📝 Editoryal Not:
Tiroit kanserinin son yıllarda daha sık tanı alması, hem gerçek hastalık yükündeki değişimler hem de görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasına bağlı aşırı tanı (overdiagnosis) olasılığı açısından dikkatle ele alınması gereken bir konudur. Bu nedenle haberin en önemli katkısı, “erken tanı” mesajını verirken gereksiz taramayı teşvik etmemesi ve özellikle tiroit nodüllerinin ultrasonografik özelliklerine göre risk sınıflandırılması, gerektiğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) yapılması ve tedavinin hastanın risk profiline göre belirlenmesi gerekliliğini vurgulamasıdır. Tiroit kanserlerinin önemli bir bölümünde prognoz oldukça iyidir; ancak her saptanan küçük nodülün kanser olmadığı ve her saptanan kanserin de aynı şekilde tedavi edilmesi gerekmediği unutulmamalıdır.
Tiroit kanserinde tanı artıyor; ancak her nodül kanser değil
Tiroit bezindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen tiroit kanseri, son yıllarda birçok ülkede daha sık tanı almaktadır. Bu artışın önemli bir bölümünün, özellikle ultrasonografi gibi görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla daha küçük ve klinik olarak belirti vermeyen tümörlerin saptanmasından kaynaklanabileceği belirtilmektedir. Bununla birlikte bazı çalışmalarda daha agresif tiroit kanseri alt tiplerinde de artış gözlenmesi, hastalık insidansındaki değişimin yalnızca aşırı tanı ile açıklanamayacağını düşündürmektedir.
Güncel ABD verilerinde tiroit kanseri insidansı kadınlarda erkeklerden yaklaşık 3 kat daha yüksek seyretmektedir. NCI verilerine göre kadınlarda yıllık insidans yaklaşık 19,7/100.000, erkeklerde ise 7,3/100.000 düzeyindedir. Bununla birlikte kadınlarda daha sık görülmesinin nedenleri tam olarak açıklığa kavuşmuş değildir.
Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, tiroit nodüllerinin önemli bir bölümünün iyi huylu olduğunu belirterek, erken ve doğru değerlendirme ile gereksiz girişimlerden kaçınmanın da en az erken tanı kadar önemli olduğuna dikkat çekiyor.
“Tiroit kanserinde amaç yalnızca mümkün olduğunca erken tanı koymak değil, klinik olarak anlamlı hastalığı doğru şekilde belirlemek ve gereksiz tanı ve tedaviden kaçınmaktır. Özellikle tiroit nodülü saptanan hastalarda ultrasonografik risk özellikleri ve klinik risk faktörleri birlikte değerlendirilmelidir.”
Boyundaki her şişlik kanser anlamına gelmiyor
Boynun ön bölümünde yer alan kelebek şeklindeki tiroit bezi, vücudun metabolizma hızının düzenlenmesinde önemli rol oynayan tiroit hormonlarını üretir.
Tiroit nodülleri toplumda oldukça yaygındır ve nodüllerin büyük çoğunluğu iyi huyludur. Tiroit nodülü saptandığında temel amaç, hangi nodüllerin kanser açısından şüpheli olduğunu belirlemektir. Bu değerlendirmede ultrasonografi önemli bir yere sahiptir. Ultrasonografide nodülün boyutu, yapısı ve kanser açısından şüpheli özellikleri ile boyundaki lenf nodlarının durumu değerlendirilir.
Tiroit kanserlerinin en sık görülen alt tipi papiller tiroit kanseridir. Genellikle yavaş seyirli olan bu tümörlerin önemli bir bölümü tedavi edilebilir durumdadır. Medüller tiroit kanseri farklı biyolojik özelliklere sahipken, anaplastik tiroit kanseri daha nadir görülür ve çok daha agresif bir seyir gösterir.
Radyasyon öyküsü ve aile öyküsü önemli risk faktörleri
Tiroit kanseri için bilinen en önemli risk faktörlerinden biri, özellikle çocukluk çağında baş ve boyun bölgesine uygulanan iyonizan radyasyona maruziyettir. Ayrıca birinci derece akrabada tiroit kanseri öyküsü ve bazı kalıtsal sendromlar da riski artırabilir. Özellikle MEN2 (Multipl Endokrin Neoplazi tip 2) gibi kalıtsal durumlar medüller tiroit kanseri açısından önem taşır.
Obezite ile tiroit kanseri arasında da epidemiyolojik bir ilişki bildirilmiştir. Ancak bu tür ilişkiler, obezitenin tek başına tiroit kanserinin doğrudan nedeni olduğu anlamına gelmez. Hastalık gelişiminde genetik, çevresel, hormonal ve diğer bireysel faktörler birlikte rol oynayabilir.
İyot konusunda ise dengeli yaklaşım gerekiyor. Yetersiz iyot alımı tiroit sağlığı açısından önemli bir sorundur; ancak karalahana, brokoli veya diğer turpgillerin normal miktarlarda tüketilmesinin tiroit kanserine yol açtığı söylenemez. Bu nedenle sağlıklı beslenmenin bir parçası olan sebzelerin gereksiz yere kısıtlanması doğru değildir.
Erken dönemde hiçbir belirti vermeyebilir
Tiroit kanseri erken dönemde herhangi bir belirtiye yol açmayabilir. Bazı nodüller başka bir nedenle gerçekleştirilen görüntüleme sırasında tesadüfen saptanabilir.
Hastalık ilerlediğinde ise boyunda kitle veya şişlik, ses kısıklığı, yutma güçlüğü, nefes almada güçlük ya da boyunda bası hissi gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bu tür bulguların varlığında gecikmeden hekim değerlendirmesi gerekir.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Belirti olmaması, herkesin rutin olarak tiroit ultrasonografisi yaptırması gerektiği anlamına gelmez.
Genel popülasyonda herhangi bir belirti veya klinik bulgu bulunmayan erişkinlere rutin tiroit kanseri taraması amacıyla ultrasonografi yapılması önerilmemektedir. Bunun temel nedenlerinden biri, ultrasonografinin çok küçük ve klinik olarak anlamlı olmayabilecek nodülleri de saptayabilmesi ve bunun gereksiz biyopsi, cerrahi ve tedaviye yol açabilmesidir.
Kimler daha yakından değerlendirilmeli?
Doç. Dr. Mehmet Köstek, özellikle risk faktörleri bulunan kişilerin hekim değerlendirmesini ihmal etmemesi gerektiğini belirtiyor.
Çocukluk veya ergenlik döneminde baş-boyun bölgesine radyoterapi uygulanmış kişiler, birinci derece akrabalarında tiroit kanseri bulunanlar ve belirli kalıtsal kanser sendromlarına sahip kişiler, klinik durumlarına göre daha yakından değerlendirilmesi gereken gruplar arasında yer alıyor.
Bu kişilerde yapılacak değerlendirme, kişinin risk düzeyi ve klinik özelliklerine göre hekim tarafından planlanmalıdır. Dolayısıyla “herhangi bir yakınma olmasa bile herkes ultrason yaptırmalı” şeklindeki genel bir yaklaşım bilimsel olarak uygun değildir.
Tiroit nodülünün değerlendirilmesinde ultrasonografi önemli
Tiroit nodülü saptandığında ultrasonografi, nodülün kanser açısından taşıdığı riskin değerlendirilmesinde temel görüntüleme yöntemlerinden biridir.
Ultrasonografi sonucunda nodülün boyutu ve yapısı ile birlikte sınırları, ekojenitesi, kalsifikasyon özellikleri ve diğer şüpheli bulgular değerlendirilir. Günümüzde TI-RADS ve benzeri ultrasonografik risk sınıflandırma sistemleri, biyopsi gerektiren nodüllerin seçilmesine yardımcı olmaktadır.
Biyopsi her nodüle yapılmıyor
Tiroit nodülünün kanser açısından değerlendirilmesinde ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) önemli bir tanısal yöntemdir. Ancak her nodüle biyopsi yapılması gerekmez.
Biyopsi kararı; nodülün ultrasonografik özellikleri, boyutu, hastanın klinik özellikleri ve eşlik eden risk faktörleri birlikte değerlendirilerek verilir. Biyopsi sonucunun değerlendirilmesinde ise sitopatolojik sınıflandırmalar kullanılır.
Doç. Dr. Mehmet Köstek, “Tiroit nodülü saptanan her hastanın ameliyat edilmesi gerekmediği gibi, her nodülün de biyopsi ile değerlendirilmesi gerekmiyor. Günümüzde amaç, ultrasonografik ve klinik risk özelliklerini birlikte değerlendirerek gerçekten biyopsi veya tedavi gerektiren hastaları doğru şekilde belirlemek” dedi.
Erken evre ve düşük riskli hastalarda daha sınırlı cerrahi mümkün olabilir
Tiroit kanserinin tedavisi, kanserin türüne, tümörün boyutuna, yayılımına ve hastanın bireysel risk özelliklerine göre değişir.
Özellikle küçük, tek lobla sınırlı ve düşük riskli bazı diferansiye tiroit kanserlerinde lobektomi, yani yalnızca kanserin bulunduğu tiroit lobunun çıkarılması, uygun bir tedavi seçeneği olabilir. Bazı çok küçük ve düşük riskli papiller mikrokanserlerde ise seçilmiş hastalarda aktif izlem de gündeme gelebilir.
Lobektomi sonrasında her hastanın ömür boyu tiroit hormonu kullanması gerekmez. Ancak hormon gereksinimi kişinin kalan tiroit dokusunun işlevine ve klinik özelliklerine göre değişebilir. Buna karşılık total tiroidektomi sonrasında yaşam boyu tiroit hormonu replasmanı gerekir.
Benzer şekilde, radyoaktif iyot tedavisi de her tiroit kanseri hastasına uygulanmaz; tümörün özellikleri, yayılımı ve nüks riski gibi faktörlere göre karar verilir.
Cerrahi tedavi deneyimli ekip tarafından planlanmalı
Cerrahi, uygun hastalarda tiroit kanseri tedavisinin temel bileşenlerinden biridir. Ancak ameliyatın kapsamı hastalığın özelliklerine göre belirlenir. Bazı hastalarda yalnızca lobektomi yeterli olabilirken, daha ileri veya lenf nodlarına yayılım gösteren hastalarda daha kapsamlı cerrahi gerekebilir.
Tiroit cerrahisinin önemli komplikasyonları arasında ses tellerini hareket ettiren rekürren laringeal sinir hasarı ve paratiroid bezlerinin etkilenmesine bağlı hipokalsemi bulunur. Bu nedenle cerrahinin deneyimli ekipler tarafından, hastanın bireysel risk profiline göre planlanması önem taşır.
Doç. Dr. Mehmet Köstek, “Tiroit kanserinde günümüzde cerrahi tedavinin başarısı oldukça yüksektir. Bununla birlikte ameliyatın kapsamının gereğinden fazla genişletilmemesi de önemlidir. Hastanın tümör özellikleri ve nüks riski doğrultusunda en uygun cerrahi yaklaşımın belirlenmesi, hem onkolojik sonuçlar hem de yaşam kalitesi açısından önem taşır” ifadelerini kullandı.
Önemli olan erken tanı kadar doğru tanı ve doğru tedavi
Tiroit kanserinde günümüzdeki yaklaşım yalnızca hastalığı mümkün olan en erken aşamada yakalamaya değil, klinik olarak anlamlı hastalığı doğru şekilde tanımlamaya ve gereksiz tanı-tedaviden kaçınmaya odaklanıyor.
Bu nedenle boyunda yeni ortaya çıkan bir kitle, büyüyen tiroit nodülü, açıklanamayan ses kısıklığı, yutma veya nefes alma güçlüğü gibi belirtiler bulunan kişilerin hekim değerlendirmesi alması önem taşıyor. Bilinen tiroit nodülü bulunan hastalarda ise takip planına uyulması ve önerilen ultrasonografik kontrollerin aksatılmaması gerekiyor.
Tiroit kanseri kadınlarda erkeklere göre yaklaşık üç kat daha sık görülse de, hastalığın seyri tüm hastalarda aynı değildir. Erken ve doğru risk değerlendirmesi, uygun hastalarda sınırlı cerrahi veya izlem seçeneklerinin kullanılabilmesi ve gereksiz işlemlerden kaçınılması, güncel tiroit kanseri yönetiminin önemli unsurları arasında yer alıyor.
