📝 Editoryal Not:
Lipödem, özellikle kadınlarda görülen ve çoğunlukla alt ekstremitelerde simetrik yağ dokusu dağılımı, hassasiyet/ağrı ve kolay morarma ile karakterize kronik bir durumdur. Klinik olarak obezite, lenfödem ve kronik venöz hastalıkla karışabileceğinden doğru değerlendirme önem taşır. Beslenme ve fiziksel aktivite, kilo yönetimi ve semptomların kontrolü açısından tedavinin önemli bileşenleri olabilir; ancak mevcut kanıtlar, belirli bir diyetin lipödem dokusunu ortadan kaldırdığını göstermemektedir. Özellikle kaynak metindeki “ketojenik veya düşük karbonhidratlı beslenme yüzde 80 oranında fayda sağlar” ifadesi güvenilir biçimde genellenebilecek bir kanıt düzeyine sahip değildir. Yakın tarihli bir sistematik derleme, ketojenik/düşük karbonhidratlı beslenme konusunda olumlu sonuçlar bildirse de yalnızca yedi çalışmayı ve 329 katılımcıyı içermekte, çalışmaların metodolojik kalitesi sınırlı bulunmakta ve daha güçlü araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle aşağıdaki metinde beslenme yaklaşımı, hastalığı tedavi eden tek bir diyet yerine kişiselleştirilmiş ve sürdürülebilir bir semptom/kilo yönetimi stratejisi olarak konumlandırılmıştır.
Sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteye rağmen özellikle kalça ve bacaklarda orantısız yağ dokusu birikimi, hassasiyet ve kolay morarma devam ediyorsa lipödem açısından klinik değerlendirme yapılması gerekebilir. Lipödemde beslenme yaklaşımının temel amacı tek başına yağ dokusunu ortadan kaldırmak değil; sağlıklı vücut ağırlığının korunmasına, metabolik risklerin yönetimine ve kişinin semptomlarının kontrolüne katkı sağlamaktır.
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, lipödem tanısı alan kişilerin beslenme planının bireysel özelliklere göre oluşturulması gerektiğine dikkat çekerek, “Lipödemde herkese uygun tek bir beslenme modeli bulunmuyor. Kişinin yaşam tarzı, mevcut beslenme alışkanlıkları, vücut ağırlığı, metabolik durumu ve semptomları birlikte değerlendirilerek sürdürülebilir bir beslenme planı oluşturulması gerekiyor” dedi.
Lipödem yalnızca kilo fazlalığı olarak değerlendirilmemeli
Lipödem, neredeyse tamamen kadınlarda görülen, çoğunlukla kalça ve bacaklar gibi ekstremitelerde simetrik ve orantısız yağ dokusu birikimiyle karakterize kronik bir durumdur. Ağrı veya hassasiyet, kolay morarma ve dokunmaya karşı duyarlılık eşlik edebilir. Ayakların genellikle korunması, klinik değerlendirmede lipödem ile lenfödem arasındaki ayrımda yardımcı olabilecek bulgulardan biridir. Bununla birlikte tanı tek bir belirtiye dayanmaz; ayrıntılı öykü ve fizik muayene ile konur.
Lipödem dokusunun diyet, egzersiz veya bariatrik cerrahi sonrasında diğer yağ dokuları kadar kolay azalabileceğine ilişkin kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle kişinin sağlıklı beslenmesine ve fiziksel aktivitesine rağmen belirli bölgelerdeki yağ dağılımının devam etmesi, tek başına kişinin beslenme alışkanlıklarının başarısız olduğu anlamına gelmez.
Tanıda kilo kadar yağ dağılımı ve semptomlar da önemli
Lipödem şüphesinde yalnızca vücut ağırlığı veya beden kitle indeksi (BKİ) üzerinden değerlendirme yapılması yeterli değildir. Vücut yağ dağılımının orantısız olması, iki taraflı ve simetrik ekstremite büyümesi, ağrı veya hassasiyet ve kolay morarma gibi klinik özellikler birlikte değerlendirilir. Lenfödem ve obezite başta olmak üzere benzer görünüme neden olabilecek diğer durumların da dışlanması gerekir.
Hormonların rolü araştırılıyor
Lipödemin özellikle ergenlik, gebelik ve menopoz gibi hormonal değişikliklerin yaşandığı dönemlerde ortaya çıkabildiği veya belirginleşebildiği bildirilmektedir. Ancak seks hormonlarının lipödemin oluşumundaki doğrudan nedensel rolü henüz kesin olarak ortaya konmuş değildir. Bu nedenle hormonal değişikliklerle ilişkiyi kesin bir neden-sonuç ilişkisi şeklinde ifade etmek yerine, olası bir ilişki olarak değerlendirmek daha uygundur.
Beslenme tedavinin önemli bileşenlerinden biri
Lipödemde beslenme yaklaşımı; kişinin sağlıklı vücut ağırlığını korumasına, metabolik sağlığını desteklemesine ve semptomların yönetimine katkı sağlayabilir. Güncel konsensüs önerilerinde de uzun vadede sürdürülebilir beslenme düzeni vurgulanmaktadır. Bununla birlikte, herhangi bir beslenme modelinin lipödemi tek başına tedavi ettiği veya lipödem dokusunu ortadan kaldırdığı söylenemez.
Beslenme planında sebze, yeterli protein, lif içeren besinler ve uygun yağ kaynaklarının dengeli biçimde yer alması; kişinin enerji gereksinimleri, metabolik özellikleri, besin toleransları ve eşlik eden hastalıkları doğrultusunda planlanabilir.
Ketojenik beslenme için kanıtlar umut verici ancak sınırlı
Düşük karbonhidratlı ve ketojenik beslenme modelleri, lipödem alanında araştırılan yaklaşımlar arasında yer alıyor. Ancak mevcut bilimsel veriler, bu diyetlerin tüm lipödem hastaları için standart tedavi olarak önerilmesini destekleyecek düzeyde değil.
2024 yılında yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analizde, düşük karbonhidratlı-yüksek yağlı/ketojenik beslenme uygulanan 329 kadın ve yedi çalışma değerlendirildi. Çalışmalarda vücut ağırlığı, BKİ ve bazı antropometrik ölçümlerde azalma ile ağrı duyarlılığında iyileşme bildirilse de çalışmaların sayısı ve örneklem büyüklüğü sınırlıydı ve çalışmaların metodolojik kalitesi orta düzeyde değerlendirildi. Bu nedenle sonuçların daha büyük ve daha iyi tasarlanmış klinik çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.
Bu nedenle “ketojenik beslenme yüzde 80 oranında fayda sağlar” şeklindeki kesin bir oran yerine, bazı hastalarda faydalı olabileceğine ilişkin sınırlı kanıtların bulunduğu ve beslenme modelinin kişiselleştirilmesi gerektiği belirtilmelidir.
Katı eliminasyon diyetlerinden kaçınılmalı
Glutensiz veya laktozsuz beslenme gibi eliminasyon diyetleri, yalnızca çölyak hastalığı, laktoz intoleransı veya başka tıbbi bir gereklilik bulunduğunda değerlendirilmelidir. Lipödem tanısı tek başına gluteni veya laktozu diyetten çıkarmak için yeterli bir gerekçe değildir.
Benzer şekilde, kısa süreli ve aşırı kısıtlayıcı diyetler yerine kişinin uzun vadede uygulayabileceği yeterli ve dengeli bir beslenme düzeninin oluşturulması daha uygun bir yaklaşımdır.
Amaç yalnızca kilo vermek değil, yaşam kalitesini desteklemek
Lipödemde tedavi multidisipliner bir yaklaşım gerektirebilir. Beslenme danışmanlığının yanı sıra fiziksel aktivite, egzersiz, gerektiğinde kompresyon uygulamaları ve semptomlara yönelik diğer konservatif yaklaşımlar değerlendirilebilir. Tedavi planı hastanın ağrı, ödem, hareket kısıtlılığı ve yaşam kalitesi gibi bireysel ihtiyaçlarına göre oluşturulmalıdır.
Derya Eren, “Lipödemde hedef yalnızca tartıdaki rakamı düşürmek olmamalı. Kişinin metabolik sağlığını desteklemek, beslenme düzenini sürdürülebilir hale getirmek ve yaşam kalitesini etkileyen şikâyetlerin yönetimine katkı sağlamak da tedavinin önemli parçalarıdır” dedi.
Her hastaya aynı beslenme modeli uygulanmamalı
Lipödem tanısı alan bir kişinin beslenme planı oluşturulurken mevcut vücut ağırlığı, metabolik sağlık, fiziksel aktivite düzeyi, beslenme alışkanlıkları, eşlik eden hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve kişinin semptomları birlikte değerlendirilmelidir.
Lipödem için tek ve kanıtlanmış bir “mucize diyet” bulunmamaktadır. En uygun yaklaşım; kişinin gereksinimlerine göre düzenlenen, besin ögesi açısından yeterli ve uzun vadede sürdürülebilir bir beslenme modelinin sağlık profesyonelleri tarafından planlanmasıdır.
