📝 Editoryal Not:
Prostat kanseri erken evrede çoğu zaman belirti vermeyebildiğinden, risk temelli erken değerlendirme ve uygun hastalarda tanısal sürecin doğru planlanması önem taşır. Ancak PSA yüksekliği tek başına kanser tanısı koydurmaz ve PSA temelli erken tanı yaklaşımının yanlış pozitiflik, gereksiz biyopsi, aşırı tanı ve aşırı tedavi gibi olası zararları da bulunmaktadır. Güncel EAU kılavuzu; yaş, aile öyküsü, yaşam beklentisi ve klinik risklerin birlikte değerlendirilmesini, şüpheli olgularda prostat MR’ının biyopsi öncesinde kullanılmasını ve gerektiğinde MR-hedefli biyopsi yapılmasını desteklemektedir. Fokal tedaviler konusunda ise kanıtların henüz uzun dönemli standart tedaviler düzeyinde olmadığı özellikle belirtilmelidir; EAU, HIFU ve kriyoterapinin prospektif kayıt veya klinik araştırma kapsamında uygulanmasını, diğer ablasyon yöntemlerinin ise iyi tasarlanmış prospektif araştırmalarda değerlendirilmesini önermektedir.

Erkeklerde sık görülen kanserlerden biri olan prostat kanseri, özellikle erken evrelerde herhangi bir belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle yalnızca idrar yakınmalarının ortaya çıkmasını beklemek yerine, kişinin yaşı, aile öyküsü, genetik riskleri, genel sağlık durumu ve yaşam beklentisi doğrultusunda prostat kanseri açısından değerlendirilmesi önem taşır. Bununla birlikte PSA testiyle yapılan erken tanı yaklaşımında yarar ve olası zararların birlikte ele alınması ve kararın hekim-hasta ortaklığıyla verilmesi gerekir.

Eylül ayının Prostat Kanseri Farkındalık Ayı olması, erkeklerde prostat sağlığı konusunda farkındalığın artırılması açısından önemli bir fırsat sunuyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Engin Kaya, prostat kanserinde erken tanı ve güncel tanısal yaklaşımlarla ilgili önemli bilgiler paylaşıyor.

1. Prostat kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir

Prostat kanseri özellikle erken evrede herhangi bir üriner yakınmaya neden olmayabilir. Bu nedenle “şikayetim yok, prostat kanseri olamam” düşüncesi doğru değildir.

Sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, idrar yapmaya başlamada güçlük, idrar akımında zayıflama veya kesintili işeme gibi alt üriner sistem semptomları prostat kanserinde görülebilmekle birlikte, bu bulgular prostat kanserine özgü değildir. Benign prostat hiperplazisi (BPH), prostatit ve diğer üriner sistem sorunları da benzer yakınmalara yol açabilir.

İdrarda kan görülmesi, açıklanamayan üriner yakınmalar veya yeni ortaya çıkan ve devam eden belirtiler ise ürolojik değerlendirme gerektirir.

Bu nedenle prostat kanseri açısından değerlendirme, yalnızca semptomların varlığına göre değil, kişisel risk profiline göre planlanmalıdır. Özellikle ailede prostat kanseri öyküsü bulunan veya kalıtsal risk taşıyan erkeklerde erken değerlendirme gündeme gelebilir.

2. PSA yüksekliği her zaman prostat kanseri anlamına gelmez

Prostat spesifik antijen (PSA), prostat kanseri şüphesinin değerlendirilmesinde kullanılan temel kan testlerinden biridir. Ancak PSA prostat kanserine özgü bir belirteç değildir. Benign prostat hiperplazisi, prostat iltihabı ve bazı diğer benign durumlar PSA düzeyinin yükselmesine neden olabilir. Öte yandan düşük PSA düzeyi de prostat kanserini kesin olarak dışlamaz.

Bu nedenle tek bir PSA sonucu üzerinden kanser tanısı veya dışlama yapılmamalıdır. Hastanın yaşı, aile öyküsü, önceki PSA sonuçları ve değişimleri, klinik muayene ve gerektiğinde prostat görüntüleme bulguları birlikte değerlendirilmelidir.

Orta düzeyde PSA yüksekliği saptanan asemptomatik kişilerde, klinik koşullara göre PSA’nın belirli bir süre sonra tekrar edilmesi de ileri değerlendirme öncesinde düşünülebilir. EAU, özellikle PSA 3–10 ng/mL aralığında olan ve şüpheli palpasyon bulgusu bulunmayan erkeklerde tekrar PSA ölçümünü önermektedir.

PSA taraması herkese aynı şekilde uygulanmamalı

PSA temelli erken tanının potansiyel yararlarının yanı sıra yanlış pozitif sonuç, gereksiz biyopsi, aşırı tanı ve aşırı tedavi gibi olası zararları bulunmaktadır. Bu nedenle asemptomatik erkeklerde PSA testi kararı, bireysel riskler ve hastanın tercihleri doğrultusunda hekimle birlikte verilmelidir.

3. Parmakla rektal muayene ve prostat MR’ı tanısal sürecin parçaları olabilir

Dijital rektal muayene (DRM), prostatın boyutu, kıvamı ve yüzeyindeki düzensizlikler hakkında klinik bilgi sağlayabilir. Anormal muayene bulguları prostat kanseri açısından ileri değerlendirme gerektirebilir ve klinik evrelemede de rol oynar.

PSA veya klinik değerlendirme sonucunda prostat kanseri şüphesi oluştuğunda multiparametrik prostat MR’ı (mpMR) günümüzde önemli bir tanısal araçtır. EAU, organla sınırlı prostat kanseri şüphesi bulunan hastalarda biyopsi öncesinde prostat MR’ı yapılmasını güçlü şekilde önermektedir.

MR’da şüpheli lezyon saptanması halinde MR-hedefli biyopsi; bilişsel hedefleme, ultrason-MR füzyon sistemleri veya uygun merkezlerde MR eşliğinde gerçekleştirilebilir. Biyopsinin transperineal veya transrektal yaklaşımla yapılması da klinik koşullara göre belirlenebilir.

Önemli nokta: MR, prostat kanseri tanısını tek başına kesinleştiren bir yöntem değildir. Kesin tanı gerektiğinde histopatolojik değerlendirme, yani biyopsi ile elde edilen doku örneğinin incelenmesi gerekir.

4. Prostat kanseri tanısı alan her hastaya aynı tedavi uygulanmıyor

Prostat kanseri tek bir hastalık gibi değerlendirilmemelidir. Tanı sonrasında hastalığın evresi, PSA düzeyi, biyopsi bulguları, ISUP Grade Group (Gleason derecelendirmesi), tümörün yaygınlığı ve hastanın genel sağlık durumu birlikte değerlendirilir.

Tedavi seçimi ayrıca hastanın yaşam beklentisi, mevcut hastalıkları, fonksiyonel durumu ve tedaviden beklentileri ile birlikte ele alınmalıdır.

Düşük riskli ve uygun hastalarda aktif izlem, hastalığı yakın takip ederek gereksiz veya erken tedavinin yol açabileceği yan etkilerden kaçınmayı amaçlayan önemli bir yönetim seçeneğidir. Hastalığın risk grubuna ve evresine göre radikal prostatektomi veya radyoterapi gibi küratif tedaviler de gündeme gelebilir.

Dolayısıyla prostat kanseri tanısı konulması otomatik olarak ameliyat olunacağı anlamına gelmez. Tedavi kararı, hastalığın biyolojik özellikleri ve hastanın bireysel koşulları doğrultusunda verilmelidir.

5. Yeni nesil ablasyon tedavileri umut verici olmakla birlikte kanıtlar henüz gelişiyor

Robot yardımlı ve laparoskopik radikal prostatektomi, uygun hastalarda prostat kanserinin cerrahi tedavisinde kullanılan minimal invaziv cerrahi yaklaşımlardır.

Bunun yanında yüksek yoğunluklu odaklanmış ultrason (HIFU), kriyoterapi ve geri dönüşümsüz elektroporasyon (IRE) gibi ablasyon yöntemleri de özellikle lokalize prostat kanserinde araştırılmaktadır. Bu yöntemlerde amaç, tüm prostatı veya tümörün bulunduğu belirli bölgeyi enerji kullanarak tedavi etmektir.

Ancak bu yöntemlerin tümü, standart cerrahi veya radyoterapinin yerine geçmiş rutin tedaviler olarak değerlendirilmemelidir. Güncel EAU kılavuzu, fokal HIFU ve kriyoterapinin prospektif kayıt veya klinik araştırma kapsamında uygulanmasını önermekte; IRE gibi diğer ablasyon yöntemlerinin ise iyi tasarlanmış prospektif araştırmalar kapsamında değerlendirilmesini belirtmektedir. Bunun temel nedenleri arasında uzun dönem onkolojik sonuçlara ilişkin kanıtların henüz sınırlı olması ve hasta seçimi ile takip protokollerinin tam olarak standardize edilmemiş olması bulunmaktadır.

Bu nedenle “yeni nesil teknoloji” ifadesi, bu yöntemlerin kanıt düzeylerinin standart tedavilerle eşdeğer olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır.

Erken tanıda amaç yalnızca daha fazla kanser saptamak değil

Prostat kanserinde güncel yaklaşım, mümkün olduğunca klinik olarak anlamlı kanseri saptarken önemsiz olabilecek tümörlerin gereksiz tanı ve tedavisini azaltmayı hedeflemektedir. Bu nedenle PSA, klinik değerlendirme, gerektiğinde dijital rektal muayene, prostat MR’ı ve uygun hastalarda biyopsinin birbiriyle ilişkilendirilerek değerlendirilmesi önem taşır.

Prof. Dr. Engin Kaya, “Prostat kanserinde önemli olan yalnızca kanseri erken yakalamak değil, doğru hastada doğru zamanda doğru tanısal ve tedavi yaklaşımını belirlemektir. Bu nedenle kişisel risklerin bilinmesi ve değerlendirme sürecinin üroloji uzmanıyla birlikte planlanması önem taşımaktadır” diyor.

Prostat kanseri açısından risk taşıdığını düşünen erkeklerin, özellikle aile öyküsü veya bilinen genetik riskleri varsa, PSA testi ve diğer değerlendirmelerin kendileri için uygun olup olmadığını üroloji uzmanıyla görüşmeleri önerilir.