📝 Editoryal Not:
Meme sağlığı ile jinekolojik sağlığın birbirinden tamamen bağımsız değerlendirilmemesi, özellikle aile öyküsü, üreme öyküsü ve hormonal tedavi kullanımı gibi bilgilerin risk değerlendirmesindeki önemini ortaya koymaktadır. Bu bülten; rutin meme kanseri taraması ile belirti nedeniyle yapılan klinik değerlendirmenin farklı amaçlara sahip olduğunu vurgulayarak kadınların uygun yaş ve risk grubuna göre takiplerini sürdürmesine katkı sağlayabilir. Hormonal tedaviler konusunda ise riskin tedavinin türü, süresi ve bireysel özelliklere göre değişebildiğinin belirtilmesi, kamuoyundaki “hormon kullanımı doğrudan meme kanserine neden olur” şeklindeki aşırı genellemelerin önüne geçilmesi açısından önemlidir. Türkiye’nin ulusal tarama programında 40–69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografi önerilmektedir.

Meme Kanseri Farkındalık Ayı, kadın sağlığının yaşamın farklı dönemleri ve bireysel risk faktörleri birlikte değerlendirilerek ele alınmasının önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Ailede meme kanseri öyküsü, kişisel meme hastalıkları öyküsü, üreme öyküsü, hormonal tedavi kullanımı ve menopoz durumu; kadın sağlığının değerlendirilmesi sırasında dikkate alınabilecek başlıca bilgiler arasında yer alıyor.

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gülsün Soypaçacı, jinekolojik değerlendirme sırasında meme sağlığına ilişkin öykünün de ele alınmasının bütüncül kadın sağlığı yaklaşımının bir parçası olabileceğine dikkat çekiyor.

Jinekolojik değerlendirmede meme sağlığı neden konuşulmalı?

Kadın Hastalıkları ve Doğum muayenesinde adet düzeni, gebelik ve doğum öyküsü, emzirme, menopoz durumu ve kullanılan ilaçlar gibi birçok başlık değerlendirilir. Bu görüşmeler, meme sağlığı açısından önem taşıyabilecek kişisel ve ailesel öykünün sorgulanması ve kişinin yaşına ve risk profiline uygun meme kanseri taramasını sürdürüp sürdürmediğinin konuşulması için de bir fırsat oluşturabilir.

Op. Dr. Gülsün Soypaçacı, “Kadın sağlığını değerlendirirken yalnızca başvuru nedenine odaklanmak yerine yaş, aile öyküsü, üreme öyküsü, kullanılan ilaçlar ve menopoz durumu gibi bilgileri birlikte ele almak gerekir. Meme sağlığına ilişkin kontrollerin ve varsa yeni meme bulgularının sorgulanması da bu bütüncül değerlendirmenin bir parçası olabilir” diyor.

Meme kanseri açısından özellikle yaş, kişisel meme hastalıkları öyküsü, aile öyküsü, yoğun meme dokusu, daha önce göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış olması ve bazı hormonal/reprodüktif faktörler risk değerlendirmesinde önem taşır. Bu nedenle tarama yaklaşımı yalnızca yaş üzerinden değil, kişinin bireysel risk profili de dikkate alınarak planlanmalıdır.

Hormonal tedavilerde “tek tip risk” yaklaşımı doğru değil

Kadınların yaşamı boyunca östrojen ve progesteron başta olmak üzere hormon düzeylerinde önemli değişiklikler meydana gelir. Üreme çağı, gebelik, emzirme ve menopoz gibi dönemler hormonal ve fizyolojik açıdan farklı özellikler taşır.

Doğum kontrol yöntemleri veya menopozal hormon tedavisi söz konusu olduğunda ise “hormon kullanmak meme kanserine yol açar” şeklindeki genelleyici ifadeler bilimsel açıdan yeterli değildir. Bununla birlikte hormonal tedavilerin meme kanseri riski üzerindeki etkileri tedavinin türüne ve kullanım süresine göre değişebilir. Özellikle menopozal dönemde kullanılan östrojen-progestin kombinasyonlarının meme kanseri riskinde artışla ilişkili olduğuna dair güçlü kanıtlar bulunmaktadır. Hormonal kontraseptiflerle ilgili çalışmalarda ise mevcut veya yakın zamanda kullanımla ilişkili risk artışı genel olarak düşük düzeydedir ve mutlak risk artışı küçüktür.

Bu nedenle hormonal tedavi kararı; yalnızca yaş veya tek bir risk faktörüne göre değil, tedavinin amacı, türü ve süresi ile kişinin kişisel ve ailesel öyküsü, eşlik eden hastalıkları ve tedaviden beklenen yarar birlikte değerlendirilerek verilmelidir.

Op. Dr. Soypaçacı, “Hormonal tedavilerin uygunluğu kişiden kişiye değişebilir. Tedavi kararında yarar ve olası risklerin bireysel özellikler dikkate alınarak değerlendirilmesi ve gerekli durumlarda farklı uzmanlık alanlarıyla iş birliği yapılması önemlidir” ifadelerini kullanıyor.

Gebelik ve emzirme döneminde yeni meme bulguları değerlendirilmelidir

Gebelik ve emzirme dönemlerinde meme dokusunda büyüme, dolgunluk, hassasiyet ve yapısal değişiklikler görülebilir. Bu değişikliklerin önemli bir bölümü fizyolojik olmakla birlikte, yeni ortaya çıkan veya kalıcı hale gelen her bulgunun otomatik olarak gebelik ya da emzirme sürecine bağlanması doğru değildir.

Özellikle yeni ortaya çıkan veya devam eden meme kitlesi, meme başında içe çekilme, ciltte belirgin değişiklik, tek taraflı ve özellikle kanlı meme başı akıntısı ya da memenin görünümünde yeni bir değişiklik fark edildiğinde klinik değerlendirme yapılması gerekir. Sağlık Bakanlığı kaynakları da yeni ve olağan dışı meme değişikliklerinde rutin tarama zamanının beklenmemesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Op. Dr. Soypaçacı, “Gebelik ve emzirme dönemlerinde meme dokusunda belirgin fizyolojik değişiklikler görülebilir. Ancak yeni gelişen, devam eden veya klinik olarak şüpheli bulunan bir bulgunun yalnızca bu dönemlere bağlanmadan değerlendirilmesi önemlidir” diyor.

Tarama ile tanısal değerlendirme birbirinden ayrılmalı

Meme kanseri taraması, herhangi bir meme yakınması bulunmayan ve belirli yaş veya risk gruplarında yer alan kişilerin hastalığı erken evrede saptamak amacıyla değerlendirilmesini ifade eder. Buna karşılık memede yeni bir kitle, akıntı, cilt değişikliği veya başka bir klinik bulgu ortaya çıktığında yapılan değerlendirme tarama değil, tanısal değerlendirmedir.

Bu ayrım klinik açıdan önemlidir. Yeni bir meme bulgusu ortaya çıktığında kişinin rutin mamografi tarihini beklemesi yerine hekim değerlendirmesine başvurması gerekir. Gerekli görüldüğünde yaş, gebelik/emzirme durumu, klinik bulgu ve risk profiline göre uygun görüntüleme yöntemleri planlanabilir.

Türkiye’de 40–69 yaş grubunda iki yılda bir mamografi öneriliyor

Türkiye’nin Ulusal Meme Kanseri Tarama Programı kapsamında 40–69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografi ile tarama yapılmaktadır. Program, herhangi bir meme yakınması olmayan kadınlarda erken evrede hastalık saptanmasına yönelik toplum tabanlı bir tarama yaklaşımıdır.

Bununla birlikte ailede meme kanseri öyküsü, kişisel kanser öyküsü, bilinen genetik yatkınlık veya başka önemli risk faktörlerinin bulunması durumunda kişinin tarama yaklaşımı standart popülasyon programından farklı olabilir. Böyle durumlarda risk düzeyinin hekim tarafından ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Op. Dr. Gülsün Soypaçacı, Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nın yalnızca meme kanserini hatırlatan bir dönem olarak değil, kadınların kendi sağlık öykülerini gözden geçirmeleri için de bir fırsat olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Kadın sağlığının farklı dönemlerinde farklı kontroller ön plana çıkıyor. Jinekolojik sağlık, üreme öyküsü, hormonal süreçler ve meme sağlığı birbirinden tamamen bağımsız başlıklar olarak değerlendirilmemeli. Önemli olan, kişinin kendi risk profiline uygun tarama ve takiplerin sürdürülmesi, yeni ortaya çıkan bulguların gecikmeden değerlendirilmesi ve sağlık kararlarının bireyselleştirilmesidir.”