📝 Editoryal Not:
Metin, tip 2 diyabet, metabolik kontrol ve bilişsel sağlık arasındaki ilişkiye dikkat çekmesi açısından klinik olarak önemli bir konuya odaklanıyor. Bununla birlikte mevcut metinde gözlemsel ilişki ile nedensellik yer yer birbirine yaklaşmakta ve özellikle metformin, semaglutid ve tirzepatidin “biyolojik yaşlanmayı yavaşlattığı” veya “beyin yaşlanmasını geriye çevirdiği” yönündeki ifadeler mevcut klinik kanıtın ötesine geçebilmektedir. Aşağıdaki düzenlemede bu iddialar daha temkinli hale getirildi; insan çalışmalarından elde edilen bulgular ile hayvan deneyleri birbirinden ayrıldı. Ayrıca “kan şekeri dengesizliği beyni yaşlandırabilir” ifadesi, kesin nedensellik izlenimi vermeyecek şekilde çerçevelendi. Metin, ICH-GCP ilkeleriyle uyumlu bilimsel iletişim açısından çalışma türü ve kanıt düzeyi belirtilerek daha dengeli hale getirilebilir.
Günlük yaşamda diyabet çoğunlukla kan şekeri düzeyleriyle ilişkilendirilse de tip 2 diyabetin beyin sağlığıyla da ilişkili olabileceğine yönelik bilimsel kanıtlar giderek artıyor. Alzheimer hastalığı ile tip 2 diyabet arasında doğrudan aynı hastalık olduklarını gösteren bir kanıt bulunmamakla birlikte, insülin direnci, kronik inflamasyon ve hücresel enerji metabolizmasındaki bozulmalar gibi bazı biyolojik süreçlerin her iki durumda da rol oynayabileceği düşünülüyor.
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cihan Top, “İnsülin direnci ve inflamasyon her iki hastalıkta da araştırılan ortak mekanizmalar arasında. Bunun yanı sıra hücrelerin proteinleri işleme, hasarlı hücresel bileşenleri uzaklaştırma ve enerji üretme süreçlerindeki bozulmalar da araştırmaların odaklandığı başlıklar arasında. Ancak bu benzerlikler, tip 2 diyabet ile Alzheimer hastalığının aynı biyolojik süreç olduğu anlamına gelmiyor” dedi.
Kan şekeri kontrolü ve bilişsel sağlık
Alzheimer hastalığı, demansa yol açan hastalıklar arasında en yaygın nedenlerden biri. Demans ise tek bir hastalığı değil; hafıza, düşünme, iletişim ve günlük yaşam aktivitelerinde ilerleyici bozulmaya yol açabilen klinik tabloları tanımlayan genel bir kavram.
Tip 2 diyabet ile bilişsel gerileme ve demans arasındaki ilişki, özellikle uzun dönemli kan şekeri kontrolü ve damar sağlığı açısından araştırılıyor. Prof. Dr. Cihan Top, “Tip 2 diyabeti olan kişilerde bilişsel bozulma ve demans riskinin daha yüksek olabileceğine ilişkin epidemiyolojik veriler bulunuyor. Bu ilişkide yaş, hipertansiyon, obezite, damar hastalıkları ve diğer metabolik risk faktörleri de rol oynayabilir. Bu nedenle yalnızca kan şekeri düzeyine değil, kişinin bütünsel kardiyometabolik risk profiline odaklanmak gerekiyor” dedi.
Top, diyabet tedavisinin temel hedeflerinden birinin kan şekeri düzeylerini kişiye özgü hedefler doğrultusunda kontrol etmek olduğunu belirterek, “İyi glisemik kontrol, diyabetin mikrovasküler ve makrovasküler komplikasyonlarının azaltılması açısından önem taşıyor. Bunun bilişsel sağlık üzerindeki uzun dönemli etkileri ise halen araştırılıyor. Mevcut veriler, kan şekerinin kontrol altına alınmasının demansı kesin olarak önlediği şeklinde yorumlanmamalı” diye konuştu.
İleri yaşta kas kaybı metabolik kontrolü etkileyebilir
İleri yaşla birlikte ortaya çıkabilen kas kütlesi ve kas gücü kaybı da metabolik sağlık açısından önem taşıyor. İskelet kası, glukozun kullanıldığı başlıca dokulardan biri olduğundan, kas kütlesindeki azalma glukoz metabolizmasını olumsuz etkileyebilir. Bununla birlikte kas kaybı ile kan şekeri kontrolü arasındaki ilişki çok faktörlüdür ve yalnızca kas kütlesindeki azalmayla açıklanamaz.
Prof. Dr. Cihan Top, “Özellikle ileri yaştaki diyabetli bireylerde fiziksel aktivite düzeyi, beslenme durumu, kas gücü, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden hastalıkların birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Düzenli metabolik takip, diyabet komplikasyonlarının önlenmesi ve tedavinin kişiselleştirilmesi açısından önemli” dedi.
Kan şekeri ölçümünde kullanılan sürekli glukoz izlem sistemleri (CGM) ise uygun hastalarda glukoz düzeylerinin ve dalgalanmalarının daha yakından izlenmesine yardımcı olabilir. Bu sistemlerin kullanım kararı, kişinin diyabet tipi, tedavisi, hipoglisemi riski ve klinik gereksinimleri dikkate alınarak sağlık profesyoneli tarafından verilmelidir.
Diyabet ilaçları ve yaşlanma: Araştırmalar sürüyor
Diyabet tedavisinde kullanılan bazı ilaçların yalnızca glukoz metabolizması üzerindeki etkileri değil, yaşlanmayla ilişkili biyolojik süreçler üzerindeki olası etkileri de araştırılıyor.
Metformin, tip 2 diyabet tedavisinde uzun süredir kullanılan bir ilaç. GLP-1 reseptör agonistleri ise glukoz bağımlı insülin yanıtını artırmak ve glukagon salgısını azaltmak gibi mekanizmalar üzerinden glisemik kontrol sağlıyor; bazı ajanlar kilo yönetiminde de kullanılıyor.
Prof. Dr. Cihan Top, “Metformin ve GLP-1 reseptör agonistleri dahil olmak üzere bazı diyabet ilaçlarının yaşlanma biyolojisi, bilişsel işlevler ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkisi araştırılıyor. Ancak bu ilaçların insanlarda biyolojik yaşlanmayı yavaşlattığı veya Alzheimer hastalığını önlediği sonucuna varmak için yeterli klinik kanıt bulunmuyor” dedi.
Hayvan çalışmalarında semaglutid ve tirzepatid gibi ilaçların nöroinflamasyon ve metabolik süreçler dahil olmak üzere yaşlanmayla ilişkili bazı biyolojik mekanizmalar üzerinde etkileri araştırılmış olsa da, hayvan modellerindeki bulguların doğrudan insanlarda klinik fayda veya “beyin yaşlanmasının geri çevrilmesi” şeklinde yorumlanmaması gerekiyor.
Benzer şekilde metforminin yaşam süresi veya biyolojik yaşlanma üzerindeki olası etkileri de araştırma konusu olmaya devam ediyor. Bu bulgular, metforminin diyabeti olmayan kişilerde yaşlanmayı önlemek veya yaşam süresini uzatmak amacıyla kullanılması gerektiği anlamına gelmiyor.
Beyin ve metabolik sağlık birlikte değerlendirilmeli
Tip 2 diyabet ile bilişsel sağlık arasındaki ilişkinin; glisemik kontrolün yanı sıra kan basıncı, lipid düzeyleri, fiziksel aktivite, beslenme, uyku, vücut ağırlığı ve damar sağlığı gibi birçok faktörün birlikte değerlendirilmesini gerektirdiği belirtiliyor.
Prof. Dr. Cihan Top, “Diyabet yönetiminde amaç yalnızca kan şekerini düşürmek değil, uzun vadeli komplikasyonların riskini azaltmak ve yaşam kalitesini korumaktır. Özellikle ileri yaştaki bireylerde tedavi hedefleri kişinin genel sağlık durumu, hipoglisemi riski, fonksiyonel kapasitesi ve eşlik eden hastalıkları dikkate alınarak bireyselleştirilmeli” dedi.
