📝 Editoryal Not:

Bu bülten, Alzheimer hastalığında son yıllarda tanı, hastalık modifiye edici tedaviler, davranışsal belirtiler ve bakım süreçlerinde ortaya çıkan önemli gelişmeleri aynı çerçevede ele alması açısından güncel bir sağlık iletişimi konusu sunuyor. Bununla birlikte, özellikle yeni anti-amiloid ilaçların etkileri ve riskleri, kan bazlı biyobelirteçlerin klinik kullanım alanı ve zona aşısı ile demans arasındaki ilişki konusunda kanıt düzeylerinin birbirinden ayrılması gerekiyor. Düzenlemede, gözlemsel araştırmalardan elde edilen ilişkiler nedensel sonuç gibi sunulmadı; tanısal testlerin klinik değerlendirmeye alternatif olmadığı ve hastalık modifiye edici tedavilerin belirli erken evre hasta gruplarında değerlendirildiği vurgulandı. Böylece metin, hem sağlık profesyonelleri hem de bilimsel sağlık iletişimi açısından daha dengeli ve kanıta dayalı bir çerçeveye taşındı.

Alzheimer araştırmalarında yeni dönem: Erken tanı, hastalık modifiye edici tedaviler ve bakımın bütüncül ele alınması öne çıkıyor

21 Eylül Dünya Alzheimer Günü vesilesiyle düzenlenen basın toplantısında; Alzheimer hastalığında tanı ve tedavi alanındaki güncel bilimsel gelişmeler, kan bazlı biyobelirteçlerin klinik kullanımı, yeni tedavilere erişim, davranışsal ve psikolojik belirtilerin yönetimi ile bakım verenlerin yaşadığı güçlükler ele alındı.

Toplantıya Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Şahinöz, Türkiye Alzheimer Derneği Tıbbi Kurul Başkanı Prof. Dr. Başar Bilgiç, Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve hasta yakını Hatice Sertaç Süslü ile Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürü Zeynep Alptekin Basa katıldı.

Alzheimer hastalığında son yıllarda özellikle amiloid hedefli hastalık modifiye edici tedaviler, kan bazlı biyobelirteçler ve davranışsal belirtilere yönelik tedaviler alanında önemli gelişmeler yaşanıyor. Bununla birlikte bu yeniliklerin klinik uygulamaya aktarılması; doğru hasta seçimi, güvenlilik izlemi, tanısal doğruluk, sağlık altyapısı ve erişim gibi başlıkları da beraberinde getiriyor.

Yeni Alzheimer tedavileri: Amaç hastalığı durdurmak değil, ilerlemeyi yavaşlatmak

Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Şahinöz, Alzheimer hastalığında beyinde biriken amiloid-beta patolojisini hedefleyen yeni monoklonal antikor tedavilerinin, uygun seçilmiş erken evre hastalarda klinik gerilemeyi yavaşlatabildiğini belirtti.

Lecanemab ve donanemab gibi amiloid-beta hedefli tedaviler, hafif bilişsel bozukluk (MCI) veya hafif Alzheimer demansı gibi erken klinik evrelerde ve çalışmalarda belirlenen uygun hasta gruplarında değerlendirilmiştir. Lecanemabın faz 3 çalışmasında 1.795 hasta üzerinde klinik gerileme hızında plaseboya kıyasla anlamlı azalma gösterilmiş; donanemab da faz 3 çalışmasının ardından benzer şekilde erken evre Alzheimer hastalarında kullanım için FDA tarafından onaylanmıştır.

Bu tedaviler hastalığı ortadan kaldıran veya mevcut bilişsel kaybı geri döndüren tedaviler değildir. Klinik çalışmaların gösterdiği temel katkı, uygun hastalarda hastalığın bilişsel ve işlevsel ilerleme hızını bir ölçüde azaltmalarıdır.

Tedavilerin önemli bir güvenlilik konusu ise **amiloid ilişkili görüntüleme anormallikleri (ARIA)**dır. ARIA, beyin ödemi ve/veya mikrokanama gibi MRI bulgularını içerebilir. Risk; hastanın özelliklerine, özellikle APOE ε4 genotipine ve bazı durumlarda antikoagülan kullanımına göre değişebilir. Bu nedenle tedavi öncesinde hasta seçimi ve tedavi sırasında düzenli klinik ve görüntüleme izlemi kritik önem taşır.

Şahinöz, yeni tedavilerin Türkiye’de klinik kullanıma ve geri ödeme sistemine erişiminin değerlendirilmesinde; uygun hasta seçimi, tedavi merkezlerinin altyapısı, MRI ve güvenlilik izlemi, uzun dönem veri toplama ve sağlık ekonomisi değerlendirmelerinin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

Kan testleri Alzheimer değerlendirmesinde yeni bir dönem başlatıyor

Türkiye Alzheimer Derneği Tıbbi Kurul Başkanı Prof. Dr. Başar Bilgiç, Alzheimer hastalığına ilişkin kan bazlı biyobelirteçlerin son yıllarda önemli ölçüde geliştiğini belirterek, özellikle plazma fosforile tau 217 (p-tau217) testlerinin klinik değerlendirmedeki potansiyeline dikkat çekti.

p-tau217, Alzheimer hastalığının temel patolojik süreçlerinden biri olan tau patolojisiyle ilişkili bir kan biyobelirteci olarak değerlendiriliyor. 2025 yılında yayımlanan Alzheimer’s Association klinik uygulama kılavuzu, kan bazlı biyobelirteçlerin özellikle objektif bilişsel bozukluğu bulunan ve uzmanlaşmış bellek değerlendirme merkezlerinde incelenen kişilerde, kapsamlı klinik değerlendirmenin bir parçası olarak kullanılmasını destekliyor.

Bununla birlikte tüm p-tau217 testleri aynı tanısal performansa sahip değil. Farklı platformların duyarlılık ve özgüllükleri değişebildiğinden, test seçiminin doğrulanmış analitik ve klinik performans verilerine dayanması gerekiyor. Güncel kılavuz, belirli performans eşiklerini karşılayan bazı kan bazlı biyobelirteçlerin triyaj amacıyla, bazı yüksek performanslı testlerin ise uygun klinik bağlamda daha ileri doğrulama yöntemlerinin yerine kullanılabileceğini belirtiyor. Ancak bu testler kapsamlı klinik değerlendirmenin yerine geçmiyor ve sonuçların hastanın klinik özellikleri ile birlikte yorumlanması gerekiyor.

Bu nedenle p-tau217’nin bugün için toplum genelinde, herhangi bir bilişsel yakınması bulunmayan sağlıklı bireylere yönelik bir genel tarama testi olarak kullanılması ile klinik şikâyeti veya objektif bilişsel bozukluğu bulunan hastalarda tanısal değerlendirmeye yardımcı biyobelirteç olarak kullanılması birbirinden ayrılmalı.

Önümüzdeki dönemde kan bazlı biyobelirteçlerin standardizasyonu, laboratuvarlar arası kalite kontrolü, uygun eşik değerlerin belirlenmesi ve klinik kullanım algoritmalarının geliştirilmesi önem taşıyor.

Zona aşısı ve demans: Bulgular dikkat çekici, ancak nedensellik konusunda temkin gerekiyor

Prof. Dr. Başar Bilgiç, son yıllarda herpes zoster (zona) aşısı ile demans riski arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirtti.

Galler’de sağlık kayıtlarının incelendiği bir doğal deney çalışmasında zona aşısına erişimi olan kişilerde demans tanısı oranlarının daha düşük olduğu bildirilmiş ve yaklaşık yüzde 20’lik bir fark raporlanmıştı. Ancak bu bulgu, gözlemsel/natural experiment niteliğindeki verilerin doğası gereği, zona aşısının demansı yüzde 20 oranında nedensel olarak önlediği şeklinde yorumlanmamalıdır. Ayrıca sistematik derlemelerde çalışmalar arasında belirgin heterojenite bulunmuş ve ilişkinin doğrulanması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu belirtilmiştir.

Dolayısıyla mevcut kanıtlar, zona aşısının demans riskini azalttığını kesin olarak kanıtlamaktan ziyade, bu konuda ileri araştırmaları destekleyen önemli bir epidemiyolojik sinyal olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye Alzheimer Derneği, yaşlı erişkinlerde aşılanmaya erişimin geliştirilmesinin yalnızca olası bilişsel yarar açısından değil, zona ve zona komplikasyonlarının önlenmesi açısından da halk sağlığı bakımından değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Alzheimer hastalığında ajitasyonun tanınması ve yönetimi önem taşıyor

Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve hasta yakını Hatice Sertaç Süslü, Alzheimer hastalığında görülebilen ajitasyon, huzursuzluk, irritabilite ve saldırganlık gibi davranışsal belirtilerin hem hasta hem de bakım veren açısından önemli bir bakım yükü oluşturabildiğini belirtti.

Ajitasyon; hastanın klinik durumuna göre huzursuzluk, amaçsız hareketlilik, tekrarlayıcı davranışlar, sözlü veya fiziksel saldırganlık gibi farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Bu belirtilerin ortaya çıkması halinde öncelikle ağrı, enfeksiyon, kabızlık, uyku bozukluğu, ilaç yan etkileri, çevresel stresörler veya diğer tıbbi nedenler gibi tetikleyicilerin değerlendirilmesi önem taşır.

İlk basamak yaklaşım, mümkün olduğunda ilaç dışı ve kişiye özgü müdahaleler olmalıdır. Çevresel uyaranların azaltılması, düzenli günlük rutin, uygun fiziksel aktivite, iletişim biçiminin hastanın bilişsel kapasitesine göre uyarlanması ve bakım verenlerin eğitimi bu yaklaşımın önemli parçalarıdır.

İlaç tedavileri ise özellikle ciddi, tekrarlayan veya ilaç dışı yaklaşımlara yeterli yanıt vermeyen belirtilerde, bireysel yarar-zarar değerlendirmesi yapılarak gündeme gelir. Antipsikotiklerin demanslı kişilerde önemli güvenlilik riskleri bulunabileceğinden tedavi kararı hekim tarafından verilmelidir.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 2023 yılında brexpiprazolü, Alzheimer demansına bağlı ajitasyonun tedavisi için onaylanan ilk ilaç olarak tanımlamıştır. Bu nedenle “Alzheimer ajitasyonu için iki onaylı ilaç bulunmaktadır” ifadesi, onayın hangi düzenleyici kurum ve hangi endikasyon için geçerli olduğu belirtilmeden kullanılmamalıdır.

“Bir Sebebi Varmış, Artık Biliyorum” kampanyası davranışsal belirtilere dikkat çekiyor

Toplantıda, Türkiye Alzheimer Derneği ve Abdi İbrahim Otsuka iş birliğiyle yürütülen “Bir Sebebi Varmış, Artık Biliyorum” kampanyası kapsamında Alzheimer hastalığında görülebilen huysuzluk, huzursuzluk ve ajitasyon gibi davranışsal belirtilere ilişkin farkındalığın artırılması hedeflendiği belirtildi.

Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürü Zeynep Alptekin Basa, Alzheimer hastalığının yalnızca bilişsel belirtilerle sınırlı olmadığını, davranışsal ve psikolojik belirtilerin de hasta ve bakım verenlerin yaşam kalitesini etkileyebildiğini ifade etti.

Basa, davranış değişikliklerinin kişinin bilinçli tercihi veya karakter değişikliği olarak değerlendirilmeden önce hastalıkla ilişkili olası nedenlerin araştırılmasının ve belirtilerin sağlık profesyonelleriyle paylaşılmasının önemine dikkat çekti.

Kampanyanın temel mesajı; bakım verenlerin davranış değişikliklerini gözlemlemesi, ortaya çıkış zamanı ve tetikleyicileri not etmesi ve gerekli durumlarda sağlık profesyonellerine aktarması üzerine kuruldu.

Erken tanı, doğru hasta seçimi ve erişim birlikte ele alınmalı

Toplantıda öne çıkan bilimsel gelişmeler, Alzheimer bakımında yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor. Ancak yeni teknolojilerin ve tedavilerin klinik faydaya dönüşebilmesi için yalnızca bilimsel yeniliklerin ortaya çıkması yeterli değil.

Erken ve doğru tanı, biyobelirteçlerin uygun kullanımı, hastalık modifiye edici tedaviler için doğru hasta seçimi, güvenlilik izlemi, davranışsal belirtilerin bütüncül yönetimi ve bakım veren desteği Alzheimer bakımının birbirini tamamlayan bileşenleri olarak öne çıkıyor.

Türkiye Alzheimer Derneği, bilimsel gelişmelerin klinik uygulamaya güvenli, kanıta dayalı ve eşitlikçi biçimde aktarılması için sağlık profesyonelleri, hastalar, bakım verenler, akademik çevreler, kamu kurumları ve ilgili paydaşlar arasındaki iş birliğinin önemini vurguladı.