📝 Editoryal Not:
Ürtiker, hastaların yaşam kalitesini, uyku düzenini ve günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkileyebilen, sık karşılaşılan mast hücresi aracılı bir hastalık grubudur. Yaz aylarında sıcaklık artışı, terleme ve vücut ısısındaki yükselme özellikle kolinerjik ürtiker gibi kronik indüklenebilir ürtiker alt tiplerinde semptomları tetikleyebilir. Bununla birlikte, ürtikeri yalnızca “alerjik bir hastalık” olarak tanımlamak veya belirli gıdaları tüm hastalar için tetikleyici kabul etmek bilimsel açıdan doğru değildir. Bu nedenle haberin, sıcak hava ile ilişkili tetikleyicilerin yanı sıra ürtikerin doğru sınıflandırılması, gereksiz tetkik ve eliminasyon diyetlerinden kaçınılması, güncel tedavi basamakları ve anjiyoödem/anafilaksi açısından acil uyarı işaretleri konusunda okuyucuya doğru ve uygulanabilir bilgi sunması önem taşımaktadır.
Toplumda sık görülen cilt hastalıklarından biri olan ürtiker, halk arasında “kurdeşen” olarak biliniyor. Kızarıklık, deriden kabarık ve kaşıntılı ürtiker plakları (wheal/pomf) ve bazı hastalarda derin dokularda şişlikle seyreden anjiyoödem ile ortaya çıkabilen ürtiker, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Özellikle yaz aylarında artan sıcaklık, terleme ve vücut ısısındaki yükselme, bazı hastalarda ürtiker belirtilerini tetikleyebiliyor.
Memorial Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Ali Rıza Başaran, ürtikerin klinik özellikleri, sıcak havayla ilişkisi, tanı yaklaşımı ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.
Ürtikerin doğru sınıflandırılması tedavi yaklaşımının temelini oluşturuyor
Ürtiker, mast hücrelerinden histamin ve diğer mediyatörlerin salınması sonucunda gelişen bir hastalık grubudur. Klinik olarak akut ve kronik ürtiker şeklinde sınıflandırılır. Belirtilerin altı haftadan kısa sürmesi akut, altı hafta veya daha uzun devam etmesi ise kronik ürtiker olarak değerlendirilir.
Ürtiker lezyonlarının önemli bir özelliği, tek tek lezyonların çoğunlukla 24 saat içinde iz bırakmadan kaybolması ve başka bölgelerde yeniden ortaya çıkabilmesidir. Bu nedenle hastanın sağlık kuruluşuna başvurduğu sırada döküntülerin tamamen kaybolmuş olması tanıyı dışlamaz. Hastanın çektiği fotoğraflar ve belirtilerin ne zaman, hangi koşullarda ortaya çıktığına ilişkin bilgiler tanısal değerlendirmeye katkı sağlayabilir.
Kronik ürtiker de kendi içinde kronik spontan ürtiker ve belirli fiziksel uyaranlarla ortaya çıkan kronik indüklenebilir ürtiker olarak değerlendirilebilir. Bu ayrım, tedavinin ve hastaya yönelik korunma önerilerinin planlanmasında önem taşır.
Sıcak hava ve terleme bazı hastalarda ürtiker atağını tetikleyebilir
Yaz aylarında sıcaklığın yükselmesi ve terleme, özellikle kolinerjik ürtiker olarak adlandırılan kronik indüklenebilir ürtiker tipinde semptomları tetikleyebilir. Kolinerjik ürtikerde vücut sıcaklığının yükselmesiyle birlikte genellikle küçük, çevresi kızarık ve yoğun kaşıntılı kabarıklıklar ortaya çıkar.
Egzersiz, sıcak duş, duygusal stres ve sıcak ortamlar bazı hastalarda bu tabloyu tetikleyebilir. Bu nedenle hastaların kendilerinde belirtiyi başlatan koşulları gözlemlemesi ve mümkün olduğunda bu tetikleyicileri azaltması yararlı olabilir.
Bununla birlikte, sıcak havanın her ürtiker hastasında doğrudan hastalık nedeni olduğu düşünülmemelidir. Tetikleyiciler ürtikerin alt tipine ve hastanın bireysel özelliklerine göre değişebilir.
Şiddetli kaşıntı yaşam kalitesini ve günlük işlevselliği etkileyebiliyor
Ürtiker yalnızca ciltte görülen geçici döküntülerden ibaret değildir. Özellikle kronik ürtikerde tekrarlayan kaşıntı ve döküntüler; uyku, çalışma performansı, sosyal yaşam ve psikolojik iyi oluş üzerinde belirgin olumsuz etkilere yol açabilir.
Stres de bazı hastalarda semptomların şiddetlenmesine katkıda bulunabilir. Ancak stresin tüm ürtiker vakalarının temel nedeni olduğu düşünülmemeli; hastalık, stres ile hastalık arasındaki çift yönlü etkileşim de dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Her ürtiker hastasında kapsamlı tetkik yapılması gerekmiyor
Ürtiker tanısı büyük ölçüde hastanın öyküsü ve klinik muayenesiyle konulur. Özellikle kronik ürtikerde, her hastaya geniş kapsamlı kan, idrar veya dışkı testleri yapılması rutin olarak önerilmez. Bunun yerine hastanın öyküsü, eşlik eden bulguları, kullanılan ilaçlar, fiziksel tetikleyiciler ve ürtikerin klinik özelliklerine göre hedefe yönelik değerlendirme yapılması önemlidir.
Bazı hastalarda tiroid hastalıkları veya başka sistemik durumlarla birliktelik görülebilse de, ürtikerin mutlaka altta yatan ciddi bir hastalığın belirtisi olduğu şeklinde genelleme yapılmamalıdır. Özellikle kronik spontan ürtikerde çoğu zaman belirgin bir dış tetikleyici saptanamayabilir.
Gıda alerjisi ile kronik ürtikeri birbirinden ayırmak önemli
Ürtikerin her zaman gıda alerjisinden kaynaklandığı düşüncesi doğru değildir. Özellikle kronik spontan ürtikerde belirli bir gıdanın neden olarak gösterilebilmesi için klinik öykü ve gerektiğinde uygun alerji değerlendirmesi ile ilişki kurulması gerekir.
Bu nedenle çilek, yumurta, kuruyemiş, çikolata veya deniz ürünleri gibi gıdaların tüm ürtiker hastaları tarafından otomatik olarak yasaklanması önerilmez. Gereksiz eliminasyon diyetleri beslenme yetersizliklerine ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açabilir. Hastanın belirli bir gıdayı tüketmesiyle tekrarlayan ve tutarlı bir ilişki varsa, değerlendirme hekim tarafından yapılmalıdır.
Benzer şekilde sabun, şampuan, deterjan veya yumuşatıcı gibi ürünlerin her hastada ürtiker nedeni olduğu söylenemez. Ancak belirli bir ürün ile semptomlar arasında tekrarlanabilir bir ilişki gözleniyorsa ürün kullanımı yeniden değerlendirilmelidir.
Tedavide ilk basamak ikinci kuşak H1 antihistaminikler
Güncel uluslararası kılavuzlara göre ürtiker tedavisinde ilk basamak yaklaşım, özellikle kronik ürtikerde ikinci kuşak H1 antihistaminiklerdir. Bu ilaçlar histaminin etkisini azaltarak kaşıntı ve ürtiker lezyonlarının kontrolüne yardımcı olur.
Standart doz tedaviye yeterli yanıt alınamayan kronik ürtiker hastalarında, hekim değerlendirmesiyle ikinci kuşak H1 antihistaminik dozunun dört kata kadar artırılması önerilebilmektedir. Bu uygulamanın bazı ülkelerde ruhsat dışı (off-label) olabileceği ve mutlaka hekim kontrolünde gerçekleştirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Antihistaminik tedaviye rağmen yeterli kontrol sağlanamayan kronik spontan ürtiker hastalarında ise uygun hastalarda omalizumab gibi ileri tedavi seçenekleri gündeme gelebilir. Tedavi seçimi hastanın ürtiker alt tipi, hastalık aktivitesi, eşlik eden hastalıkları, tedavi yanıtı ve güvenlilik profili dikkate alınarak uzman hekim tarafından yapılmalıdır.
Kortizon kronik ürtikerde uzun süreli çözüm olarak kullanılmamalı
Sistemik kortikosteroidler, kronik ürtikerin uzun süreli tedavisinde rutin olarak önerilmez. Kılavuzlar, özellikle akut alevlenmelerde seçilmiş hastalarda kısa süreli “kurtarma” tedavisi olarak değerlendirilebileceğini; ancak kronik ürtikerde uzun süreli kullanımından kaçınılması gerektiğini belirtmektedir.
Bu nedenle “antihistaminik yeterli olmazsa doğrudan kortizon tedavisine geçilir” şeklindeki yaklaşım yerine, kronik ürtikerde güncel basamaklı tedavi algoritmasının uygulanması önem taşır.
Dudak, dil veya boğazda şişme ve nefes darlığı acil değerlendirme gerektiriyor
Ürtikere anjiyoödem eşlik edebilir. Dudak, dil, ağız tabanı veya boğaz bölgesinde hızla gelişen şişlik; ses değişikliği, yutma güçlüğü, nefes darlığı, hırıltılı solunum, baş dönmesi veya bayılma gibi belirtiler ciddi sistemik reaksiyonun göstergesi olabilir.
Özellikle solunum yolu etkilenmesi veya anafilaksi şüphesi bulunan durumlarda acil tıbbi değerlendirme gerekir. Anafilaksi söz konusu olduğunda intramüsküler adrenalin ilk ve temel acil tedavidir; diğer ilaçlar adrenalin tedavisinin yerine geçmez.
Bu nedenle ürtikerle birlikte nefes almada güçlük, boğazda/dilde belirgin şişme veya dolaşım bozukluğu belirtileri gelişen kişilerin vakit kaybetmeden acil sağlık hizmetine başvurması önemlidir.
Belirtilerin kaybolması tedavinin kendiliğinden bırakılması gerektiği anlamına gelmiyor
Ürtikerin seyri hastadan hastaya değişebilir. Özellikle kronik ürtikerde hastalık aktivitesi zaman içinde azalabilir veya yeniden artabilir. Bu nedenle tedavinin süresi ve doz değişiklikleri bireysel olarak planlanmalıdır.
Belirtilerin ortadan kalkması halinde ilaçların kendi kendine aniden kesilmesi veya dozların değiştirilmesi yerine, tedavinin gerekliliği hekim tarafından yeniden değerlendirilmelidir. Uluslararası kılavuzlar, hastalık aktivitesinin ve tedavi gereksiniminin düzenli aralıklarla yeniden değerlendirilmesini önermektedir.
Yaz aylarında ürtiker hastaları nelere dikkat etmeli?
- Kişisel olarak belirlenen tetikleyiciler mümkün olduğunca azaltılmalıdır.
- Sıcak ortam, aşırı terleme veya yoğun egzersizle semptomları tetiklenen kişiler serin ve iyi havalandırılan ortamlarda bulunmaya çalışmalıdır.
- Kolinerjik ürtiker açısından sıcak duş ve vücut sıcaklığını belirgin artıran aktiviteler semptomları tetikliyorsa bunların şiddeti ve süresi azaltılabilir.
- Hafif, hava geçirgenliği iyi olan kıyafetler tercih edilebilir.
- Yeterli sıvı tüketimi özellikle sıcak havalarda önemlidir; ancak su tüketiminin ürtikeri doğrudan tedavi ettiği düşünülmemelidir.
- Yeni başlanan ilaç, takviye, cilt bakım ürünü veya gıdalarla belirtiler arasında tekrarlayan bir ilişki varsa bu durum hekimle paylaşılmalıdır.
- Gereksiz ve uzun süreli eliminasyon diyetlerinden kaçınılmalıdır.
- Tedavi ilaçları hekime danışılmadan başlanmamalı, bırakılmamalı veya dozları değiştirilmemelidir.
- Atak sırasında döküntülerin fotoğraflanması, özellikle lezyonlar sağlık kuruluşuna ulaşmadan kayboluyorsa, tanısal değerlendirmeye yardımcı olabilir.
Doğru tanı, uygun tedavi ve tetikleyicilerin kişiye özel belirlenmesi önem taşıyor
Ürtikerin yaz aylarında artabilen semptomları, hastalığın tüm hastalarda aynı mekanizma ile ortaya çıktığı anlamına gelmez. Özellikle sıcaklık ve terlemeyle tetiklenen kolinerjik ürtiker ile kronik spontan ürtikerin birbirinden ayrılması, doğru tedavi yaklaşımının belirlenmesi açısından önem taşır.
Güncel yaklaşım; gereksiz tetkiklerden ve kanıta dayanmayan geniş kapsamlı diyet kısıtlamalarından kaçınırken, hastalığın şiddetini ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmeyi, uygun antihistaminik tedaviyi ve gerektiğinde ileri tedavi seçeneklerini basamaklı biçimde kullanmayı hedeflemektedir.
