar sağlanabilmektedir.
Transoral Robotik Cerrahi (TORS)

HPV ile ilişkili küçük boyutlu dil kökü ve bademcik tümörlerinde robotik cerrahi, anatomik olarak zor bölgelerde cerrahi erişimi kolaylaştırarak önemli bir seçenek sunmaktadır.

Bu yöntemler, uygun hasta seçimi yapıldığında, açık cerrahiye kıyasla daha az invaziv bir alternatif oluşturabilmektedir.

Navigasyon ve Sinir Monitorizasyonu ile Daha Güvenli Cerrahi

Baş ve boyun bölgesinde kritik anatomik yapılara yakın cerrahilerde teknolojik destek, komplikasyon riskini azaltmada önemli rol oynamaktadır. Prof. Dr. Evren Erkul, navigasyon destekli endoskopik sinüs cerrahisinin sinüs tümörlerinde daha güvenli rezeksiyon olanağı sunduğunu belirtirken, sinir monitorizasyonunun özellikle:

  • Tiroit cerrahisi
  • Tükürük bezi cerrahisi
    gibi alanlarda fonksiyon kaybı riskini azaltmaya katkı sağlayabildiğini ifade ediyor.
Erken Başvuru Hayati Önem Taşıyor

Baş ve boyun kanserlerinde erken tanı, yalnızca sağkalımı artırmakla kalmamakta; aynı zamanda hastanın yaşam kalitesini belirleyen konuşma, yutma ve solunum fonksiyonlarının korunmasını da mümkün kılmaktadır.

Uzmanlar, 2 haftadan uzun süren ses kısıklığı, iyileşmeyen ağız yaraları veya boyunda kitle gibi bulguların mutlaka ciddiye alınması ve gecikmeden hekime başvurulması gerektiğini vurgulamaktadır.