📝 Editoryal Not:
Bu araştırma, Türkiye’de kronik faz kronik miyeloid lösemi (KML) yönetiminde hasta ve hematologların tedaviye ilişkin önceliklerini birlikte ele alması açısından dikkat çekiyor. Temmuz–Aralık 2024 arasında yürütülen kesitsel ankete 129 hematolog ve 120 KML hastası katılmış; çalışma 16 Haziran 2026’da Annals of Hematology dergisinde yayımlanmıştır. Bulgular; tedaviye uyum, tedavi değişiklikleri, bilgi gereksinimleri, psikososyal destek ve hasta-hekim iletişiminde iyileştirme alanlarına işaret ediyor. Ancak çalışma gözlemsel ve tanımlayıcı nitelikte olduğundan, bulgular nedensel ilişki veya belirli bir iletişim yaklaşımının klinik sonuçları iyileştirdiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Ayrıca hasta grubunun katılımcı hekimler aracılığıyla seçilmiş olması ve hasta-hekim karşılaştırmalarının birebir eşleştirilmemiş olması, sonuçların genellenebilirliğini sınırlayabilecek önemli noktalardır.

  • Kronik miyeloid lösemi (KML), BCR::ABL1 füzyon geniyle ilişkili, Philadelphia kromozomu ile karakterize bir miyeloproliferatif neoplazmdır.
  • Türk Hematoloji Derneği tarafından Temmuz–Aralık 2024 arasında yürütülen Türkiye araştırmasına 129 hematolog ve kronik faz KML nedeniyle tirozin kinaz inhibitörü (TKİ) tedavisi alan 120 hasta katıldı.
  • Haziran 2026’da Annals of Hematology dergisinde yayımlanan çalışma; tedaviye uyum, tedavi değişiklikleri, hasta-hekim iletişimi ve psikososyal destek alanlarında dikkat çeken bulgular ortaya koydu.

Kronik miyeloid lösemi (KML), çoğunlukla BCR::ABL1 füzyon geninin oluşmasına yol açan Philadelphia kromozomu ile karakterize bir kan kanseridir. Bu genetik değişiklik hastanın doğuştan taşıdığı kalıtsal bir özellik değil, yaşam boyunca kan hücrelerinde sonradan ortaya çıkan somatik bir değişikliktir.

TKİ’lerin kullanıma girmesiyle kronik faz KML’de hastaların yaşam beklentisi genel popülasyona yaklaşmış; tedavi hedefleri de yalnızca sağkalımın uzatılmasının ötesine geçerek derin moleküler yanıtların elde edilmesi, uzun dönem tedavi tolerabilitesinin korunması ve uygun hastalarda tedavisiz remisyonun değerlendirilmesini kapsayacak şekilde genişlemiştir.

Bununla birlikte tedaviye direnç veya intolerans gibi nedenlerle farklı TKİ’lere geçiş gerekebiliyor. Bu nedenle tedavi etkinliğinin yanı sıra güvenlilik, yaşam kalitesi, tedaviye uyum ve hastanın tedavi kararlarına katılımı KML yönetiminin önemli bileşenleri arasında yer alıyor.

Türkiye’de 129 hematolog ve 120 hasta araştırmaya katıldı

Türk Hematoloji Derneği iş birliğiyle Temmuz–Aralık 2024 tarihleri arasında yürütülen ulusal, kesitsel ve tanımlayıcı anket çalışmasında 129 hematolog ile TKİ tedavisi alan 120 kronik faz KML hastasının görüşleri değerlendirildi.

Hematologlar çevrim içi anketi yanıtlarken, hastalar yapılandırılmış telefon görüşmeleri aracılığıyla ankete katıldı. Hasta katılımcılar en az bir yıldır TKİ tedavisi alıyordu. Araştırmada hasta ve hekimlerin tedavi başlangıcındaki bilgi gereksinimleri, tedavi hedefleri, tedavi değişikliklerine ilişkin öncelikleri, tedaviye uyumları ve KML’nin günlük yaşama etkisine ilişkin değerlendirmeleri karşılaştırıldı.

Araştırma, 16 Haziran 2026’da Annals of Hematology dergisinde yayımlandı. Çalışmanın finansmanı Novartis Pharmaceuticals Corporation tarafından sağlanırken, makalede çıkar çatışmaları da beyan edildi.

Hasta ve hekimlerin öncelikleri bazı alanlarda farklılaşıyor

Araştırmanın bulguları, hastalar ve hekimlerin genel olarak benzer hedeflere sahip olmakla birlikte bazı konulara verdikleri önceliklerin farklılaşabildiğini gösterdi.

Hastalar tedavi başlangıcında öncelikle hastalığın seyri, KML’nin günlük yaşam üzerindeki etkisi ve tedavinin etkinliği hakkında bilgi edinmeye önem verirken, hekimler tedavinin güvenliliği, hastanın izlenmesi ve takip değerlendirmelerini daha fazla önceliklendirdi.

Tedavi değişikliği söz konusu olduğunda da benzer bir farklılık görüldü. Hastaların yüzde 40,8’i tedavi etkinliğini öncelikli konu olarak belirtirken, hekimlerin yüzde 46,7’si tedaviyle ilişkili advers olayların yönetilebilirliğini öne çıkardı.

Bu sonuçlar, KML gibi uzun süreli tedavi gerektiren hastalıklarda tedavi kararlarının yalnızca laboratuvar ve klinik sonuçlar üzerinden değil, hastanın beklentileri ve tedavi deneyimiyle birlikte ele alınmasının önemini gündeme getiriyor.

Hastaların yaklaşık dörtte biri doz atladığını bildirdi

Araştırmada 120 hastanın 25’i (%21) ilaçlarını zaman zaman almadığını bildirdi. Bu hastalar ayda medyan 3 gün tedaviyi kaçırdıklarını belirtti. İlaç dozlarının atlanmasında en sık bildirilen neden unutkanlıktı (%52). Tedavi dozlarını kaçıran hastaların yüzde 80’i bu durumu hekimleriyle paylaştığını ifade etti.

Burada “tedaviye uyumsuzluk” yerine hastaların kendi bildirimlerine dayanan “doz atlama” veya “suboptimal tedaviye uyum” ifadesinin kullanılması daha bilimsel açıdan uygun. Çünkü araştırmada tedaviye uyum objektif ilaç kullanım kayıtlarıyla değil, anket yoluyla değerlendirildi.

Tedavi değişikliklerinde en sık bildirilen nedenler: advers olaylar ve etkinlik

Araştırmaya katılan hastalardan 71’inin tedavisinde daha önce değişiklik yapılmıştı. Bu değişikliklerin %43’ü advers olaylar, %42’si ise tedavinin yetersiz etkinliği nedeniyle gerçekleşmişti. Tedavi değişikliği yaşayan hastaların yüzde 32’si bu süreçte kaygı veya korku yaşadığını bildirdi.

Tedavi değişikliğinde hastaların başlıca öncelikleri yeni tedavinin hastalığın ilerlemesini kontrol etme kapasitesi, daha az yan etki ve tedavinin etkisinin ortaya çıkma hızı oldu.

Bu bulgular, TKİ tedavisinde etkinlik ve güvenlilik dengesinin yanı sıra tedavi değişikliği döneminde hastaların kaygılarının ve bilgi gereksinimlerinin de dikkate alınması gerektiğine işaret ediyor.

Psikososyal destek önemli bir ihtiyaç alanı olarak öne çıkıyor

Araştırmada hastaların %91’i daha önce hiç psikolojik destek almadığını bildirdi. Bununla birlikte çalışmanın kesitsel tasarımı nedeniyle bu bulgu, hastaların tamamının psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğu veya neden destek almadıkları şeklinde yorumlanamaz. Araştırmacılar, bu durumun altında hasta tercihi, semptom yükü, psikososyal değerlendirme uygulamaları veya destek hizmetlerine erişim gibi farklı faktörlerin bulunabileceğini belirtiyor.

Hastaların yüzde 82’si KML ile ilgili en büyük korkularının hastalığın tekrarlaması veya ilerlemesi olduğunu ifade etti. Buna karşılık hastaların yüzde 90’ı KML’yi hekimleriyle konuşurken kendilerini rahat hissettiklerini bildirdi.

Takip görüşmeleri ortalama 10 dakika sürüyor

Araştırmaya göre hastalar, hekimleriyle genellikle 2–3 ayda bir takip görüşmesi gerçekleştiriyor ve görüşmelerin medyan süresi yaklaşık 10 dakika olarak bildirildi. Çalışmanın sonuç bölümünde araştırmacılar, bu sürenin özellikle bilgi gereksinimlerinin değerlendirilmesi, hastanın tedavi deneyiminin anlaşılması ve ortak karar verme süreçleri açısından sınırlılık oluşturabileceğini belirtiyor.

Araştırmada ayrıca hekimlerin yüzde 94’ü tedavi hedeflerini hastalarıyla paylaştığını belirtirken, hekimlerin yalnızca yüzde 11’i hastaların kendilerine aktarılan bilgileri tamamen anladığını düşündüğünü bildirdi. Bu durum, bilgi aktarımının yanı sıra bilginin hasta tarafından anlaşılıp anlaşılmadığının değerlendirilmesinin de önemini ortaya koyuyor.

“Hastaların yalnızca daha uzun değil, daha iyi yaşamalarına katkı sağlamayı hedefliyoruz”

22 Eylül Dünya KML Günü ve Eylül Ayı Kan Kanserleri Farkındalık Ayı kapsamında araştırma sonuçlarını değerlendiren Novartis Türkiye Ülke Başkanı Serkan Barış, şöyle konuştu:

“Novartis olarak 20 yılı aşkın süredir hematoloji alanında tıbbı yeniden tasarlamak ve hastaların yaşamlarını iyileştirmek için çalışıyoruz. Araştırmanın ortaya koyduğu bulgular, kronik miyeloid lösemi yönetiminde tedavi başarısının yalnızca klinik sonuçlarla değil; hastaların yaşam kalitesi, tedavi deneyimi ve destek ihtiyaçlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Hematoloji hastaları için etkili ve yaşam kalitesini koruyan tedaviler geliştirmek amacıyla tüm paydaşlarımızla iş birliği yapıyoruz.”

“Hastaların yalnızca daha uzun değil, daha iyi yaşamalarına katkı sağlamak ve hematolojinin geleceğini şekillendirmek için yenilikçi tedaviler ve hasta odaklı çözümler üzerinde çalışmayı sürdüreceğiz.”

Bulgular hasta odaklı KML yönetiminin önemine işaret ediyor

Türkiye’de gerçekleştirilen bu araştırma, kronik faz KML yönetiminde hasta ve hekimlerin tedaviye ilişkin önceliklerinin bazı noktalarda farklılaşabildiğini ortaya koyuyor. Tedaviye uyum, tedavi değişiklikleri sırasında iletişim, advers olayların yönetimi, bilgi gereksinimleri ve psikososyal durumun değerlendirilmesi, uzun dönem KML yönetiminde dikkate alınması gereken başlıklar arasında yer alıyor.

Bununla birlikte araştırmanın kesitsel ve tanımlayıcı bir anket çalışması olduğu, verilerin önemli bölümünün hasta veya hekim beyanına dayandığı ve hasta katılımcıların araştırmaya katılan hematologlar aracılığıyla belirlenmiş olması nedeniyle sonuçların tüm KML hasta popülasyonuna doğrudan genellenmemesi gerekiyor. Ayrıca hasta ve hekim karşılaştırmaları birebir eşleştirilmiş çiftler üzerinden değil, grup düzeyinde gerçekleştirildi.

Araştırmacılara göre daha yapılandırılmış iletişim, tedaviye uyumun düzenli değerlendirilmesi ve gerektiğinde psikososyal destek mekanizmalarının devreye alınması, KML yönetiminde hasta merkezli yaklaşımın güçlendirilmesine katkı sağlayabilir. Çalışma ise bu yaklaşımların klinik sonuçları doğrudan iyileştirdiğini göstermekten ziyade, gelecekte ele alınması gereken ihtiyaç alanlarını ortaya koyuyor.