📝 Editoryal Not:
Solaklık, toplumda zaman zaman zekâ, yaratıcılık veya beyin işlevleriyle ilgili genellemelerle ilişkilendirilen, ancak nörogelişimsel açıdan insanlardaki doğal el tercihi çeşitliliğinin bir parçası olan bir özelliktir. Bilimsel veriler, solak olmanın tek başına daha yüksek veya daha düşük bilişsel performans anlamına gelmediğini; el tercihi ile beynin işlevsel organizasyonu arasında bazı ilişkiler bulunabilse de bu ilişkilerin bireyler arasında önemli ölçüde değişebildiğini göstermektedir. Özellikle çocukluk döneminde önemli olan, baskın eli değiştirmeye çalışmak yerine çocuğun doğal el tercihini kabul etmek ve yazma, çizim ve ince motor becerilerin gelişimini desteklemektir. Bu yaklaşım, solaklıkla ilgili yanlış inanışların azaltılmasına ve çocukların gelişimsel özelliklerinin daha doğru değerlendirilmesine katkı sağlayabilir.
Toplumda solak bireylerin daha zeki, yaratıcı veya farklı bilişsel yeteneklere sahip olduğuna yönelik yaygın inanışlar bulunuyor. Ancak bilimsel veriler, el tercihi ile zekâ veya yaratıcılık arasında doğrudan ve bireysel düzeyde kullanılabilecek bir üstünlük ilişkisi olmadığını gösteriyor. Solaklık; genetik, gelişimsel ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı, insanlardaki doğal nörogelişimsel çeşitliliğin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikologu Zeynep Betül Alp, solaklık ve beyin ilişkisine yönelik değerlendirmelerde bulunarak, özellikle çocuklarda doğal el tercihinin desteklenmesinin önemine dikkat çekti.
Solak olmak daha zeki veya yaratıcı olmak anlamına gelmiyor
“Solakların sağ beyni daha aktif çalıştığı için daha yaratıcı veya zeki olduğu” şeklindeki inanışın bilimsel açıdan fazla genelleyici olduğunu belirten Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, zekâ ve yaratıcılığın çok sayıda bilişsel ve çevresel faktörün etkileşimiyle şekillendiğini ifade etti.
Alp, “Günümüzdeki bilimsel veriler, bir kişinin hangi elini tercih ettiğine bakarak zekâsı veya yaratıcı düşünme kapasitesi hakkında güvenilir bir çıkarım yapılmasına olanak vermiyor. Solaklık, bilişsel üstünlüğün veya dezavantajın göstergesi olarak değerlendirilmemeli.” dedi.
Beyin işlevlerinin tek bir yarım küre tarafından bağımsız biçimde yürütülmediğine dikkat çeken Alp, bilişsel süreçlerin büyük ölçüde iki beyin yarım küresinin koordineli çalışmasıyla gerçekleştirildiğini belirtti.
El tercihi ile beyin lateralizasyonu arasında ilişki bulunabilir
Solaklık ile beynin işlevsel organizasyonu arasında bazı ilişkiler bulunduğunu aktaran Alp, bunun tüm solak bireyler için aynı biçimde geçerli olmadığını vurguladı.
“Sağ elini kullanan bireylerin büyük bölümünde dil işlevleri ağırlıklı olarak sol serebral hemisferde temsil edilir. Solak bireylerde ise dil lateralizasyonunun sağ hemisfere kayması veya iki hemisfer arasında daha dengeli dağılması sağ elini kullananlara kıyasla daha sık görülebilir. Ancak bu durum bir kural değildir. Solak bireylerin önemli bir bölümü de sol hemisfer ağırlıklı dil organizasyonuna sahiptir.”
Lateralizasyon, belirli beyin işlevlerinin bir hemisferde diğerine göre daha baskın biçimde temsil edilmesini ifade ediyor. Bununla birlikte, hemisferik farklılıkların kişinin zekâsını, hafızasını, dikkatini veya yaratıcılığını tek başına belirlediği düşünülmemeli.
Alp, “Solak bireyler nörolojik açıdan homojen bir grup değildir. Beyin organizasyonu kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenle yalnızca el tercihinden hareketle bir kişinin bilişsel kapasitesi veya belirli bir yeteneği hakkında kesin bir değerlendirme yapmak doğru değildir.” ifadelerini kullandı.
Solaklığın ortaya çıkmasında genetik ve gelişimsel faktörler rol oynuyor
Solaklığın tek bir nedene bağlanamayacağını belirten Alp, el tercihinin oluşumunda çok sayıda genetik ve gelişimsel faktörün rol oynadığını söyledi.
“Solaklıktan tek başına sorumlu olduğu gösterilmiş bir gen bulunmuyor. El tercihi, çok sayıda genetik faktörün yanı sıra prenatal dönemden itibaren beynin gelişimi ve organizasyonuyla ilişkili karmaşık süreçlerin sonucunda şekilleniyor.”
El tercihi çocukluk döneminde giderek belirginleşirken, çocukların gelişimsel özellikleri arasında bireysel farklılıklar görülebiliyor. Bu nedenle özellikle erken çocukluk döneminde sağ veya sol eli kullanma davranışının doğal gelişim sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmesi önem taşıyor.
Çocuğun baskın elini değiştirmeye çalışmak doğru yaklaşım değil
Çocuğun yazı yazarken, resim yaparken veya ince motor beceri gerektiren etkinliklerde doğal olarak tercih ettiği eli değiştirmeye zorlamanın önerilmediğini belirten Alp, bunun çocuğun motor öğrenme sürecini ve yazma becerisini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.
“Çocuğun doğal el tercihini değiştirmeye çalışmak yerine, tercih ettiği eli kullanarak becerilerini geliştirmesine olanak sağlamak daha uygun bir yaklaşımdır. Özellikle yazma ve ince motor becerilerde çocuğun rahatlığı, kalem kontrolü, el-göz koordinasyonu ve uygun ergonomik koşullar desteklenmelidir.”
Çocuğu sağ veya sol el kullanmaya zorlamak yerine, gelişimsel gereksinimlerinin değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Alp, özellikle yazma becerisinde güçlük yaşayan çocuklarda sorunun yalnızca el tercihi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Amaç baskın eli değiştirmek değil, işlevsel becerileri geliştirmek olmalı
Günlük yaşamda iki elin farklı görevlerde kullanılmasının normal ve işlevsel olduğunu vurgulayan Alp, bunun “baskın eli değiştirmek” ile karıştırılmaması gerektiğini söyledi.
“Bir çocuğun gerektiğinde iki elini farklı görevlerde kullanabilmesi desteklenebilir. Ancak bu, doğal olarak oluşmuş baskın eli değiştirmeye yönelik bir eğitim anlamına gelmemeli. Eğitim sürecindeki temel hedef; çocuğun el tercihini kabul etmek, ince ve kaba motor becerilerini geliştirmek ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığını desteklemek olmalı.”
Özellikle okul ortamında solak çocukların ergonomik ihtiyaçlarının dikkate alınmasının önem taşıdığına dikkat çeken Alp, uygun masa-sandalye düzeni, yazı materyallerinin doğru konumlandırılması ve çocuğun rahat bir yazma pozisyonu geliştirmesine yardımcı olunmasının performansı destekleyebileceğini belirtti.
Solaklık tek başına nöropsikolojik değerlendirme gerektirmez
Solaklığın kendi başına bir hastalık veya klinik bozukluk olmadığını vurgulayan Alp, yalnızca çocuğun sol elini tercih etmesinin psikolojik veya nörolojik bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Bununla birlikte el tercihiyle birlikte belirgin motor gelişim geriliği, koordinasyon güçlüğü, öğrenme sorunları veya günlük yaşam aktivitelerinde belirgin işlev kaybı gibi başka bulgular bulunuyorsa, çocuğun gelişimsel açıdan uygun uzmanlık alanları tarafından değerlendirilmesi gerekebilir.
