📝 Editoryal Not:
Prostat kanseri erkeklerde dünya genelinde önemli bir kanser yükü oluştururken, erken dönemde belirti vermeyebilmesi hastalığın yalnızca idrar şikâyetleri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor. IARC’nin 2024 verilerine göre dünya genelinde 1,5 milyondan fazla yeni prostat kanseri vakası ve yaklaşık 420 bin ölüm gerçekleşti. Güncel yaklaşım, PSA’yı tek başına tanı testi olarak kullanmak yerine kişinin yaşı, aile öyküsü ve diğer risk faktörleriyle birlikte değerlendirmeyi; gerekli durumlarda prostat MR’ı ve biyopsi gibi ileri tanısal yöntemlerden yararlanmayı öne çıkarıyor. Tarama ve erken tanı süreçlerinde ise aşırı tanı ve gereksiz tedavi riskleri nedeniyle kişiselleştirilmiş, risk uyarlamalı yaklaşımlar önem kazanıyor.
İdrar şikâyetlerini yaşlılığın doğal sonucu olarak görmeyin
Dünya genelinde erkeklerde en sık görülen ikinci kanser olan prostat kanserinde 2024 yılında 1,5 milyondan fazla yeni vaka görüldü ve yaklaşık 420 bin kişi hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Prostat Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Erdem Hastanesi Çamlıca Şubesi Üroloji Hekimi Op. Dr. Mehmet Kürşad Pekdemir, prostat kanserinin erken dönemde çoğu zaman belirti vermeyebildiğine dikkat çekerek erkeklerin prostat sağlığını yalnızca şikâyet ortaya çıktığında gündeme almaması gerektiğini vurguladı.
Prostat kanseri, erkeklerde görülme sıklığı açısından dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) kanser ajansı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) 2024 yılı tahminlerine göre prostat kanseri, erkeklerde dünyada en sık görülen ikinci kanser türü. 2024 yılında dünya genelinde 1,5 milyondan fazla yeni prostat kanseri vakası ve yaklaşık 420 bin ölüm kaydedildi.
Prostat Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında erken tanının önemine dikkat çeken Erdem Hastanesi Çamlıca Şubesi Üroloji Hekimi Op. Dr. Mehmet Kürşad Pekdemir, erkeklerin prostat sağlığı konusunda dikkat etmesi gereken noktaları anlattı.
İdrar şikâyetlerini yaşlılığın doğal sonucu olarak görmeyin
Özellikle yeni başlayan veya giderek artan idrar şikâyetlerinin değerlendirilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Mehmet Kürşad Pekdemir, “İdrar yapmada zorlanma, idrar akışında zayıflama, sık idrara çıkma veya geceleri tuvalete kalkma gibi şikâyetler tek başına prostat kanseri anlamına gelmez. İyi huylu prostat büyümesi de benzer yakınmalara neden olabilir. Ancak bu şikâyetleri yalnızca yaşın doğal bir sonucu olarak değerlendirip doktora başvurmayı ertelemek doğru değildir. Şikâyetlerin nedenini ortaya koymak için ürolojik değerlendirme önem taşır” ifadelerini kullandı.
Prostat kanseri ile iyi huylu prostat büyümesinin farklı hastalıklar olduğunu belirten Pekdemir, idrar yakınmalarının varlığının veya yokluğunun tek başına kanser hakkında kesin bir sonuç vermediğini söyledi.
Prostat kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir
Erken evrede prostat kanserinin çoğu zaman belirti vermeyebildiğine dikkat çeken Op. Dr. Mehmet Kürşad Pekdemir, “İdrar şikâyetlerinin bulunmaması kişinin prostat kanseri olmadığı anlamına gelmediği gibi, bu şikâyetlerin görülmesi de doğrudan kanser tanısı anlamına gelmiyor. Bu nedenle yalnızca şikâyet ortaya çıktığında doktora başvurmak yerine kişinin yaşı, aile öyküsü ve diğer risk faktörlerinin değerlendirilmesi önem taşıyor” dedi.
Prostat kanseri açısından özellikle aile öyküsünün önem taşıdığını belirten Pekdemir, birinci derece yakınlarında prostat kanseri bulunan erkeklerin risklerini hekimleriyle daha erken yaşlarda değerlendirmelerinin uygun olabileceğini ifade etti. Güncel Avrupa Üroloji Birliği (EAU) kılavuzları da aile öyküsü, genetik riskler ve yaş gibi faktörlere göre erken PSA değerlendirmesinin kişiselleştirilmesini öneriyor.
PSA önemli ancak tek başına kanser tanısı koydurmuyor
Prostat kanserinin erken değerlendirilmesinde kullanılan PSA (prostata özgü antijen) kan testinin önemli araçlardan biri olduğunu belirten Op. Dr. Mehmet Kürşad Pekdemir, “PSA, prostat kanserinin değerlendirilmesinde önemli bir araç ancak tek başına kanser tanısı koydurmuyor. PSA seviyesinin yükselmesi her zaman kanser olduğu anlamına gelmez. İyi huylu prostat büyümesi gibi kanser dışı durumlar da PSA değerini yükseltebilir. Bu nedenle PSA sonucu kişinin yaşı, aile öyküsü, klinik bulguları ve gerektiğinde diğer tanısal yöntemlerle birlikte değerlendirilmelidir” dedi.
PSA değerinin beklenenden yüksek çıkması durumunda doğrudan biyopsiye geçmek her hasta için gerekli olmayabilir. Güncel EAU kılavuzlarında, özellikle orta düzey PSA yüksekliğinde testin tekrarlanması ve klinik risk değerlendirmesine göre prostat MR’ı, risk hesaplayıcıları veya uygun biyobelirteçlerden yararlanılması öneriliyor. Şüpheli durumlarda ise görüntüleme ve biyopsi, klinik değerlendirme ile birlikte planlanabiliyor.
Prostat kanserinde tarama kişisel risklere göre planlanmalı
Prostat kanserinde erken tanının önemli olmakla birlikte tarama yaklaşımının olası yarar ve zararları birlikte değerlendirilerek planlanması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Mehmet Kürşad Pekdemir, “Her erkeğe aynı yaşta ve aynı sıklıkta test uygulanması yerine yaş, aile öyküsü, genetik riskler ve kişinin genel sağlık durumu gibi faktörlerin dikkate alınması gerekiyor. Erken tanı hedeflenirken gereksiz tetkik, aşırı tanı ve gereksiz tedavi riskleri de göz önünde bulundurulmalı” dedi.
IARC, prostat kanserinde aşırı tanının önemli bir sorun olduğunu belirtiyor. Aşırı tanı, yaşam boyunca herhangi bir belirtiye veya ölüme yol açmayacak bir tümörün tarama sonucunda saptanması anlamına geliyor. Bu durum bazı hastalarda gereksiz ileri inceleme veya tedaviye maruz kalma riskini beraberinde getirebiliyor. Bu nedenle IARC, PSA testi, risk sınıflaması ve gerektiğinde MR eşliğinde biyopsi gibi yöntemleri içeren risk uyarlamalı yaklaşımların aşırı tanıyı azaltma potansiyeline dikkat çekiyor.
EAU’nun 2026 kılavuzunda da erken tanı yaklaşımında yaş, aile öyküsü, yaşam beklentisi ve PSA düzeyinin birlikte değerlendirilmesi; belirli PSA aralıklarında tekrar PSA ölçümü ve gerektiğinde prostat MR’ı gibi yöntemlerle biyopsi kararının kişiselleştirilmesi öneriliyor.
Amaç yalnızca kanseri bulmak değil, klinik olarak önemli kanseri doğru şekilde belirlemek
Prostat kanseri tanısında güncel yaklaşımın yalnızca herhangi bir tümörü saptamaya değil, klinik olarak anlamlı hastalığı doğru şekilde belirlemeye odaklandığını belirten Pekdemir, “Günümüzde tanısal süreç yalnızca PSA değerine bakılarak yürütülmüyor. Gerektiğinde prostat MR’ı ve risk değerlendirme araçları kullanılarak biyopsi ihtiyacı belirlenebiliyor. Böylece hastaya gereksiz girişim uygulanmasının önüne geçilmeye çalışılırken klinik olarak önemli kanserlerin saptanması hedefleniyor” dedi.
Prostat MR’ı, kanser şüphesi bulunan hastalarda biyopsi öncesinde lezyonların değerlendirilmesine ve şüpheli alanların hedeflenmesine yardımcı olabiliyor. Ancak MR’ın da tek başına kesin tanı koydurmadığı, gerekli hastalarda kesin tanı için histopatolojik değerlendirme yapılması gerektiği unutulmamalıdır.
Prostat sağlığında önemli mesajlar
- İdrar şikâyetleri prostat kanseriyle eş anlamlı değildir; iyi huylu prostat büyümesi gibi farklı nedenleri olabilir.
- Prostat kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir.
- PSA testi tek başına kanser tanısı koydurmaz.
- Aile öyküsü ve genetik riskler erken değerlendirme kararını etkileyebilir.
- Tarama ve erken tanı yaklaşımı kişiye göre planlanmalıdır.
- Gereksiz tanı ve tedaviyi önlemek için aşırı tanı riski dikkate alınmalıdır.
- Gerekli durumlarda prostat MR’ı ve biyopsi gibi ileri tanısal yöntemlerden yararlanılabilir.
- Yeni başlayan veya giderek artan idrar şikâyetleri değerlendirilmelidir.
Prostat sağlığının yalnızca idrar şikâyetleri ortaya çıktığında gündeme alınmaması gerektiğini belirten Op. Dr. Mehmet Kürşad Pekdemir, “Erken tanı yaklaşımında en doğru adım, kişinin kendi risklerini bilmesi ve uygun değerlendirme planını hekimiyle birlikte oluşturmasıdır” dedi.
