📝 Editoryal Not:
Akciğer kanseri kadınlarda da önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ederken, hastalığın yalnızca erkeklerle ve sigara kullanımıyla ilişkilendirilmesi erken tanı ve korunma açısından yanıltıcı olabilir. Bununla birlikte “her kadın 50 yaşından sonra taranmalıdır” şeklinde genel bir mesaj da bilimsel olarak doğru değildir. Akciğer kanseri taraması, yaş ve toplam sigara maruziyeti (paket-yıl) gibi belirlenmiş risk kriterlerini karşılayan kişiler için düşük doz bilgisayarlı tomografi (LDCT) ile önerilmektedir. Metin bu çerçevede yeniden düzenlenerek kadınlarda değişen epidemiyoloji, sigara dışı risk faktörleri, belirtisiz erken evre hastalık ve güncel tedavi seçenekleri arasındaki ilişkiyi daha dengeli biçimde ortaya koymaktadır.
Dünya genelinde akciğer kanseri, kanser kaynaklı ölümlerin önde gelen nedenlerinden biri olmayı sürdürüyor. Hastalık uzun yıllar erkeklerde daha sık görülürken, özellikle bazı ülkelerde kadınlarda görülme sıklığındaki değişim dikkat çekiyor. Sigara kullanımı akciğer kanserinin en önemli önlenebilir risk faktörü olmaya devam etse de hiç sigara kullanmamış kişilerde de hastalık gelişebiliyor.
Acıbadem Maslak Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkan Kaba, akciğer kanserinin erken evrede çoğu zaman belirti vermeyebildiğine dikkat çekerek, taramanın ise toplumdaki herkese değil, belirli yaş ve sigara maruziyeti kriterlerini karşılayan yüksek riskli kişilere önerildiğini belirtiyor.
Önemli klinik mesaj: “Hiç şikâyetim yok” demek, yüksek risk grubundaki bir kişinin tarama gereksinimini ortadan kaldırmaz. Ancak tarama kararı yaş, sigara öyküsü ve kişinin genel sağlık durumu gibi faktörler birlikte değerlendirilerek verilmelidir.
Kadınlarda Akciğer Kanserinin Epidemiyolojisi Değişiyor
Akciğer kanseri halen erkeklerde daha sık görülse de kadınlarda hastalığın epidemiyolojisinde önemli değişiklikler yaşanıyor. ABD’deki güncel tahminlerde kadınlarda yeni akciğer kanseri tanılarının erkeklerden daha fazla olması bekleniyor.
Bununla birlikte bu durumun dünyanın tüm ülkelerinde kadınlarda akciğer kanserinin arttığı anlamına gelmediğini vurgulamak gerekiyor. Epidemiyolojik eğilimler ülkelerin sigara kullanım alışkanlıklarına, tütün kontrol politikalarına, çevresel maruziyetlere ve nüfus özelliklerine göre değişebiliyor.
Kadın ve erkekler arasındaki farkın azalmasında geçmiş dönemlerdeki tütün kullanım alışkanlıklarının önemli rol oynadığı düşünülüyor.
Kadınlarda En Önemli Risk Faktörü Sigara
Tütün kullanımı akciğer kanserinin en önemli önlenebilir risk faktörüdür. Sigara içme süresi ve günlük tüketim miktarı arttıkça toplam tütün maruziyeti de artar.
Bu nedenle kişinin sigara öyküsü değerlendirilirken yalnızca “sigara içiyor mu?” sorusu değil, kaç yıl boyunca ve günde ortalama kaç paket sigara tükettiği de dikkate alınmalıdır.
Bu maruziyet klinikte “paket-yıl” ile ifade edilir. Örneğin günde bir paket sigaranın 20 yıl içilmesi 20 paket-yıl sigara maruziyetine karşılık gelir.
Prof. Dr. Erkan Kaba, akciğer kanserinden korunmada en etkili yaklaşımın sigaraya hiç başlamamak ve sigara kullanan kişilerin bırakmasına destek olmak olduğunu belirtiyor.
“Sigara İçmiyorum, Akciğer Kanseri Olmam” Demeyin
Akciğer kanseri yalnızca sigara içen kişilerde görülmez. Hiç sigara kullanmamış kişilerde de akciğer kanseri gelişebilir.
Pasif sigara maruziyeti, radon, asbest ve bazı mesleki kanserojenler, hava kirliliği ve diğer çevresel maruziyetler risk üzerinde etkili olabilir. Ayrıca özellikle hiç sigara içmemiş akciğer kanseri hastalarında moleküler ve genetik özellikler tedavinin planlanması açısından önem taşıyabilir.
Prof. Dr. Erkan Kaba, “Sigara kullanmamak akciğer kanseri riskini önemli ölçüde azaltır ancak riski tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle ‘sigara içmiyorum, akciğer kanseri olmam’ şeklindeki yaklaşım doğru değildir” uyarısında bulunuyor.
Bununla birlikte sigara dışındaki risk faktörlerinin her bireyde aynı düzeyde risk oluşturmadığı ve kişinin maruziyet öyküsünün bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Erken Evrede Belirti Olmayabilir
Akciğer kanserinin belirtileri arasında uzun süren veya karakter değiştiren öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ses kısıklığı, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve açıklanamayan kilo kaybı bulunabilir.
Ancak özellikle erken evrede hastalık hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir.
Bu nedenle yüksek risk grubundaki kişilerde yalnızca belirtilerin ortaya çıkmasını beklemek, taramanın amacıyla bağdaşmaz. Taramanın temel amacı, henüz klinik belirti vermeyen ancak tedavi edilebilir aşamadaki akciğer kanserlerini daha erken yakalamaktır.
Her 50 Yaş Üzeri Kişiye Tarama Yapılmıyor
Akciğer kanseri taraması konusunda önemli noktalardan biri, yaşın tek başına tarama kriteri olmamasıdır.
Uluslararası kılavuzlarda küçük farklılıklar bulunmakla birlikte, yüksek riskli kişilerde yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi (LDCT) ile tarama önerilmektedir. Örneğin ABD Preventive Services Task Force, 50–80 yaş arasındaki, en az 20 paket-yıl sigara öyküsü bulunan ve halen sigara içen veya son 15 yıl içinde bırakmış kişilerde yıllık LDCT taramasını önermektedir.
Dolayısıyla “50 yaşından sonra herkes yılda bir kez akciğer tomografisi yaptırmalıdır” şeklinde genel bir öneri doğru değildir.
Prof. Dr. Erkan Kaba, “Tarama kararı kişinin yaşı, sigara maruziyeti, sigarayı bırakma zamanı ve genel sağlık durumu birlikte değerlendirilerek verilmelidir” diyor.
Düşük doz BT ile tarama, tanı amacıyla çekilen standart toraks BT’den farklı olarak daha düşük radyasyon dozu kullanılarak gerçekleştirilir. Bununla birlikte yanlış pozitif sonuçlar ve gereksiz ileri incelemeler gibi potansiyel zararları bulunduğundan, tarama uygun risk grubunda ve klinik değerlendirme çerçevesinde yapılmalıdır.
Genç Kadınlarda Görülen Farklılıkların Nedeni Tam Olarak Açıklanamıyor
Kadınlarda akciğer kanseri epidemiyolojisine ilişkin dikkat çeken bulgulardan biri, bazı yaş gruplarında kadınlarla erkekler arasındaki görülme sıklığı farkının azalmasıdır.
Özellikle ABD’den elde edilen bazı epidemiyolojik veriler, genç ve orta yaş gruplarında kadınların akciğer kanseri insidansının erkeklere kıyasla daha yüksek olabildiğini göstermiştir.
Bu farklılığın nedenleri tamamen açıklığa kavuşmuş değildir. Tütün kullanımındaki tarihsel farklılıkların yanı sıra çevresel ve mesleki maruziyetler, biyolojik faktörler ve tümörlerin moleküler özellikleri araştırılmaktadır. Ancak bu bulgular, tüm kadınların genç yaşlardan itibaren akciğer kanseri açısından yüksek riskli olduğu anlamına gelmez.
Erken Tanı Tedavi Seçeneklerini Değiştirebilir
Akciğer kanserinde tedavi; histolojik tip, hastalığın evresi, tümörün moleküler özellikleri ve hastanın genel sağlık durumu dikkate alınarak multidisipliner şekilde planlanır.
Erken evrede saptanan ve cerrahiye uygun küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde (KHDAK) cerrahi önemli tedavi seçeneklerinden biridir. Uygun hastalarda anatomik rezeksiyonlar minimal invaziv yöntemlerle, including video-assisted thoracoscopic surgery (VATS) veya robotik cerrahi ile gerçekleştirilebilir.
Hastalığın evresine ve biyolojik özelliklerine göre cerrahiye ek olarak kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler kullanılabilir.
Özellikle EGFR, ALK, ROS1, BRAF, KRAS gibi belirli moleküler değişikliklerin ve diğer biyobelirteçlerin saptanması, uygun hastalarda hedefe yönelik tedavi veya immünoterapi seçeneklerinin belirlenmesine yardımcı olabilir.
Prof. Dr. Erkan Kaba, “Akciğer kanserinde son yıllarda hem cerrahi tekniklerde hem de sistemik tedavilerde önemli gelişmeler yaşandı. Erken evrede tanı konulan uygun hastalarda küratif tedavi mümkün olabilir. İleri evre hastalıkta ise moleküler testler, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde tedavi seçenekleri geçmişe göre önemli ölçüde genişledi” ifadelerini kullanıyor.
Akciğer Kanserinden Korunmada En Etkili Adım: Tütün Kullanımından Uzak Durmak
Akciğer kanseri riskini azaltmada en önemli yaklaşım sigaraya başlamamak ve tütün ürünlerini bırakmaktır. Pasif sigara dumanından uzak durmak, mesleki kanserojenlere yönelik koruyucu önlemlere uymak ve uygun durumlarda radon gibi çevresel risklerin değerlendirilmesi de korunma açısından önem taşır.
Öte yandan yüksek risk grubunda bulunan kişilerde tarama, belirtiler ortaya çıkmadan önce hastalığı saptama fırsatı sağlayabilir.
Prof. Dr. Erkan Kaba, “Akciğer kanseri açısından risk taşıyan kişilerin ‘şikâyetim yok’ diyerek taramayı göz ardı etmemesi önemli. Ancak tarama herkes için değil, belirlenmiş risk kriterlerini karşılayan kişiler için öneriliyor. Bu nedenle kişisel risklerin hekim tarafından değerlendirilmesi en doğru yaklaşım” diyerek sözlerini tamamlıyor.
