📝 Editoryal Not:
Bu basın bülteni, Türkiye’de çocukluk çağı diyabetinin güncel durumunu kapsamlı verilerle ortaya koyması ve “Diyabetli Çocukların Durumu 2025 Raporu”nun ilk kez paylaşılması açısından önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Haber, hem çocuk hem erişkin diyabetine ilişkin bilimsel verileri özetleyerek, sağlık profesyonelleri ve politika yapıcılar için yol gösterici öneriler sunmakta; aynı zamanda diyabetli bireylerin sosyal yaşam ve çalışma hayatında karşılaştıkları güçlüklerin çözümüne dair somut öneriler geliştirmektedir.
“14 Kasım Dünya Diyabet Günü” kapsamında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde düzenlenen toplantıda, Türkiye’de çocukluk çağı diyabetinin güncel görünümü ele alındı ve “Diyabetli Çocukların Durumu 2025 Raporu” ilk kez kamuoyuyla paylaşıldı. Etkinlikte, diyabetli bireylerin çalışma hayatında karşılaştıkları önyargılar, hak kayıpları ve alınabilecek pratik önlemler de tartışıldı.
Türkiye Diyabette En Hızlı Artış Gösteren Ülkeler Arasında
Toplantının açılış konuşmasını Koç Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Uzmanı Prof. Dr. Gül Yeşiltepe Mutlu yaptı. Ardından Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Hatun, Diyabetli Çocuklar Vakfı (DİYAÇEV) tarafından hazırlanan “Diyabetli Çocukların Durumu 2025 Raporu”nun detaylarını açıkladı.
Rapora göre Türkiye’de yaklaşık 30 bin çocuk Tip 1 diyabetle yaşıyor ve her yıl 2 bin yeni çocuk bu tanıyı alıyor. Prof. Dr. Hatun, Tip 1 diyabetin ani başlangıç gösteren, nedeni bilinmeyen ve yaşam boyu insülin gerektiren bir hastalık olduğunu vurguladı. Zamanında tanı, aile eğitimi ve eşit tedavi erişiminin sağlıklı bir yaşam için kritik olduğuna dikkat çekti.
Diyabet Bakımında Bütüncül Yaklaşım Şart
Raporda, Türkiye’de çocukluk çağı diyabet bakımında ilerleme olsa da HbA1c düzeylerinin halen hedeflerin üzerinde olduğunun altı çizildi. Prof. Dr. Hatun, Avustralya ve İsveç’te 10 yılda ortalama 6,7–6,8 bandına düşen HbA1c seviyelerini örnek göstererek Türkiye’de de benzer başarının mümkün olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Hatun, bütüncül bir bakım modeli için önerilerini şöyle sıraladı:
- Ulusal düzeyde 5 yıllık “Çocukluk Çağı Diyabet Bakımının Geliştirilmesi Programı” uygulanması
- Dezavantajlı bölgelerde bakım hizmetlerinin güçlendirilmesi
- Her 500 Tip 1 diyabetliye 1 diyetisyen düşecek şekilde kadrolaşma
- Diyabet ekiplerine psikolog desteğinin zorunlu hale getirilmesi
- Sensörler ve otomatik insülin pompaları dahil tüm diyabet teknolojilerine eşit ve ücretsiz erişim sağlanması
- Diyabet kamplarının ülke çapında yaygınlaştırılması
Sensörlerin günde 288 kez acısız ölçüm yapabilmesi, glukoz eğilimlerini izleme ve ailelerin uzaktan takip imkânı sağlaması nedeniyle çocuklarda özellikle kritik öneme sahip olduğu vurgulandı.
Türkiye Erişkin Diyabetinde Avrupa’da İlk Sırada
Koç Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli, Uluslararası Diyabet Federasyonu’na göre Türkiye’de 9,6 milyon erişkinin diyabetle yaşadığını belirtti. Bu sayı Türkiye’yi Avrupa’da erişkin diyabetinde ilk sıraya yerleştiriyor.
Prof. Dr. Deyneli, çalışma hayatında diyabetli bireylerin hâlâ önyargılarla karşılaşabildiğini, IDF’nin bu yılki Dünya Diyabet Günü temasını “Diyabet ve İşyeri” olarak belirlediğini ifade ederek, işveren ve çalışan farkındalığının artmasının önemine dikkat çekti. Diyabetin doğru yönetildiğinde çalışma yaşamını kısıtlamadığını, diyabet dostu şirketlerin aynı zamanda genel anlamda sağlık dostu işletmeler olduğunun altını çizdi.
Ailelerin Deneyimleri: Bilgi, Destek ve Farkındalık Hayati Önemde
Toplantıda söz alan diyabetli çocukların aileleri, hastalıkla yaşamın doğru bilgi, düzenli takip ve bilinçli bir yaşam tarzı ile güçlendirilebileceğini ifade etti. Aileler, deneyim paylaşımının moral ve dayanışma sağladığını; toplumsal farkındalığın ise çocukların sosyal yaşamını, okul sürecini ve uyum becerilerini olumlu yönde etkilediğini belirtti.
