📝 Editoryal Not:
Bu haber, sağlık çalışanlarında ilaç kötüye kullanımı ve bağımlılığın yalnızca bireysel bir sorun değil; çalışma koşulları, mesleki erişim, damgalanma ve hasta güvenliğiyle birlikte ele alınması gereken çok boyutlu bir konu olduğunu vurgulaması açısından önem taşıyor. Özellikle propofolün kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyeline ilişkin deneysel ve klinik literatürün yanı sıra hastanelerde ilaç izlenebilirliği, erken fark etme ve çalışanların tedaviye erişimini kolaylaştıran destek mekanizmalarının birlikte değerlendirilmesi, sağlık kurumları açısından dikkat çekici bir çerçeve sunuyor. Kaynakta yer alan bilimsel derleme, propofolün kötüye kullanım potansiyeline ilişkin deneysel ve klinik kanıtları değerlendiriyor; ancak bu kanıtların kapsamı ve niteliği nedeniyle bazı ifadelerin “kesin olarak bağımlılık yapar” yerine “kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyeline ilişkin kanıtlar bulunmaktadır” şeklinde sunulması bilimsel açıdan daha uygun.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Deneyimli bir sağlık çalışanının bile kendi kendine propofol kullanması son derece tehlikelidir”

Sağlık çalışanlarında ilaç kötüye kullanımı ve bağımlılık riskinin; yoğun çalışma temposu, gece nöbetleri, uyku düzensizliği, tükenmişlik, stres ve bireysel yatkınlıklar gibi birden fazla faktörün birlikte değerlendirilmesiyle ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, mesleki erişimin tek başına bağımlılık nedeni olmadığını, ancak yatkınlığı bulunan kişilerde kötüye kullanıma geçişi kolaylaştırabileceğini söyledi. Uzbay, propofol gibi ilaçlarda güçlü izlenebilirlik sistemlerinin ve sağlık çalışanlarının erken dönemde destek almasını sağlayacak mekanizmaların hasta güvenliği açısından önem taşıdığına dikkat çekti.

Sağlık çalışanlarında ilaç kötüye kullanımı ve bağımlılık, bireysel yatkınlıkların yanı sıra çalışma koşulları, ilaçlara mesleki erişim ve yardım aramayı etkileyebilen damgalanma kaygısıyla birlikte ele alınması gereken çok boyutlu bir sorun olarak öne çıkıyor.

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Uzbay, sağlık çalışanlarında ilaç kötüye kullanımı ve bağımlılık riskini artırabilecek faktörleri, propofol ve fentanil gibi ilaçların kötüye kullanım potansiyelini, hastanelerde ilaç izlenebilirliğinin önemini ve Türkiye’de oluşturulabilecek meslektaş destek sistemlerini değerlendirdi.

Yoğun çalışma temposu, gece nöbetleri ve tükenmişlik risk faktörleri arasında

Sağlık çalışanlarında ilaç kötüye kullanımı ve bağımlılığın tek bir nedene bağlanamayacağını belirten Prof. Dr. Uzbay, yoğun çalışma temposu, gece nöbetleri, uyku düzensizliği, tükenmişlik ve stresin yanı sıra bazı kişilerde önceden var olan ruhsal sorunlar veya başka madde kullanım öyküsünün risk üzerinde etkili olabileceğini söyledi.

Uzbay, sağlık çalışanlarının belirli ilaçlara mesleki erişiminin riski artırabileceğini, ancak erişimin tek başına bağımlılık nedeni olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.

“Özellikle anestezi ve yoğun bakım çalışanları propofol ve güçlü opioidlerle daha sık temas etmektedir. Bizim propofol üzerine yaptığımız kapsamlı derlemede de yayımlanmış olgular içinde sağlık çalışanlarının, özellikle anestezi çalışanlarının dikkat çekici biçimde öne çıktığını gördük.” dedi.

Yakın tarihli kapsamlı derlemede incelenen olgu bildirimlerinin önemli bir bölümünün sağlık çalışanlarını içerdiği, ancak mevcut verilerin propofol kötüye kullanımının toplumdaki gerçek sıklığını ortaya koymaya yeterli olmadığı da vurgulanıyor.

Fentanil güçlü bir opioid; solunum depresyonu ciddi risk oluşturuyor

Propofol ve fentanilin farmakolojik olarak birbirinden farklı ilaçlar olduğunu belirten Prof. Dr. Uzbay, fentanilin güçlü bir opioid olduğunu ve kötüye kullanımında ciddi riskler bulunduğunu ifade etti.

“Fentanil çok güçlü bir opioid olup haz ve rahatlama oluşturabilir; ancak aynı zamanda doza bağlı olarak solunumu baskılayarak ölümcül olabilmektedir. Tolerans ve fiziksel bağımlılık gelişimi de önemli klinik sorunlardır.” diye konuştu.

Propofol kısa etkili intravenöz anesteziktir

Propofolün opioidlerden farklı bir ilaç olduğunu vurgulayan Uzbay, propofolün kısa etkili intravenöz anestezik olarak özellikle anestezi indüksiyonu ve kontrollü sedasyon uygulamalarında yaygın biçimde kullanıldığını belirtti.

Propofolün hızlı ve kısa süreli etkisinin klinik kullanım açısından önemli avantajlar sağladığını ifade eden Uzbay, bununla birlikte ilacın kötüye kullanım potansiyelinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.

Propofolün kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyeli göz ardı edilmemeli

Uzbay, propofolün opioid olmamasına rağmen bazı çalışmalarda öforik ve ödüllendirici etkilerle ilişkilendirildiğini belirterek, ilacın kötüye kullanım potansiyeline ilişkin deneysel ve klinik verilerin bulunduğuna dikkat çekti.

Propofolün kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyeline ilişkin 2025 tarihli kapsamlı bir derleme; olgu bildirimleri, klinik çalışmalar, gözlemsel araştırmalar ve hayvan çalışmalarını birlikte değerlendirdi. Derleme, propofolün insanlarda ve deneysel modellerde kötüye kullanım ve bağımlılıkla ilişkili etkilerine dair bulgular bulunduğunu, ancak toplumdaki gerçek kullanım ve bağımlılık sıklığını ortaya koyacak kapsamlı epidemiyolojik verilerin yetersiz olduğunu bildiriyor.

Uzbay, “Güvenli kullanım ile ciddi toksisite arasındaki marjın dar olması nedeniyle, propofolün tıbbi gözetim dışında kullanılması ciddi, hatta ölümcül sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle deneyimli bir sağlık çalışanının bile kendi kendine propofol kullanması son derece tehlikelidir.” dedi.

Deneysel çalışmalar ödüllendirici etkiler konusunda bulgular sunuyor

Üsküdar Üniversitesi Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (NPFUAM) laboratuvarlarında yürüttükleri deneysel araştırmalara da değinen Prof. Dr. Uzbay, hayvan çalışmalarında propofolün koşullanmış yer tercihi, kendiliğinden uygulama ve lokomotor aktivitede değişiklik gibi bağımlılık araştırmalarında kullanılan davranışsal modellerle ilişkili etkilerinin incelendiğini belirtti.

Propofolün ödüllendirici ve bağımlılıkla ilişkili nörobiyolojik mekanizmalarına yönelik çeşitli deneysel bulgular bulunduğunu ifade eden Uzbay, bu sonuçların insanlarda bağımlılığın görülme sıklığı veya bireysel risk hakkında tek başına doğrudan sonuç vermediğinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.

Sağlık çalışanlarında bağımlılık geç fark edilebiliyor

Sağlık çalışanlarında gelişen ilaç bağımlılığının kimi zaman geç fark edilebildiğini belirten Prof. Dr. Uzbay, sağlık çalışanlarının ilaçların etkileri, dozları ve çalışma ortamları hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmalarının kullanımın bir süre gizlenmesini kolaylaştırabileceğini ifade etti.

“Sağlık çalışanı ilacın etkilerini, dozlarını ve çalışma ortamını iyi bildiği için kullanımını bir süre gizleyebilir ve mesleki işlevlerini sürdürüyor gibi görünebilir. Propofolün kısa süreli etkisi de fark edilmesini güçleştirebilir.” dedi.

“Mesleğimi kaybeder miyim?” kaygısı yardım aramayı geciktirebilir

Mesleki itibar kaybı ve damgalanma endişesinin yardım arama davranışını olumsuz etkileyebileceğini vurgulayan Uzbay, sağlık çalışanlarının “Mesleğimi kaybeder miyim?” veya “Çevrem ne düşünür?” gibi kaygılar nedeniyle profesyonel desteğe başvurmayı erteleyebileceğini söyledi.

Yardım aramanın gecikmesinin yalnızca çalışanın sağlığı açısından değil, hasta güvenliği açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Uzbay, erken fark etme ve uygun yönlendirme mekanizmalarının önemine dikkat çekti.

İlaç hastaneye girdiği andan kullanım veya imhasına kadar izlenebilmeli

Hastanelerde kötüye kullanım potansiyeli bulunan ilaçların yönetiminde güçlü bir izlenebilirlik sisteminin gerekli olduğunu belirten Prof. Dr. Uzbay, ilacın sağlık kuruluşuna girişinden hastaya uygulanmasına veya kullanılmayan kısmının uygun şekilde imhasına kadar olan sürecin kayıt altına alınmasının temel bir güvenlik yaklaşımı olduğunu söyledi.

“Bir ilaç hastaneye girdiği andan hastaya uygulanmasına veya kullanılmayan kısmının imhasına kadar her aşamada net bir iz bırakmalıdır.” dedi.

Bu kapsamda elektronik stok takibi, ilacı teslim alan kişinin kaydı, ilacın hangi hastaya ve hangi dozda uygulandığının kullanıcı ve zaman bilgileriyle eşleştirilmesi, kullanılmayan miktarın kayıt altına alınması ve yüksek riskli ilaçlarda bağımsız ikinci doğrulama gibi uygulamaların önemine dikkat çekti.

Tekrarlayan stok uyumsuzlukları araştırılmalı

Stok kayıtları ile gerçek kullanım arasındaki uyumsuzlukların da dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzbay, özellikle küçük ancak tekrarlayan uyumsuzlukların uygun denetim ve inceleme süreçlerini tetiklemesi gerektiğini ifade etti.

Bu tür denetimlerin sağlık çalışanlarını otomatik olarak şüpheli konumuna getiren bir yaklaşım olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Uzbay, “Burada amaç sağlık çalışanını sürekli şüpheli olarak görmek değil, hem çalışanı hem de hastayı koruyan bir sistem kurmaktır.” dedi.

Propofolün düzenleyici statüsü ülkeler arasında farklılık gösteriyor

Propofolün kontrollü madde statüsünün ülkeden ülkeye değişebildiğini belirten Prof. Dr. Uzbay, mevcut düzenlemelerin kötüye kullanım riskine karşı yeterliliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Uzbay, “Propofol açısından burada bir düzenleme boşluğu olduğunu düşünüyorum. Dünyanın birçok ülkesinde propofol hâlâ klasik anlamda kontrollü madde listesinde değildir. Bu durum özellikle sağlık kurumlarında ilaca erişimin ve kullanımın daha sıkı biçimde izlenmesi gereğini ortaya koymaktadır.” dedi.

Bilimsel derlemede de propofolün birçok ülkede kontrollü madde olarak sınıflandırılmadığı, bazı ülkelerde ise daha sıkı düzenlemelere tabi tutulduğu belirtiliyor. Ancak bu durum ülkelerin ulusal mevzuatına göre değerlendirilmelidir; dolayısıyla “düzenleme boşluğu” ifadesi evrensel bir hukuki durum olarak değil, Prof. Dr. Uzbay’ın politika önerisi olarak sunulmalıdır.

Uzbay, kendi derlemelerinde mevcut bilimsel veriler ışığında propofolün daha sıkı kontrol edilmesi ve kontrollü maddeler arasında değerlendirilmesinin tartışılması gerektiği sonucuna vardıklarını belirtti.

Türkiye için gizlilik esaslı meslektaş destek sistemi önerisi

Bağımlılık sorunu yaşayan sağlık çalışanlarının yardım talep edebilecekleri, gizlilik ve profesyonel destek ilkelerine dayalı bir meslektaş destek sisteminin Türkiye açısından yararlı olabileceğini belirten Prof. Dr. Uzbay, bu sistemlerin yalnızca cezalandırma yaklaşımına dayanmaması gerektiğini vurguladı.

“Sağlık çalışanının sorun ortaya çıktığında doğrudan cezalandırılacağı korkusu yerine, güvenli biçimde başvurabileceği profesyonel bir yapı bulunmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Bağımlılık psikiyatrisi, anesteziyoloji ve farmakoloji birlikte çalışmalı

Olası bir meslektaş destek programının multidisipliner bir yapıya sahip olması gerektiğini belirten Uzbay, bağımlılık psikiyatrisi, işyeri hekimliği, anesteziyoloji, farmakoloji, hemşirelik ve gerektiğinde hastane eczacılığının birlikte çalışabileceği bağımsız bir yapı önerdi.

Başvuruların mümkün olduğunca gizlilik içinde yürütülmesinin yardım arama davranışını kolaylaştırabileceğini ifade eden Uzbay, erken değerlendirme, uygun tedaviye erişim ve tedavi sonrasında güvenli biçimde mesleğe dönüşün izlenmesinin bütüncül bir yaklaşımın parçaları olması gerektiğini söyledi.

Hasta güvenliği söz konusu olduğunda gizlilik mutlak değildir

Meslektaş destek programlarında gizlilik ilkesinin önemli olmakla birlikte hasta güvenliğinin önceliğini koruması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Uzbay, “Elbette hasta güvenliğini tehdit eden durumlarda gizlilik mutlak olamaz. Buradaki ayrımı iyi yapmak gerekir.” dedi.

Bağımlılıkla mücadelede tedavi ve denetimin birbirinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğini belirten Uzbay, etkili bir sistemin hem ilaca usulsüz erişimi zorlaştırması hem de bağımlılık sorunu yaşayan sağlık çalışanlarının yardım istemesini kolaylaştırması gerektiğini ifade etti.

“Yalnızca kontrol sistemi kurarsanız sorun gizlenebilir”

Prof. Dr. Tayfun Uzbay, ilaç güvenliği ile sağlık çalışanlarının tedaviye erişiminin birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Yalnızca kontrol sistemi kurarsanız sorun gizlenebilir; yalnızca tedavi sistemi kurup ilaç güvenliğini ihmal ederseniz kötüye kullanım devam edebilir, bundan hastalar da zarar görebilir.”

Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve çalışma arkadaşlarının propofolün kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyelini deneysel ve klinik veriler ışığında değerlendirdiği kapsamlı derleme, konuya ilişkin güncel bilimsel literatürü bir araya getiriyor. Derlemede propofolün kötüye kullanım ve bağımlılık potansiyeline ilişkin klinik, gözlemsel ve deneysel bulgular değerlendirilirken, toplumdaki gerçek yaygınlığı belirlemeye yönelik epidemiyolojik verilerin sınırlı olduğu da belirtiliyor.