📝 Editoryal Not:

Kalp kapak hastalıklarında kateter temelli girişimlerin gelişmesi, özellikle cerrahi riski yüksek veya belirli anatomik ve klinik özelliklere sahip hastalar için tedavi seçeneklerini genişletmiştir. Bu gelişmelerin kamuoyuna aktarılmasında, “ameliyatsız tedavi” ifadesinin her hasta için cerrahinin alternatifi olduğu izlenimi yaratmaması önemlidir. Haber; TAVI, transkateter mitral ve triküspit kapak girişimleri gibi yöntemlerin hangi hasta gruplarında gündeme gelebileceğini, belirtilerin ve düzenli takibin önemini ve tedavi kararında multidisipliner “Kalp Takımı” yaklaşımının rolünü anlaşılır biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle kapak hastalığında yalnızca semptomların şiddetine bakılmaması ve uygun zamanda uzman değerlendirmesi yapılması, hasta bakımına katkı sağlayabilecek temel mesajlardır.

Geçmişte ileri yaş, yüksek cerrahi risk veya eşlik eden hastalıklar nedeniyle tedavi seçenekleri sınırlı olan bazı kalp kapak hastaları, günümüzde kateter yoluyla uygulanan girişimsel yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Aort kapağından mitral ve triküspit kapağa uzanan bu yöntemlerde hasta seçimi ve doğru zamanlama kritik önem taşıyor.

Kalpte bulunan dört kapak, kanın kalp içinde doğru yönde ilerlemesini sağlar. Kapaklarda darlık (stenoz) veya yetersizlik (regürjitasyon) gelişmesi, zaman içinde kalbin daha fazla çalışmasına ve ileri vakalarda kalp yetmezliği, ritim bozuklukları veya başka kardiyovasküler komplikasyonlara yol açabilir.

Günümüzde açık kalp cerrahisinin yanı sıra, damar yoluyla kateter kullanılarak gerçekleştirilen transkateter kapak girişimleri de uygun hastalarda önemli tedavi seçenekleri arasında yer alıyor.

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İsmail Ateş, kalp kapak hastalıklarında tedavi seçeneklerinin son yıllarda önemli ölçüde geliştiğini, ancak “en yeni” yöntemin değil, hasta için en uygun ve güvenli tedavinin seçilmesi gerektiğini vurguladı.

“Geçmişte tedavi seçeneği sınırlı olan bazı hastalar bugün değerlendirilebiliyor”

Kateter temelli kapak girişimlerinin özellikle aort kapağında önemli bir kullanım alanına ulaştığını belirten Doç. Dr. İsmail Ateş, zaman içerisinde mitral ve triküspit kapaklara yönelik girişimsel yöntemlerin de geliştiğini söyledi.

Ateş, “Yaklaşık 10-15 yıl önce cerrahi müdahale açısından uygun olmadığı düşünülen ve tedavi seçenekleri daha sınırlı olan bazı hastalar için bugün kateter yoluyla uygulanan girişimsel tedaviler değerlendirilebiliyor. Ancak bu yöntemler her hasta için uygun değil. Hastanın klinik özellikleri, kapağın anatomisi, cerrahi riski ve beklenen tedavi yararı birlikte ele alınmalı” dedi.

Kateter temelli tedavilerin ilk olarak aort kapağında yaygınlaştığını belirten Ateş, mitral ve triküspit kapaklara yönelik transkateter yöntemlerin de son yıllarda geliştiğini ifade etti.

Kapak değişimi ile kapak tamiri aynı işlem değil

Hastaların sıklıkla kapak tamiri ile kapak değişimi arasındaki farkı merak ettiğini belirten Doç. Dr. Ateş, iki yaklaşımın birbirinden farklı olduğunu söyledi.

Kapak değişiminde hastalıklı kapağın yerine protez kapak yerleştirildiğini belirten Ateş, aort darlığı bulunan uygun hastalarda TAVI (transkateter aort kapak implantasyonu) ile yeni kapağın kateter aracılığıyla mevcut kapağın içine yerleştirilebildiğini ifade etti.

Kapak tamirinde ise mevcut kapağın korunmasının amaçlandığını belirten Ateş, özellikle uygun mitral ve triküspit kapak yetersizliklerinde kullanılan transkateter kenar-kener onarım (TEER) yöntemini şöyle açıkladı:

“Tamir yönteminde kendi kapağımızı çıkarmıyoruz. Uygun hastalarda kateter yoluyla kapağın yaprakçıklarını bir klip yardımıyla birbirine yaklaştırarak kaçağı azaltmayı amaçlıyoruz. Böylece hastanın kendi kapak dokusu korunuyor.”

Nefes darlığını ve efor kapasitesindeki azalmayı “yaşlılık” olarak görmeyin

Kalp kapak hastalıklarının bazı kişilerde uzun süre belirgin bir belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Ateş, hastaların günlük yaşamlarını farkında olmadan değiştirmelerinin tanıyı geciktirebileceğini söyledi.

Ateş, “Kapak hastalıklarında şikâyetler bazen yavaş gelişiyor. Hasta daha az yürümeye, merdivenleri daha yavaş çıkmaya veya daha önce rahatlıkla yaptığı aktivitelerden kaçınmaya başlayabiliyor. Bu nedenle efor kapasitesindeki azalma yaşa veya yorgunluğa bağlanabiliyor” dedi.

Özellikle eforla ortaya çıkan nefes darlığı, daha çabuk yorulma, belirgin efor kapasitesi kaybı, çarpıntı, göğüs ağrısı veya baskı hissi, baş dönmesi, bayılma ve bacaklarda şişlik gibi belirtilerin değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ateş, yeni başlayan veya giderek artan yakınmaların hekime bildirilmesinin önemine dikkat çekti.

Tanı konulan hastalarda düzenli takip önemli

Kalp kapağında darlık veya yetersizlik saptanan hastaların yalnızca şikâyetleri olduğunda sağlık kuruluşuna başvurmaması gerektiğini belirten Ateş, hastalığın türü ve şiddetine göre düzenli klinik değerlendirme ve ekokardiyografik izlemin önem taşıdığını söyledi.

“Kapak hastalıklarında zamanlama çok önemli. Hastanın şikâyetinin az olması takip gerektirmediği anlamına gelmez” diyen Ateş, takip sıklığının kapak hastalığının türüne, şiddetine, kalbin fonksiyonlarına ve hastanın klinik durumuna göre hekim tarafından belirlenmesi gerektiğini ifade etti.

Hipertansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği gibi eşlik eden kardiyovasküler risklerin kontrol altında tutulması, sigaradan uzak durulması ve kişinin sağlık durumuna uygun fiziksel aktivitenin sürdürülmesinin de genel kalp-damar sağlığı açısından önemli olduğu belirtildi.

Tedavinin zamanlaması hastaya göre belirlenmeli

Kalp kapak hastalıklarında “erken müdahale” kavramının her hasta için aynı anlama gelmediğini vurgulayan Doç. Dr. Ateş, hastalığın ilerleme riski ile tedavinin sağlayacağı yararın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Ateş, “Hastaları mümkün olduğunca erken dönemde değerlendirmek istiyoruz. Buradaki amaç, hastalık ilerledikten sonra seçenek aramak yerine hastanın klinik durumunu, kalbin fonksiyonlarını ve kapak hastalığının seyrini zamanında değerlendirebilmek. Ancak müdahalenin zamanı her hasta için aynı değildir; klinik bulgular ve görüntüleme sonuçları doğrultusunda belirlenmelidir” dedi.

Özellikle belirgin semptomların ortaya çıkmasını beklemenin bazı hastalarda uygun olmayabileceğini belirten Ateş, kapak hastalığının türüne ve hastanın özelliklerine göre müdahale zamanının uzman ekip tarafından planlanması gerektiğini ifade etti.

“Şikâyetiniz az diye takibi bırakmayın”

Kalp kapak hastalığı tanısı alan kişilerin hastalıkları hakkında bilgi edinmelerinin ve planlanan kontrollere devam etmelerinin önemine değinen Ateş, bazı hastalarda belirtilerin günlük yaşamın yavaş yavaş değiştirilmesi nedeniyle fark edilmeyebileceğini söyledi.

“Şikâyetlerin az olması hastalığın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Düzenli takip sayesinde hastalığın ilerleyişi, kalbin fonksiyonları ve tedavi gereksinimi zamanında değerlendirilebilir” diyen Ateş, uygun hastalarda farklı cerrahi ve girişimsel tedavi seçeneklerinin bulunabileceğini belirtti.

Cerrahi mi, kateter temelli tedavi mi? Kararı Kalp Takımı vermeli

Kalp kapak hastalıklarında tek bir tedavi yönteminin bütün hastalar için en doğru seçenek olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Ateş, kararın kişiselleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Ateş, “Her hasta kendi içinde özeldir. Hastanın yaşı, kapak hastalığının türü ve derecesi, kalbin durumu, eşlik eden hastalıkları, cerrahi riski, yaşam beklentisi, anatomik özellikleri ve görüntüleme bulguları birlikte değerlendirilmelidir” dedi.

Bu nedenle özellikle karmaşık vakalarda kararın multidisipliner bir Kalp Takımı (Heart Team) yaklaşımıyla verilmesinin önem taşıdığını belirten Ateş, “Kardiyoloji, kalp ve damar cerrahisi, anesteziyoloji ve kardiyak görüntüleme alanlarında deneyimli uzmanların birlikte değerlendirme yapması, hastaya özgü en uygun tedavinin seçilmesine yardımcı olur” ifadelerini kullandı.

Amaç en yeni yöntemi uygulamak değil, doğru hastaya doğru tedaviyi seçmek

Kateter temelli girişimlerdeki gelişmelerin açık kalp cerrahisinin önemini ortadan kaldırmadığını vurgulayan Doç. Dr. Ateş, bazı hastalarda cerrahinin hâlâ en uygun tedavi seçeneği olduğunu belirtti.

Özellikle genç, cerrahi riski düşük ve cerrahi tedaviden uzun vadede daha fazla yarar görmesi beklenen bazı hastalarda cerrahi yaklaşım öne çıkabilir. Buna karşılık ileri yaş, yüksek cerrahi risk veya belirli anatomik ve klinik özelliklere sahip uygun hastalarda transkateter yöntemler önemli bir alternatif oluşturabilir.

Ateş, tedavi yaklaşımını şu sözlerle özetledi:

“Amacımız hangi yöntemin daha yeni olduğunu göstermek değil; hangi tedavinin o hasta için en faydalı, güvenli ve etkili olacağına karar vermek. Bunun için hastanın tüm özelliklerini birlikte değerlendiriyoruz.”

Kateter temelli kapak tedavileri uygun hastalarda önemli seçenekler sunuyor

Aort kapağında TAVI’nin yanı sıra, uygun mitral ve triküspit kapak hastalarında farklı transkateter tamir veya değişim tekniklerinin geliştirilmesi, kalp kapak hastalıklarının tedavi seçeneklerini genişletiyor.

Ancak “ameliyatsız tedavi” ifadesinin, bu yöntemlerin tüm hastalarda cerrahinin yerine geçtiği şeklinde anlaşılmaması gerekiyor. Kateter temelli girişimler de ciddi kardiyolojik işlemlerdir ve hasta seçimi, ayrıntılı ekokardiyografik ve gerektiğinde tomografik değerlendirme, işlem riski ve beklenen klinik yarar dikkate alınarak planlanmalıdır.

Doç. Dr. İsmail Ateş, “Girişimsel kapak tedavileri günümüzde uygun hasta gruplarında tedavi planının önemli bir parçası haline geldi. Ancak doğru yaklaşım, hastaya ve kapak hastalığının özelliklerine göre cerrahi ve girişimsel seçenekleri birlikte değerlendirmektir” dedi.

Kalp kapak hastalıklarında erken ve doğru değerlendirme; hastalığın ilerlemesinin izlenmesi, uygun zamanda müdahale seçeneğinin gündeme alınması ve tedavinin kişiselleştirilmesi açısından önem taşıyor.