📝 Editoryal Not:

Obezite ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki güçlü ilişki ve GLP-1 reseptör agonistleri ile GIP/GLP-1 reseptör agonistlerinin klinik kullanımının yaygınlaşması, bu tedavilerin kalp hastaları açısından doğru anlaşılmasını önemli hale getiriyor. Metin, mevcut bilimsel kanıtlar doğrultusunda yeniden düzenlenerek bu ilaçların kalp sağlığı üzerindeki olası yararlarının hasta grubuna ve klinik duruma göre değerlendirilmesi, yan etkilerin izlenmesi ve tedavinin hekim kontrolünde planlanması vurgulandı. Özellikle “kalp krizini önler”, “kalp yetmezliğinden ölümü engeller” gibi kesin ifadeler yerine, klinik çalışmaların gösterdiği daha sınırlı ve hasta grubuna özgü sonuçlar tercih edildi.

Obezite kalp-damar hastalıkları için önemli bir risk faktörü

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, obezite tedavisinde kullanılan semaglutid ve tirzepatid etken maddeli ilaçların kalp sağlığı üzerindeki etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Obezitenin koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve kalp yetmezliği başta olmak üzere birçok kardiyovasküler hastalık açısından önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Baltalı, kilo kaybının bu risk faktörlerinin kontrolüne katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Semaglutid ve tirzepatidin kalp sağlığı açısından etkilerinin yalnızca “kilo verme” üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Baltalı, “Obezitenin azaltılması; kan basıncı, kan şekeri ve metabolik risk faktörlerinin kontrolünde olumlu değişiklikler sağlayabilir. Bununla birlikte, bu ilaçların kardiyovasküler yararları kullanılan etken maddeye, dozuna ve hastanın klinik özelliklerine göre değerlendirilmelidir.” dedi.

Bazı hasta gruplarında kalp yetmezliği sonuçlarında olumlu veriler bulunuyor

GLP-1 reseptör agonistleri ve tirzepatid ile yapılan klinik araştırmalarda kardiyovasküler açıdan önemli sonuçlar elde edildiğini aktaran Prof. Dr. Baltalı, özellikle obezite ile ilişkili kalp yetmezliği bulunan hastalarda elde edilen verilerin dikkat çekici olduğunu belirtti.

Semaglutid ile yapılan çalışmalarda, obezite ve kalp yetmezliğinin korunduğu ejeksiyon fraksiyonu (HFpEF) olan hastalarda kilo kaybının yanı sıra semptomlar, fiziksel kısıtlılıklar ve yaşam kalitesi gibi ölçütlerde iyileşmeler bildirilmiştir.

Tirzepatid için yapılan SUMMIT çalışmasında ise obezite ve HFpEF bulunan 731 hastada, tirzepatid kullanan grupta kardiyovasküler ölüm veya kötüleşen kalp yetmezliğinden oluşan birleşik sonlanımın plaseboya göre daha düşük olduğu bildirildi. Bu sonuçlar özellikle obezite ile ilişkili HFpEF açısından önem taşımakla birlikte, tüm kalp hastalarına genellenmemelidir.

En sık yan etkiler mide-bağırsak sisteminde görülüyor

Prof. Dr. Baltalı, semaglutid ve tirzepatid tedavilerinde en sık karşılaşılan yan etkilerin mide-bağırsak sistemiyle ilişkili olduğunu belirterek, “Bulantı, kusma, ishal, kabızlık ve karın bölgesinde rahatsızlık gibi yakınmalar özellikle doz artırma döneminde görülebiliyor.” dedi.

Tirzepatid ile yapılan çalışmalarda gastrointestinal yan etkiler en sık bildirilen advers etkiler arasında yer alırken, bu yan etkiler nedeniyle tedaviyi bırakma oranları dozlara göre değişmiştir.

Bu nedenle tedavinin başlangıcında doz artırımı hekim tarafından planlanmalı ve hastanın toleransı yakından izlenmelidir. Özellikle şiddetli veya uzun süren kusma ve ishal, sıvı kaybı ve buna bağlı komplikasyonlara yol açabileceğinden tıbbi değerlendirme gerektirebilir.

Kalp hastalarında tedavi kararı kişiye özel verilmeli

Kalp hastalığı bulunan kişilerin zayıflama ilaçlarını kendi kararıyla kullanmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Baltalı, tedavi öncesinde hastanın kardiyovasküler durumu, kullandığı ilaçlar, eşlik eden hastalıkları ve tedaviye uygunluğunun değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Semaglutid içeren ürünlerin kişisel veya ailesel medüller tiroid karsinomu (MTC) öyküsü ya da MEN2 sendromu bulunan kişilerde kullanımı kontrendikedir. Bu nedenle “tiroid kanseri” ifadesi tüm tiroid kanserlerini kapsayacak şekilde kullanılmamalı; söz konusu kontrendikasyon özellikle MTC ve MEN2 açısından tanımlanmalıdır.

Prof. Dr. Baltalı, “Kalp hastalığı olan bir kişinin bu ilaçlardan yararlanıp yararlanamayacağı, tek başına kalp hastalığının varlığına bakılarak belirlenmemeli. Hastanın tüm klinik özellikleri değerlendirilerek hekim tarafından karar verilmesi gerekir.” dedi.

Kalp hızındaki değişiklikler de takip edilmeli

Zayıflama ilaçlarının kalp ritmi üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerin dikkatli yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Baltalı, tedavi sırasında çarpıntı veya kalp hızında belirgin değişiklik gibi yeni yakınmalar ortaya çıkması halinde hekime başvurulması gerektiğini ifade etti.

Güncel ürün bilgilerinde tirzepatid kullanımının ortalama kalp hızında dakikada yaklaşık 1-3 atımlık artışla ilişkili olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle “kalp hızını hiç etkilemez” şeklindeki kesin ifadeler yerine, tedavi sırasında klinik takip yapılması daha doğru bir yaklaşımdır.

İlaç bırakıldığında kilo yeniden alınabilir

Prof. Dr. Baltalı, tedavinin sonlandırılmasının da hekim kontrolünde planlanması gerektiğine dikkat çekerek, “Bu ilaçlar bırakıldığında iştah ve vücut ağırlığı yeniden artabilir. Bu nedenle tedavinin sonlandırılması, hastanın kilo kontrolünü sürdürebileceği bir planla birlikte değerlendirilmelidir.” dedi.

Semaglutidin bırakılmasını inceleyen STEP 1 çalışmasının uzatma analizinde, tedavinin kesilmesinden sonraki bir yıl içinde başlangıçta kaybedilen kilonun önemli bir bölümünün geri alındığı ve metabolik kazanımların bir kısmının başlangıç düzeylerine doğru gerilediği gösterildi.

Bu nedenle tedavinin ne kadar süre sürdürüleceği veya nasıl sonlandırılacağı hastanın klinik durumuna göre belirlenmeli; “her hastada ilacı kademeli olarak kesmek gerekir” şeklinde genel bir kural yerine, hekim tarafından kişiselleştirilmiş bir tedavi planı oluşturulmalıdır.