📝 Editoryal Not:

Kanser tedavisindeki gelişmeler, hastaların yaşam süresini uzatırken tedaviye bağlı kardiyovasküler etkilerin uzun dönem yönetimini de giderek daha önemli hale getiriyor. Kardiyo-onkoloji, kanser tedavisinin etkinliğinden ödün vermeden kardiyovasküler komplikasyon riskini azaltmayı ve ortaya çıkan sorunları erken dönemde yönetmeyi amaçlayan multidisipliner bir alan olarak öne çıkıyor. Özellikle kardiyotoksisite riski taşıyan tedaviler öncesinde bireysel risk değerlendirmesi yapılması ve tedavi boyunca uygun kardiyak izlemin sürdürülmesi, hasta güvenliği açısından önem taşıyor. Bununla birlikte, kanser tedavisi alan her hastanın kalp komplikasyonu yaşayacağı düşünülmemeli; risk, kullanılan tedavi, doz, eşlik eden hastalıklar ve bireysel kardiyovasküler risk profiline göre değerlendirilmelidir.

Kanser tedavisinde temel amaç tümör hücrelerini ortadan kaldırmak veya hastalığın kontrolünü sağlamakken, bazı kemoterapi ilaçları, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler ve radyoterapi kalp-damar sistemini etkileyebiliyor. Bu etkiler tedavi sırasında veya tedaviden aylar, yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Özellikle kardiyovasküler hastalık öyküsü bulunan, çok sayıda kardiyovasküler risk faktörü taşıyan veya kardiyotoksisite riski yüksek tedaviler alacak hastaların tedavi öncesinde ve tedavi süresince uygun şekilde değerlendirilmesi önem taşıyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoonkoloji Bölümü Kurucusu ve Direktörü, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen, kardiyoonkolojinin kanser tedavisi ile kalp sağlığı arasındaki dengeyi gözeten multidisipliner bir alan olduğunu belirterek, “Kardiyoonkolojinin temel amacı, kanser hastalarında ortaya çıkabilecek kalp-damar sorunlarını mümkün olduğunca erken belirlemek, riskleri azaltmak ve gerektiğinde tedavi ederek kanser tedavisinin güvenli biçimde sürdürülebilmesini sağlamaktır” dedi.

Kalp-damar etkileri tedavi sırasında veya yıllar sonra görülebiliyor

Her kanser hastasının kalp problemi yaşayacağını söylemenin doğru olmadığını belirten Prof. Dr. Ertan Ökmen, kardiyovasküler riskin hastadan hastaya ve kullanılan kanser tedavisine göre değiştiğine dikkat çekti.

Ökmen, “Bazı kardiyovasküler sorunlar kanser tedavisi sırasında veya tedaviden kısa süre sonra ortaya çıkabilirken, bazı tedaviye bağlı etkiler uzun dönemde görülebilir. Özellikle göğüs bölgesine uygulanan radyoterapinin kalp üzerindeki etkileri tedaviden yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bu nedenle kanser tedavisinin tamamlanmasından sonra da hastanın bireysel risk durumuna göre uzun dönem takip planının yapılması önemlidir” şeklinde konuştu.

Özellikle çocukluk çağı kanserlerinden sağ kalanlar ile göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış bazı hastalarda uzun dönem kardiyovasküler takip önem taşırken, riskin derecesi uygulanan radyoterapinin alanı ve dozu, eşlik eden kardiyovasküler risk faktörleri ve diğer kanser tedavileriyle birlikte değerlendirilmelidir.

En önemli komplikasyonlardan biri kalp fonksiyonlarında azalma

Kanser tedavileriyle ilişkili kardiyovasküler komplikasyonlar arasında kalbin pompalama fonksiyonunda azalma ve buna bağlı kalp yetmezliği önemli bir yer tutuyor. Bunun yanı sıra bazı tedaviler hipertansiyon, ritim bozuklukları, koroner arter hastalığı, tromboembolik olaylar, kalp kası veya kalp zarını etkileyen sorunlara yol açabiliyor.

Özellikle bazı antrasiklinler gibi kemoterapi ilaçları ile HER2’yi hedefleyen bazı tedaviler kalp fonksiyonlarında azalmaya neden olabiliyor. İmmünoterapiler ise daha nadir olmakla birlikte miyokardit (kalp kası iltihabı) gibi ciddi kardiyak yan etkilere yol açabiliyor. Göğüs bölgesine uygulanan radyoterapi de uzun vadede koroner arter hastalığı ve diğer kardiyak sorunların riskini artırabiliyor.

Prof. Dr. Ökmen, “Riskli hastalarda kalp fonksiyonlarını ekokardiyografi ve uygun hastalarda kardiyak biyobelirteçlerle izliyoruz. Takip sırasında bir değişiklik saptandığında kardiyoloji ve onkoloji ekipleri birlikte değerlendirerek kanser tedavisinin etkinliğini korurken kalp açısından güvenli yaklaşımı belirlemeye çalışıyor” dedi.

Kimler kardiyoonkolojik açıdan daha yakından değerlendirilmeli?

Kardiyoonkolojik değerlendirme yalnızca daha önce kalp hastalığı bulunan hastalarla sınırlı değildir. Kanser tedavisi öncesinde hastanın kardiyovasküler risk profili ile planlanan tedavinin kalp üzerindeki olası etkileri birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle şu gruplarda daha dikkatli bir kardiyovasküler değerlendirme gerekebilir:

  • Daha önce kalp yetmezliği, kalp krizi, koroner arter hastalığı veya ritim bozukluğu geçirmiş hastalar,
  • Koroner stent veya bypass öyküsü bulunanlar,
  • Hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol veya kronik böbrek hastalığı gibi kardiyovasküler risk faktörleri bulunanlar,
  • Önceden kardiyotoksik kanser tedavisi almış kişiler,
  • Kalp üzerinde yan etki oluşturma riski daha yüksek belirli kemoterapi, hedefe yönelik tedavi veya immünoterapileri alacak hastalar,
  • Göğüs bölgesine radyoterapi uygulanması planlanan veya daha önce uygulanmış hastalar.

Prof. Dr. Ökmen, “Risk değerlendirmesinde yalnızca mevcut kalp hastalığına değil, hastanın genel kardiyovasküler risklerine ve uygulanacak kanser tedavisinin özelliklerine de bakıyoruz. Amaç, yüksek riskli hastaları belirleyerek gerekli önlemleri tedavi başlamadan önce planlamak ve tedavi sırasında ortaya çıkabilecek sorunları mümkün olduğunca erken saptamak” dedi.

Tedavi öncesinde kalbin durumu değerlendirilmeli

Kardiyotoksisite riski taşıyan tedaviler planlanan hastalarda tedavi öncesi kardiyovasküler değerlendirme, uygun hastalarda temel kalp fonksiyonlarının belirlenmesi açısından önem taşıyor.

Bu değerlendirmede hastanın tıbbi öyküsü, kan basıncı ve kardiyovasküler risk faktörlerinin yanı sıra klinik gerekliliğe göre elektrokardiyografi, ekokardiyografi ve kardiyak biyobelirteçlerden yararlanılabilir. Hangi incelemelerin yapılacağı ise hastanın risk profiline ve uygulanacak kanser tedavisine göre belirlenmelidir.

Prof. Dr. Ökmen, “Kalp hastalığı bulunan veya kardiyotoksisite açısından yüksek risk taşıyan hastaların tedavi öncesinde kardiyoloji tarafından değerlendirilmesi önem taşıyor. Ancak yüksek risk saptanması her zaman kanser tedavisinin değiştirileceği anlamına gelmiyor. Çoğu durumda amaç, kardiyovasküler riskleri mümkün olduğunca iyi yönetmek ve uygun kardiyak izlemi sağlayarak onkolojik tedavinin güvenli biçimde sürdürülmesine yardımcı olmaktır” şeklinde konuştu.

Kardiyoonkolojide amaç kanser tedavisini gereksiz yere kesmemek

Kanser tedavisi sırasında kardiyak bir sorun ortaya çıkması, her zaman kanser tedavisinin tamamen bırakılması gerektiği anlamına gelmiyor. Kardiyak yan etkinin türü ve şiddeti, kanser tedavisinin yararı, hastanın kardiyovasküler durumu ve mevcut alternatifler birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekiyor.

Bazı hastalarda kardiyovasküler risk faktörlerinin kontrol altına alınması ve kalbi koruyucu tedavilerin başlanması yeterli olabilirken, bazı durumlarda kanser tedavisinin geçici olarak durdurulması, dozunun değiştirilmesi veya alternatif bir tedavinin değerlendirilmesi gerekebilir.

Bu kararların kardiyoloji ve onkoloji ekiplerinin birlikte çalıştığı multidisipliner bir yaklaşımla alınması, hem kanser kontrolünün hem de hasta güvenliğinin gözetilmesi açısından önem taşıyor.

Fiziksel aktivite ve beslenme kalp sağlığını destekliyor

Kanser tedavisi sırasında hastaların mümkün olduğunca hareketsiz kalması veya daha kalorili beslenmesi gerektiği yönündeki yaklaşım her hasta için doğru değildir. Hastanın genel sağlık durumu, kanserin türü ve evresi, tedavinin yan etkileri ve fiziksel kapasitesi dikkate alınarak uygun fiziksel aktivitenin sürdürülmesi teşvik edilebilir.

Genel olarak fiziksel olarak aktif kalmak; kardiyovasküler risk faktörlerinin yönetimine, fiziksel fonksiyonların korunmasına ve yaşam kalitesine katkı sağlayabilir. Ancak egzersiz programının yoğunluğu ve türü kişiye göre belirlenmelidir. Özellikle ciddi kalp hastalığı, belirgin kansızlık, enfeksiyon, ciddi tedavi yan etkileri veya fiziksel kapasiteyi sınırlayan başka bir durum bulunan hastalarda egzersiz konusunda hekim değerlendirmesi gerekir.

Benzer şekilde, sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı gibi besinleri içeren dengeli bir beslenme düzeni; yeterli enerji ve protein alımının da gözetilmesi koşuluyla genel kardiyometabolik sağlık açısından yararlı olabilir. Kanser tedavisi sırasında beslenme planı hastanın tedavisine ve beslenme durumuna göre bireyselleştirilmelidir.

Kanser tedavilerinin kalbi etkileme mekanizmaları farklılık gösteriyor

Kanser ilaçlarının kalp üzerinde oluşturduğu etkiler tek bir mekanizma ile açıklanamaz. Bazı ilaçlar kalp kası hücrelerinde hücresel hasara yol açabilirken, bazı hedefe yönelik tedaviler kalp hücrelerinin işlevlerini sürdürmesinde rol oynayan biyolojik sinyal yollarını etkileyebilir.

Bazı tedavilerde kalp fonksiyonlarında azalma tedavi sırasında veya sonrasında ortaya çıkabilirken, radyoterapiye bağlı kardiyovasküler etkiler daha uzun bir zaman diliminde görülebilir. İmmünoterapilerde ise bağışıklık sisteminin kalp dokusuna yönelik aşırı yanıtı sonucunda miyokardit gibi nadir fakat ciddi komplikasyonlar gelişebilir.

Bu nedenle kanser tedavisi planlanırken yalnızca tümörün tedavi edilmesine değil, hastanın kardiyovasküler risk profilinin ve uygulanacak tedavilerin olası kardiyak etkilerinin birlikte değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.

Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Kardiyoonkolojide hedefimiz, kanser tedavisinin başarı şansını azaltmadan hastanın kalp sağlığını mümkün olduğunca korumak. Bunun için tedavi öncesinde risk değerlendirmesi yapmak, tedavi sırasında gerekli izlemi sürdürmek ve ortaya çıkan kardiyak sorunları erken dönemde yönetmek büyük önem taşıyor” diyerek sözlerini tamamladı.