📝 Editoryal Not:
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), erken tanı ve bilimsel temelli eğitimle bireyin gelişimsel potansiyelinin en üst düzeye çıkarılabildiği nörogelişimsel bir durumdur. Güncel uluslararası kılavuzlar, OSB’nin tanısının klinik değerlendirmeye dayandığını; aşılar veya ebeveyn tutumlarıyla ilişkilendirilemeyeceğini ve erken, bireyselleştirilmiş eğitim müdahalelerinin en güçlü kanıta sahip yaklaşım olduğunu göstermektedir. Bu içerik, toplumda yaygın olan yanlış inanışları bilimsel veriler ışığında düzeltmesi ve erken belirtilere dikkat çekmesi açısından önemli bir farkındalık sunmaktadır.
Uzmanlar, otizmin en önemli risk faktörünün genetik yatkınlık olduğunu, erken müdahalenin ise yaşam boyu kazanımları önemli ölçüde artırabildiğini vurguluyor
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve etkileşim alanlarında farklılıklar ile sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranış örüntüleriyle karakterize nörogelişimsel bir durumdur. Belirtilerin şiddeti ve bireyin gereksinimleri kişiden kişiye değiştiği için “spektrum” olarak tanımlanmaktadır.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, otizmin nedenleri, erken belirtileri, tanı süreci ve tedavide bilimsel yaklaşım hakkında önemli bilgiler paylaştı.
Genetik Yatkınlık En Güçlü Risk Faktörü
Güncel bilimsel araştırmalar, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun gelişiminde en önemli etkenin genetik yatkınlık olduğunu göstermektedir.
Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, genetik faktörlerin yanı sıra ileri ebeveyn yaşı gibi bazı çevresel etkenlerin riski artırabileceğinin düşünüldüğünü belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Geçmişte öne sürülen ebeveyn ilgisizliğinin otizme neden olduğu görüşü bilimsel geçerliliğini yitirmiştir. Aynı şekilde aşıların ya da rutin çocukluk çağı aşı programında yer alan aşıların otizme neden olduğuna ilişkin güvenilir bilimsel kanıt bulunmamaktadır.”
İlk Belirtiler Yaşamın İlk Yıllarında Ortaya Çıkıyor
Otizmin ilk belirtileri çoğunlukla bebeklik döneminde sosyal iletişim alanında görülmektedir.
Erken dönemde dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında;
- İsmi söylendiğinde tepki vermemesi,
- Göz teması kurmaması,
- Sosyal gülümsemenin sınırlı olması,
- Ortak dikkat kuramaması,
- Bakım verenle etkileşimin zayıf olması,
- “Ce-ee” gibi karşılıklı sosyal oyunlara ilgi göstermemesi
yer almaktadır.
Dil Gelişimindeki Gecikmeler Önemli Bir Uyarı İşareti
Dil gelişimindeki gecikmeler de erken değerlendirme gerektiren bulgulardandır.
Dr. Öğr. Üyesi Luş, şu uyarıda bulundu:
“Yaklaşık bir yaş civarında anlamlı sözcüklerin başlamaması, iki yaşına gelindiğinde ise iki kelimelik anlamlı cümlelerin kurulamaması gelişimsel açıdan ayrıntılı değerlendirilmesi gereken önemli belirtilerdir.”
Bu belirtilerin görülmesi kesin olarak otizm tanısı anlamına gelmez; ancak çocuk ve ergen psikiyatrisi veya gelişimsel pediatri değerlendirmesini gerektirir.
Konuşma Gelişimi Desteklenebilir
Otizmli çocuklarda konuşma gelişimi bireysel farklılıklar gösterir.
Dil gelişiminin erken desteklenmesi iletişim becerilerinin gelişimini kolaylaştırırken, ileri yaşlarda da bireyselleştirilmiş özel eğitim ve dil-konuşma terapisiyle anlamlı ilerlemeler sağlanabilmektedir.
Otizm Zihinsel Yetersizlikle Aynı Anlama Gelmez
Otizm ile zekâ arasında doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır.
Bazı otizmli bireylerde üstün bilişsel beceriler görülebilirken, bazılarında zihinsel yetersizlik eşlik edebilir. Bu nedenle bilişsel değerlendirme her birey için ayrı olarak yapılmalıdır.
Tanı Genetik Testle Değil, Klinik Değerlendirmeyle Konulur
Otizmin genetik temeli güçlü olmasına rağmen günümüzde hiçbir genetik test tek başına tanı koydurucu değildir.
Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şu bilgiyi paylaştı:
“Otizm, Down sendromunda olduğu gibi tek bir genetik değişiklikle tanı konulan bir durum değildir. Tanı; gelişim öyküsü, klinik gözlem ve standart değerlendirme araçlarını içeren kapsamlı çocuk ve ergen psikiyatrisi değerlendirmesi sonucunda konulur.”
Genetik incelemeler ise uygun görülen hastalarda eşlik eden genetik sendromların araştırılması amacıyla istenebilmektedir.
Bilimsel Olarak Etkinliği Kanıtlanmış Temel Yaklaşım Eğitimdir
Günümüzde Otizm Spektrum Bozukluğu’nu ortadan kaldıran bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır.
Bilimsel kanıt düzeyi en yüksek yaklaşım;
- erken tanı,
- yoğun ve bireyselleştirilmiş özel eğitim,
- konuşma ve dil terapisi,
- gerekli durumlarda ergoterapi,
- aile eğitimi ve danışmanlığı
gibi çok disiplinli müdahaleleri kapsamaktadır.
İlaç tedavileri ise yalnızca dikkat eksikliği, hiperaktivite, irritabilite, uyku sorunları veya anksiyete gibi eşlik eden belirtilerin yönetiminde, uygun hastalarda kullanılmaktadır.
Erken Müdahale Bağımsız Yaşam Becerilerini Destekliyor
Bağımsız yaşam becerileri;
- otizmin şiddeti,
- bilişsel kapasite,
- dil gelişimi,
- erken tanı,
- eğitimin niteliği,
- aile desteği
gibi birçok faktörden etkilenmektedir.
Dr. Öğr. Üyesi Luş, erken tanı alan ve bilimsel temelli eğitim programlarına düzenli devam eden birçok bireyin ilerleyen yaşlarda eğitim hayatını sürdürebildiğini, çalışma yaşamına katılabildiğini ve bağımsız yaşam becerileri kazanabildiğini vurguluyor.
Aileler Doğru Bilgiye Güvenilir Kaynaklardan Ulaşmalı
Otizm şüphesi bulunan çocuklarda ilk adımın alanında deneyimli uzmanlar tarafından kapsamlı değerlendirme yapılması olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, doğru tanının ardından bireyselleştirilmiş eğitim programının gecikmeden başlatılması gerektiğini ifade etti.
Ailelerin bilimsel temeli olmayan bilgi ve uygulamalardan kaçınmasının önemine dikkat çeken Luş, doğru bilginin belirsizlik ve kaygıyı azalttığını, ailelerin tedavi ve eğitim sürecine daha etkin katılımını desteklediğini belirtti.
