📝 Editoryal Not:

Ailede birden fazla kanser vakasının bulunması, kişinin mutlaka kanser geliştireceği anlamına gelmez; ancak aile öyküsünün doğru değerlendirilmesi, kalıtsal kanser yatkınlığının erken fark edilmesi ve kişiye uygun tarama stratejilerinin belirlenmesi açısından önemli bir klinik ipucudur. Bu nedenle aile öyküsünü yalnızca kaygı nedeni olarak değil, risk değerlendirmesinde kullanılabilecek önemli bir sağlık bilgisi olarak ele almak gerekir. Mevcut bilimsel veriler, tüm kanserlerin yaklaşık %5-10’unun ebeveynden kalıtsal olarak aktarılan kanser yatkınlığıyla ilişkili olduğunu; ailelerde görülen kanser kümelenmesinin ise kalıtsal genetik değişikliklerin yanı sıra ortak çevresel ve davranışsal faktörlerle de ilişkili olabileceğini göstermektedir.

“Ailemde kanser var, bende de olur mu?”

“Ailemizde çok fazla kanser hastası var, bende de kanser çıkacak diye korkuyorum.”

Ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerin önemli bir bölümü bu endişeyi yaşayabiliyor. Ancak ailede kanser görülmesi, kişinin mutlaka kanser geliştireceği anlamına gelmiyor. Burada kritik nokta, ailesel kanser kümelenmesi ile kalıtsal kanser yatkınlığını birbirinden ayırmak ve aile öyküsünü doğru değerlendirmek.

Kalıtsal kanser yatkınlığı, ebeveynlerden çocuklara aktarılabilen belirli patojenik gen değişiklikleriyle ilişkilidir. Güncel verilere göre tüm kanserlerin yaklaşık %5-10’u kalıtsal olarak aktarılan kanser yatkınlığıyla ilişkilidir. Bununla birlikte, kanserin gelişiminde yaşam boyunca hücrelerde meydana gelen genetik değişiklikler, yaşlanma, çevresel maruziyetler ve yaşam tarzı gibi çok sayıda faktör rol oynar.

Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız, ailede birden fazla kanser görülmesinin tek başına kalıtsal bir sendrom anlamına gelmediğine dikkat çekerek şöyle diyor:

“Aile üyeleri yalnızca genetik özelliklerini değil; aynı yaşam alanını, beslenme alışkanlıklarını, fiziksel aktivite düzenini ve bazı çevresel maruziyetleri de paylaşabilir. Bu nedenle aynı ailede birden fazla kanser görülmesi, her zaman kalıtsal bir genetik değişiklik olduğu anlamına gelmez.”

AİLESEL VE KALITSAL KANSER AYNI ŞEY DEĞİL

Ailesel kanser ifadesi, bir ailede beklenenden daha fazla kanser görülmesini tanımlamak için kullanılabilir. Bu kümelenmenin altında ortak genetik yatkınlıkların yanı sıra çevresel ve davranışsal faktörler de bulunabilir.

Kalıtsal kanser yatkınlığında ise kişinin doğuştan taşıdığı ve kanser riskini artırabilen belirli bir genetik değişiklik söz konusudur. Örneğin BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki bazı patojenik varyantlar meme ve yumurtalık kanseri başta olmak üzere çeşitli kanserlerin riskini artırabilir. Lynch sendromu ise özellikle kolorektal ve endometrium kanseri riskindeki artışla ilişkilidir. Ancak kalıtsal bir yatkınlık taşımanın da %100 kanser gelişeceği anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Kalıtsal genetik değişiklik riski artırır; tek başına hastalığın kesin olarak gelişeceğini göstermez.

Bu ayrım klinik açıdan önemlidir. Çünkü kalıtsal kanser sendromu şüphesi bulunan kişilerde genetik danışmanlık ve gerektiğinde genetik testin yanı sıra, ilgili kanser türüne ve kişisel risk düzeyine göre daha erken veya daha yoğun izlem ve risk azaltıcı yaklaşımlar gündeme gelebilir.

AİLEDE KANSER ÖYKÜSÜNDE HANGİ BULGULAR DİKKAT ÇEKMELİ?

Tek başına “annemde kanser vardı” veya “babam kanserden öldü” bilgisi, bireysel riski belirlemek için yeterli değildir. Klinik değerlendirmede kanserin türü, tanı yaşı, akrabalık derecesi, anne veya baba tarafındaki dağılım, aynı kişide birden fazla primer kanser bulunup bulunmadığı ve ailedeki kanserlerin örüntüsü birlikte değerlendirilmelidir.

Aşağıdaki özellikler kalıtsal kanser yatkınlığı açısından değerlendirme gerektirebilecek önemli ipuçları arasında yer alır:

  • Yakın bir akrabada genç yaşta, özellikle 50 yaşından önce meme veya kolorektal kanser tanısı,
  • Ailenin aynı tarafında birden fazla kişide aynı veya ilişkili kanserlerin görülmesi,
  • Bir kişide birden fazla bağımsız primer kanser bulunması,
  • Bilateral meme kanseri gibi bazı belirli kanser örüntüleri,
  • Erkekte meme kanseri,
  • Ailede yumurtalık kanseri öyküsü,
  • Belirli kalıtsal kanser sendromlarıyla ilişkili pankreas veya prostat kanserlerinin ailede kümelenmesi,
  • Bir aile üyesinde daha önce BRCA1, BRCA2, Lynch sendromuyla ilişkili genler veya TP53 gibi kanser yatkınlığıyla ilişkili bir patojenik varyant saptanmış olması,
  • Çok sayıda kolorektal polip veya belirli nadir tümörlerin ailede görülmesi.

Bu özelliklerin hiçbiri tek başına kesin olarak “kalıtsal kanser sendromu vardır” anlamına gelmez. Ancak özellikle birden fazla özelliğin bir arada bulunması, ayrıntılı aile öyküsü alınmasını ve gerektiğinde genetik danışmanlık değerlendirmesini gündeme getirebilir.

AİLE AĞACI, RİSK DEĞERLENDİRMESİNİN ÖNEMLİ BİR PARÇASI

Aile öyküsünün değerlendirilmesinde yalnızca kanserin varlığı değil, kimde, hangi yaşta ve hangi tür kanser geliştiği önem taşır.

Bu nedenle kişinin mümkün olduğunca anne ve baba tarafını kapsayan aile öyküsünü hazırlaması yararlı olabilir. Aile ağacında en azından:

  • Kanser tanısı alan akrabanın kim olduğu,
  • Kanserin türü ve mümkünse alt tipi,
  • Tanı yaşı,
  • Aynı kişide birden fazla primer kanser olup olmadığı,
  • Akrabanın anne veya baba tarafından olduğu,
  • Bilinen bir genetik test sonucu bulunup bulunmadığı

gibi bilgilerin yer alması, hekimin risk değerlendirmesine katkı sağlayabilir. Özellikle BRCA1/2 ilişkili kanser riskinin değerlendirilmesinde ailedeki kanser türleri, tanı yaşları, etkilenen akrabaların birinci veya daha uzak derece akraba olması ve anne-baba tarafındaki dağılım dikkate alınmaktadır.

“NASIL OLSA GENETİK” DİYEREK YAŞAM TARZINI İHMAL ETMEYİN

Kalıtsal kanser yatkılığı bulunan kişilerde dahi risk yalnızca genetik yapıdan ibaret değildir. Tütün kullanımı, alkol tüketimi, fazla kilo/obezite, fiziksel hareketsizlik ve bazı enfeksiyonlar kanser riskini etkileyen önemli değiştirilebilir faktörler arasındadır. Dünya Sağlık Örgütü, kanser yükünün önemli bir bölümünün bilinen risk faktörlerinin azaltılması ve kanıta dayalı korunma stratejileriyle önlenebileceğine dikkat çekmektedir.

Dr. Erkan Sarıyıldız, bu nedenle ailede kanser öyküsü bulunan kişilerin “nasıl olsa genetik” düşüncesiyle önlenebilir risk faktörlerini göz ardı etmemesi gerektiğini belirtiyor:

“Genetik yatkınlık, değiştirilemez bir risk faktörüdür; ancak kişinin değiştirebileceği risk faktörleri de vardır. Tütün kullanımından kaçınmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı beslenmek ve alkol tüketimini sınırlamak kanserden korunma açısından önem taşır.”

Dünya Sağlık Örgütü düzenli fiziksel aktiviteyi, sağlıklı vücut ağırlığının korunmasını, tütün kullanımından kaçınmayı ve alkol tüketiminin azaltılmasını kanser riskini azaltmaya yönelik temel yaklaşımlar arasında saymaktadır.

HPV VE HEPATİT B AŞILARI DA KANSERDEN KORUNMADA ÖNEMLİ

Ailede kanser öyküsünden bağımsız olarak, uygun kişilerde HPV ve hepatit B aşıları, bazı kanserlerin önlenmesine katkı sağlayan kanıta dayalı koruyucu sağlık uygulamaları arasında yer almaktadır.

HPV enfeksiyonu başta rahim ağzı kanseri olmak üzere bazı kanserlerle; kronik hepatit B enfeksiyonu ise karaciğer kanseri riskiyle ilişkilidir. Aşılama, uygun yaş ve risk gruplarında bu enfeksiyonlara bağlı kanser yükünün azaltılmasında önemli bir korunma yaklaşımıdır.

AİLEDE KANSER ÖYKÜSÜ OLANLAR İÇİN 4 TEMEL ADIM

1. Aile öykünüzü ayrıntılı şekilde kaydedin.
Anne ve baba tarafındaki yakın ve mümkünse daha uzak akrabaların kanser türlerini, tanı yaşlarını ve bilinen genetik test sonuçlarını not edin.

2. Kalıtsal kanser yatkınlığı açısından kırmızı bayrakları değerlendirin.
Genç yaşta kanser, aynı aile hattında birden fazla ilişkili kanser, erkek meme kanseri, bilateral kanser veya ailede bilinen patojenik gen varyantı gibi özellikler varsa hekiminizle genetik danışmanlık gereksinimini görüşün.

3. Değiştirilebilir risk faktörlerini yönetin.
Tütün kullanmayın, alkol tüketimini sınırlayın, sağlıklı vücut ağırlığını koruyun, düzenli fiziksel aktivite yapın ve dengeli beslenin.

4. Tarama programınızı kişisel riskinize göre planlayın.
Aile öyküsü, yaş, kişisel sağlık öyküsü ve varsa genetik risk birlikte değerlendirilerek standart taramanın yeterli olup olmadığına veya daha erken/yoğun bir izlem gerekip gerekmediğine hekim tarafından karar verilmelidir.

AİLE ÖYKÜSÜ KORKU DEĞİL, RİSK YÖNETİMİ İÇİN BİR İPUCU

Dr. Erkan Sarıyıldız, ailede kanser öyküsünün tek başına hastalık gelişeceği anlamına gelmediğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Aile öyküsünü yalnızca ‘Bende de kanser olacak mı?’ sorusuyla değerlendirmek yerine, ‘Benim kişisel riskim nedir ve benim için uygun tarama ne zaman başlamalı?’ sorusuyla ele almak daha doğru bir yaklaşımdır. Doğru alınmış bir aile öyküsü, gerektiğinde genetik danışmanlık ve kişiye uygun tarama stratejileriyle erken risk değerlendirmesine katkı sağlayabilir.”

Ailede kanser bulunması kader anlamına gelmez. Önemli olan, aile öyküsündeki örüntüyü doğru değerlendirmek, kalıtsal risk olasılığını gerektiğinde araştırmak ve kişinin değiştirebileceği risk faktörlerini yönetmektir.